Geceye Emanet Edilen: Sevmek Neden Hâlâ En Güzel Umuttur?
“İnsan gerçekten de bazen bir çift gözde, hiç sönmeyecekmiş gibi derinden kaybolabiliyormuş…”
“İnsan gerçekten de bazen bir çift gözde, hiç sönmeyecekmiş gibi derinden kaybolabiliyormuş…”
Tarihin akışına bakıp bazen hayaller kurarız. “Acaba o dönem başka bir şey olsaydı bugün nasıl bir dünyada yaşardık?” sorusu hepimizin aklındadır. Türk insanının zihnini en çok kurcalayan soru ise bellidir: Atatürk 10 yıl daha yaşasaydı ne olurdu?
Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllar boyunca üç kıtada adaletle hükmetti. Şüphesiz bu devasa gücün arkasında mükemmel işleyen bir askeri yapı yer alıyordu. Bu yapının en kalabalık ve en hayati unsurunu ise Tımarlı Sipahiler oluşturuyordu. Bu yazımızda, taşra süvarilerinin Osmanlı Devleti açısından ne anlama geldiğini inceliyoruz.
Kuvayı Milliye Destanı, Kurtuluş Savaşı’nı eşsiz bir realizmle ölümsüzleştirir. Eser, resmi tarihin aksine savaşı generaller üzerinden değil; açlık, sefalet ve iç isyanlarla boğuşan Anadolu’nun sıradan insanları, yani “kitapsız bilenleri” üzerinden anlatır.
Defa Okundu: 33 Modern dünya bize tehlikeli bir illüzyon sunuyor. Her zaman sınırsız vaktimiz olduğunu düşünüyoruz. Her sabah telefonlarımızın mekanik alarmlarıyla uyanıyoruz. Bitmek bilmeyen işlere koşuyoruz. Trafiğin hırçın ritminde kayboluyoruz. Zihnimizde ise hep aynı teselli cümlesini büyütüyoruz: “Yarın hallederim.” Oysa hayat, biz o kusursuz yarınları beklerken akıp gidiyor. Avuçlarımızın arasından sinsice kayan bir kum saati …
“Zaman Akıp Giderken Sevdiklerimize Geç Kalmanın Gizli Maliyeti”devamını oku
Türkiye’de siyasilerin tarihi kendi güncel çıkarları doğrultusunda hoyratça eğip bükmesi, kitlelerin rasyonel düşünme yetisini felç eden sistemli bir popülizm ve siyasi manipülasyon stratejisidir.
Defa Okundu: 25 Modern dünyada insanı en çok yoran şey fiziksel işler değildir. Buna karşın zihinsel olarak maruz kaldığımız haksızlıklar bizi çok daha fazla yıpratır. Bu haksızlıkların en ağır olanı ise insanın aklıyla dalga geçilmesidir. Birey, gözünün önündeki somut bir gerçeği netçe görür. Lakin karşıdaki güç odağı, bu gerçeği süslü kelimelerle ve büyük bir pişkinlikle …
“Zihinsel Kuşatma: Siyasetin Yarattığı Psikolojik Felç”devamını oku
Atatürk’ün yurt gezileri, genç Cumhuriyet’in modernleşme hamlelerini tabana yaymak, devrimleri halka doğrudan anlatmak ve tebaadan vatandaşa geçiş sürecini bizzat yerinde yönetmek amacıyla gerçekleştirilen stratejik birer yönetim modelidir.
Ankara’da meclis açıldı ama Anadolu sinsi bir iç savaşın ortasına düştü! 🇹🇷 Sarayın fetvaları, İngilizlerin oyunları ve eski kahramanların ihaneti… TBMM’nin açılması üzerine ortaya çıkan iç isyanları, cephe gerisinde yaşanan askeri ve mali krizleri, Ankara’nın bu ölümcül çemberi nasıl kırdığını yeni yazımızda.
tatürk’ün altı ilkesi sadece bir dönemin reform programı değildi. Bu ilkeler; eğitim seferberliğinden küresel barış paktlarına kadar, Türkiye’nin çağdaş dünyadaki ebedi manifestosuydu. Geçmişten bugüne Altı Ok’un felsefi derinliği yeni yazımızda!
