HINÇ…

Nietzsche ve Scheler’in düşünce tarihine armağan ettiği ve derinlemesi­ne işlediği bir kavram olarak hınç, yani Ressentiment basit bir öfke nöbeti, küçük bir intikam yemini olarak tanımlanamaz. Tepkiye dayalı eylemler geçicidir ve onları unutabiliriz, oysa düşünürlerin kast ettiği hınç tamamen ruhsal bir “zehirlenme”dir. Bir süreklilik arz eder. Ve zamanımızın en belir­gin ahlâk yasasını oluşturur. Yani köle ahlâkını Biliriz mutlaka “dostumun dostu düşmanım olabilir” derler…

 DÜŞMANIMIN DÜŞMANI DOSTUM OLABİLİR Mİ, BENİM EN İYİ DOSTUM BİLE DÜŞMANIMDIR belkide…
İnsanın yüreğine dokunan belki de en netameli konuların başında hınç duygusu gelir. İnsanın tarihi kadar eski aslında bu… insan iliş­kilerinin yüzeydeki aldatıcı birliğine karşılık çok daha derinlerde büyük hayal kırıklıkları yaşarız. Sokaktaki adamın, düşünürün, sanatçının, hattâ diyebiliriz ki cimrinin, ideoloğun, dindarın veya çok tanıdık bir dostun kendine göre muhakkak gizli bir hesabı vardır…