Hissedenlerin Mesleği Öğretmenlik

“Bana bir harf öğretenin, kırk yıl kölesi olurum” (Hz. Ali)

Hz. Ali’nin sözünden, öğretmenlerin küçümsendiği ve başarısız olduklarının iddia edildiği bir yüzyıla gelmiş durumdayız. Bu cumhuriyet kurulurken, Atatürk eğitimin ve öğretmenlerin öneminin farkındaydı.

“Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla kaimdir. Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr muallim ve mürebbilerini sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.

Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır. “

Mustafa Kemal Atatürk

Başöğretmen sıfatını alabilen başka bir lider var mıdır dünyada? Geometri kitabı yazdığını ve eğitime ne kadar önem verdiğini tekrar hatırlamamız gerekiyor.

Milletlerin ruh ve karakterini şekillendirmede etkin rol oynayan öğretmenlerin bu işlevlerini yerine getirebilmesinde onların üretkenliğinin önemli bir etkisi vardır. Bu işlevini layıkıyla yerine getiren öğretmenler için; “bütün bir toplum onların eseridir” denilebilir. Öğretmenler, gerekli bilginin kazanılmasını kolaylaştıran, gerekli ortamları hazırlayan bir rol benimsemek durumundadır. Bunu en iyi biçimde yapabilmek için de öğretmenin çağı yakalamış, gelişme ve yeniliklere açık, kendini devamlı yenileyen bir yapıda olması gerekmektedir. En az öğrencileri kadar öğrenme ile aralarının iyi olması beklenir. İstenmeden de olsa insan eğitiminde yapılacak bir hata, sadece yetiştirilen bireye zarar vermeyecektir. Aynı zamanda toplumun geleceğini de olumsuz yönde etkileyecek sonuçlar doğuracaktır. Çünkü bireye yapılan yatırım uzun vadede verim alınacak bir yatırımdır. Bu yatırımda ortaya çıkacak bir hata ya da yanlışlık toplumları felakete götürecek sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle de günümüzde birey eğitiminde çok önemli görev üslenen öğretmenlerin çağın ilerisinde bir eğitim anlayışına sahip olması beklenmektedir.

İnsan yavrusu dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren, bilinçsiz de olsa etrafını tanıma arzusu içindedir. Zamanla bu istek bilinçli bir öğrenme faaliyetine dönüşür. İlk bilgileri ailesinden edinmeye çalışır. Burada öğretmen konumunda anne-baba ya da aile büyükleridir. Büyüdükçe ihtiyacı olan yeni bilgi ve becerileri sistemli, planlı ve programlı bir şekilde öğrenme gereği ortaya çıkar. Bu durumda bireye ihtiyacı olan bu bilgileri planlı ve programlı bir şekilde verecek birilerinin rehberliğine gerek vardır. İşte öğretmen, bireylere öğrenmesi gereken bilgileri planlı, programlı bir şekilde, belli bir ortamda, belirli araç-gereçlerle öğreten kişi olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanlığın varoluşundan günümüze her geçen gün öğrenilmesi gereken yeni şeyler ortaya çıktığı gibi, bu bilgileri öğretecek öğretmenlerin yetiştirilmesinde, görevlerinde, rollerinde gelişme ve değişmeler olmaktadır.

Öğretmen, “…devletin eğitim politikasını uygulamaya koyan, uygulama sonuçlarıyla politikaları etkileyen, uzmanlık çalışmaları ve araştırmalardan yararlanan, aynı zamanda bu çalışmalarla iç içe olup onlara katkı sağlayan önemli bir kişidir.” Öğretmen bir milletin ruh ve karakter hamuruna şekil veren üretici bir insandır. Öylesine üreticidir ki, bütün bir toplum öğretmenin eseridir denilebilir. Toplumun her alanında görev ve sorumlulukla donatılan öğretmenin çeşitli dönemlerde itibarının farklı seyir izlediği ortadadır. Öğretmen gerekli bilginin kazanılmasını kolaylaştıran, gerekli ortamları hazırlayan bir rol benimsemek durumundadır. Bunu en iyi biçimde yapabilmek için de en az öğrencileri kadar öğrenme ile arasının iyi olması gerekir. Claparede’ ye göre; “Öğretmenin en önemli erdemi, çok bilgili olmak değil, şevk sahibi olmaktır. O kendi mizacından farklı mizaçların ve farklı zihinlerin de bulunduğunu iyi bilmeli, çocuğun düzeyine inmeli, çocuğun karşısına hasım gibi değil, bir dost gibi çıkmalıdır”. Öğretmenin kişilik olarak sağlam bir yapıya sahip olması gerekir. İbn Sina öğretmenin, nefsinin isteklerine uymayan, aşırı öfkeden, tamah ve hırstan kaçınan, korkmayan bir yapıya sahip olması gerektiğini belirtir. Bütün eğitimcilerin birleştiği bir özelliği de iyi ahlâk ve kişilik sahibi olmasıdır. Erzurumlu İsmail Hakkı ise, Marifetname adlı eserinde, öğretmenin, yaramaz çocukları nasihatle eğitme yoluna giden, soru soranları azarlamadan cevap veren özelliklerinden bahseder.