Osmanlı sadece savaş meydanlarında çarpışmadı. XVII. yüzyılda camiler ve tekkeler dev bir zihniyet savaşına sahne oldu. Katı kuralları savunan Kadızâdeliler ile hoşgörü yanlısı Sivâsîlerin büyük mücadelesi yeni yazımızda!
Osmanlı tarihinin en sıra dışı dönemi: Lale Devri! Sadece lale bahçeleri ve şatafattan mı ibaretti? İlk matbaa, kağıt fabrikası, Avrupa elçilikleri ve bu dönemi bitiren büyük kriz yeni yazımızda
Osmanlı tarihinin en yıkıcı iç krizi: Celali İsyanları! Ağır vergiler, kıtlık ve rüşvet Anadolu halkını dağa çıkardı. “Büyük Kaçgun” ile boşalan köyler ve sarsılan ekonomi tarihimizi nasıl değiştirdi?
Defa Okundu: 49 Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmıştır. Milli Mücadele’nin ilk somut planlarını yaptığı Havza dönemi, Türk tarihi için tam bir dönüm noktasıdır. İhtilalin İlk Karargâhı: Mustafa Kemal’in Havza Yolculuğu ve Stratejik Önemi Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919’da Samsun’da işe başladı. Çünkü bu yolculuk sadece bir askeri görev değildi. Aksine …
“İhtilalin Karargâhı: Mustafa Kemal’in Havza Yolculuğu ve Telgraf Trafiği”devamını oku
Defa Okundu: 27 Sisifos Türkiye’de: İki Karanlık Arasında Bir Vatandaş İnsanlık tarihi, iki büyük karanlığın arasında parlayan cılız bir kıvılcımdır. İlk karanlık, var olmanın evrensel ağırlığını temsil eder. İkinci karanlık ise doğulan coğrafyanın getirdiği somut, sosyo-politik yıkımı ifade eder. Felsefe ve edebiyat, bu iki alanı anlamlandırma çabamızın en sadık aynalarıdır. Çünkü insan, bu iki uçurumun …
“Keşke Hiç Olmasaydık: Varoluşsal Nihilizmden Türkiye Gerçeklerine Bir Yolculuk”devamını oku
Osmanlı’da “Hürriyet, Adalet, Müsavat” çığlıkları! 1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet, basından sokağa her yeri özgürlük festivaline çevirdi. Ancak peşinden gelen siyasi kavgalar devleti nereye sürükledi? Detaylar yeni yazımızda!
Türkiye siyasi tarihi, 70 yıl arayla benzer otoriterleşme süreçlerinden geçiyor. Nitekim 1950’lerin sonundaki DP-CHP rekabeti ile bugünkü AKP-CHP ekseni yapısal bir süreklilik gösteriyor.
Osmanlı İmparatorluğu’nda sandık ve parlamento ile tanışma vakti! 1876’da ilan edilen I. Meşrutiyet, mutlak monarşiyi yıkarak halkı yönetime ortak etti. İlk anayasamız Kanun-ı Esasi’nin tüm siyasi ve toplumsal perde arkası yeni köşe yazımızda!
Türkiye’de yüksek enflasyon ve ekonomik daralma, toplumsal katmanlar arasındaki makası hiç olmadığı kadar açıyor. Üst gelir grubu küresel konforunu korurken; eski dönemin “orta direği” statü kaybıyla eriyor, alt gelir grubu karbonhidrat ağırlıklı bir hayatta kalma mücadelesi veriyor, emekliler ise sistem dışına itilerek çalışmak zorunda kalıyor. Eğitimde fırsat eşitliğinin kaybolması, genç işsizliği ve kronik beyin göçü gibi yapısal krizler, kamusal alanı tamamen parçalayarak Türkiye’yi katmanların birbirine hiç değmediği ikili bir toplumsal yapıya doğru sürüklüyor.
Gün içinde taşımaktan yorulduğumuz o “her şeye yetişen, hiç yıkılmayan mükemmel insan” maskesi, aslında derin bir kırılma korkusunu saklıyor olabilir mi?