Kerschensteiner, öğretmenlerin çocuğun ilgilerini göz önüne almalarını gerektiğini söyleyerek onların ilgi duymadıkları işlere zorlanmamalarını söyler. Ona göre, “…öğretmenlik, doğuştan getirilen yetenek ve eğilimlere büyük ölçüde dayanan bir meslektir. Öğretmen olabilmek için her şeyden önce Tanrının insana bazı yetenekler vermiş olması gereklidir. Bunlar: 1- Gerçek öğretmen saf bir çocuk ruhu taşır, gençlerden kopamaz. 2- Gerçek öğretmen, kendini çocuğun yerine koyabilir ve çocuğa karşı davranışlarında uyanık ve incelik gösterir. 3- Gerçek öğretmen, çocukları gözleyip onları bütünlükleri içinde kavrayabilir ve onların kişiliklerini anlayabilir. 4- Gerçek öğretmen, kendi iradesine sahip ve karakter sahibidir. 5- Gerçek öğretmen, neşeli ve iç huzura sahiptir”. Alain ise, öğretmenle bahçıvanın yaptığı iş arasında benzerlik kurarak şöyle der: “Bahçıvan bir bahçe yapmak isteyince deli otları, yabanî erikleri, kıvrım kıvrım gürizleri söküp atmakla işe başlar; kuşları uzaklaştırır, toprağı alt üst eder, kökleri bulup söker, ateşe atar. Sonra yollar ve bitkiler için bölgeler çizer, lahana, enginar, gül fidanları diker. O zaman tırmığına gururla dayanıp “işte güzel bir bahçe” der. Eğitimci böyle bir bahçıvandır. Kafaların bahçıvanlığı daha çok ihtiyat ister. Toprağın ürünlerini korumak, budamak, aşılamak gerekir. Söküp atmak değil (Akyüz, 1983, 43-44); insan yavrusunun yetişkin bir birey durumuna gelerek üretici konumuna geçebilmesi için ortalama yirmi beş yıl ona hizmet etmek gerekmektedir. Dolayısıyla yetiştirilmesi oldukça zaman alıcı ve itina isteyen böyle bir işle uğraşan kişilerin de işinin ehli olması elbette ki zorunludur. Bahçede istenmediği halde çıkan yabanî otları söküp atmak kolay, hatta yararlı otları dahi atarak yerine yenilerini kısa zamanda yetiştirmek mümkünken, insan yetiştirmede durum çok farklıdır. İstenmeden de olsa insan eğitiminde yapılacak bir hata, sadece yetiştirilen bireye zarar vermeyecektir. Aynı zamanda topluma da zararlı sonuçlar doğuracaktır. Bu nedenle de, günümüzde birey eğitiminde çok önemli görev üstlenen öğretmenlerin sorumlulukları oldukça fazladır.

Eflatun kaç çeşit insan varsa o kadar devlet şekli vardır demektedir. Burada bütün sistemlerin temel öğesinin insan olduğu vurgulanır. Bütün sistemler insan öğesi üzerinde gelişir, hayatiyet bulur. Dolayısıyla eğitim sistemlerinin de temel öğesinin insan olduğu ve de insanların toplumları meydana getirdiklerinden hareketle her toplumun kendine özgü bir eğitim sisteminin olması gerekmektedir. Bu sistem içerisinde görev yapan öğretmen sistemin içinden gelen ve sistemin girdisi olan insanı iyi tanıması gerekmektedir. Her sistem işleyişini sağlıklı sürdürebilmek için girdisini iyi tanımalı ki çıktı olarak tekrar topluma sunacağı ürününü toplumla uyumlu olarak yetiştirebilsin. Bunu yapabilmek için de, içinde yetiştiği toplumun özelliklerini taşıyan insanı toplumuyla birlikte düşünerek ele almalıdır. “İnsanın herhangi bir var olanla ilişki koruması ancak onu tanıması ile mümkün olur. Bir eylemin başarıya ulaşması, kullanılan bilginin var olana uygunluğu ölçüsünde olur” 

Öğretmen birey ve toplum üzerinde “…yaz ortasında rehavete düşmüş yarı uykulu insanlar üzerine dökülen buzlu su gibi” öğrencilerini ve çevresini devamlı uyanık tutan ve olaylar karşısında duyarlı bir yapıda olmalarını sağlayacak bir etki bırakmalıdır. Nasıl ki Mimar Sinan taşları yontmadaki ustalığı ve bilgisi ile halâ insanları hayrete düşüren eserler vererek “taşların şairi” unvanını almışsa, Türkçeyi dünyaya tanıtan Yunus gönüllere taht kurmuşsa ve halâ anlaşılabiliyorsa, öğretmende bilgisi, becerisi ile ellerine teslim edilen öğrencileri, her çağa ve her ortama cevap verebilecek şekilde yetiştirmeli, geleceğe hazırlamalıdır. Akyüz öğretmenlerin toplumu ve bireyi çeşitli yollarla etkilediklerini şu şekilde sıralamaktadır: 1-Okul kanalıyla, 2-Toplumsallaştırma yoluyla, 3-Davranış değişikliği oluşturarak, 4-Önder ve Aydınlar yetiştirerek.

Öğretmenin üniversiteye alınmasından, yetiştirilmesine, atanmasına ve atama sonrası takibine kadar çok önemli eğitim aşamalarının gerekliliği önemli bir etkendir. Öğretmenin toplum içindeki görevinin anlamı kavranamamıştır. Ona sadece okuma yazma öğreten bir memur sıfatıyla bakılmıştır. Sonra da öğretme ve insan yetiştirme işleminin bir sanat, özel kabiliyet hatta bir aşk meselesi olduğu düşünülmemiştir. Böylece öğretmen seçimi tesadüflere bırakılmıştır.” 

“Günümüzde, yalnız insanların sağlığını değil fakat bitki ve hayvanların üretim ve ıslahı işini dahi amatör ellere bırakmazken, eğitim hizmetlerinin gelişi güzel ve niteliksiz kadrolara bırakılması” oldukça düşündürücüdür. Neden hep bir arpa boyu yol gidiyoruz? Neden hep çağdaşlaşma yolunda yapılan girişimlerimiz sonuçsuz kalıyor? vb. soruların cevabı, öğretmenliğe verilen değer ve öğretmenlerin bu gelişmelere ayak uyduracak yeniliklerle donatılmamasında yatmaktadır. 

Baltacıoğlu’nun şu sözleri eğitimde rehber olacak niteliktedir: “Yalnız başına eğitim, yalnız başına müteşebbis, kararlı cesur bir adam; bir varlık bir şeydir, fakat sadece bilgili, hafızası zengin bir adam hiçbir şeydir.” Öyleyse, toplumda, cesur girişimci, müteşebbis, kararlı ve ileriyi görebilen bireyler mi yoksa hiçbir şey mi yetiştirmek istenilmektedir? Akyüz ise öğretmenlere verilmesi gereken önemi şu şekilde belirtir: “Nitelikli ve gerçek öğretmenlere sahip olmayı temel eğitim sorunumuz olarak görmedikçe, eğitimin toplumsal gelişmemize gerçek bir katkısı olacağını düşünmek hayal olur. Çünkü herhangi bir ülkede, öğretmenler ve öğretmenlik mesleği yeterli güç ve niteliğe ulaşmadıkça, o ülkede en iyi eğitim sistemi ve en yüce eğitim araçları da bulunsa, bunlar gerçekleşemez”

Cumhuriyetimizin kurucusu, Başöğretmen, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk öğretmenlerin değerini ve önemini ne de güzel vurgulamış; “Öğretmenler yeni nesil sizlerin eseri olacaktır!” Bu söz öğretmenliğin hayattaki en önemli faktörlerden birisi olduğunu açıkça anlatıyor. Öğretmenleri diğer mesleklerden ayıran en önemli özelliği de amaçları sadece belirli bir konuya ya da dersi anlatmak değil, tam olarak hayatı öğretmek…
İşte öğretmenliğin en güzel, en gurur verici yeri de budur zaten. Bu sebepten dolayı her toplumda öğretmenin yeri çok ayrıdır.