İllüzyondan Enkaza: Türkiye’de Entelektüel İhanetin 2000’li Yıllar Anatomisi

Türkiye’de toplumsal dönüşümün tıkanması, aydınların sessizliğinden değil, doğrudan doğruya aldıkları aktif kararlardan kaynaklanıyor. 2000’li yılların virajında eleştirel akıllarını gücün hizmetine sunan, AB illüzyonundan kumpas davalarına kadar her aşamada yeni vesayetin taşlarını bizzat döşeyen entelektüel sınıfın proaktif ortaklığını inceliyoruz. Pasif bir seyirciliğin değil, kalemle yapılan aktif bir tetikçiliğin anatomisi

Kendi Doğrularının Kafesinde Yaşayanlar: Mutlak Hakikat Yanılgısı

Hayatı anlamlı kılan, her insanın dünyayı farklı bir pencereden seyretmesidir. Renklerin çeşitliliği, fikirlerin zenginliği ve farklı bakış açıları toplumu besler. Ancak bu zenginliğin karşısında büyük bir tehdit duruyor. Kendi zihninin sınırlarını, hakikatin tek ölçüsü sayan bireyler. Stefan Zweig’in, “En tehlikeli insanlar, kendi doğrularının tek gerçek olduğunu sananlardır” sözü, bu zihniyeti özetler. Bu yaklaşım sadece bireysel …

Dünyayı Susturmak: Ruhun Kendi Egemenliğini İlanı…

İnsan, içine doğduğu gürültünün kuşatması altındayken, varoluşunu ancak dünyayı paranteze aldığı o radikal kesintide, kalbinin sessizlik arzusunda bulur. Aslında dünyayı sessize almak, dışarıdan dayatılan tüm kimlikleri askıya alarak kalbin o en saf, en derin arzusuna—kendi sessizlik tapınağına—doğru atılan radikal bir adımdır. İnsan, gürültünün içine doğar ve tüm ömrünü o gürültüyü evcilleştirmeye çalışarak geçirir. Sokaklar, ekranlar, …

Betonlar Arasında Birikilmek: Ortak Bir Yazgının Fısıltısı…

Dünya sahnesine fırlatılıp bırakıldığımızdan beri, bir rüzgarın önünde yaprak misali savruluyoruz. Adına yaşamak denilen bu devasa devinimin içinde, özne olmak iddiasından çoktan vazgeçmiş, sadece akışa maruz kalınan bir durağanlığı benimsenmiş durumda. Zamanın amansız çarkları arasında ezilinirken, günlerin birbirini kovalaması sadece seyrediliyor. Her sabah güneşin doğuşuna şahitlik ettiriliyor bu bedenler. sokakların gürültüsüne, kalabalıkların telâşına usulca alışıyor …

Cumhuriyet Dönemi Kültürel ve Sosyal Gelişmemizin Mihenk Taşı Halkevleri  (1932-1951)

Halkevleri, işlevsel açıdan sadece birer kültür merkezi olmanın ötesinde, siyasal sosyalleşme mekanizmaları olarak görev yapmıştır. Okuma-yazma oranının düşük olduğu bir dönemde, görsel ve işitsel araçlar kullanılarak inkılapların halk tarafından benimsenmesi kolaylaştırılmıştır.

GEL DE YAŞA HADİ BU İKLİMDE…

Türkiye, köklü tarihi ve kültürel zenginlikleriyle her zaman dikkat çeken bir coğrafya olmuştur. Ancak son yıllarda vatandaşların günlük hayatında hissettiği sosyo-ekonomik ve yapısal krizler, ülkeyi bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp bir hayatta kalma mücadelesine dönüştürmüştür. “Gel de yaşa” dedirten bu süreç; ekonomik çöküşten toplumsal yozlaşmaya, hukuki güvensizlikten temel kamu hizmetlerindeki tıkanmalara kadar çok geniş bir …

İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Numune Okulları

İttihat ve Terakki Cemiyeti döneminde eğitim, yalnızca öğretim faaliyetleriyle sınırlı görülmemiş; devletin yeniden yapılandırılması, toplumsal dönüşümün sağlanması ve modern yurttaşın oluşturulması için stratejik bir araç olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Numune Okulları, Osmanlı modernleşmesinin eğitim alanındaki somut uygulama kurumları arasında önemli bir yere sahip olmuştur. Numune Okullarının Ortaya Çıkışı ve Amacı Numune Okulları, modern eğitim anlayışının …

Düşüncenin Arkeolojisi: İlk Çağ Felsefesi Tarihinin Önemi ve Annales Okulu Perspektifinden Müfredattaki Rolü

Felsefe tarihi, insanlığın evreni ve kendi varoluşunu rasyonel bir temelde anlamlandırma çabasının gelişim öyküsüdür. MÖ 6. yüzyılda Miletos okulunda Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes’in evrenin ilk maddesi (arkhe) üzerine yürüttüğü sorgulamalar, dogmatik ve mitolojik açıklamaların yerini mantıksal gerekçelendirmelere bırakmasını sağlamıştır (Kaufman, 2020). Bu entelektüel kırılma, rasyonel düşüncenin kurumsallaşması adına insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir. …

Dilaverpaşa Nizamnamesi

Dilaver Paşa Nizamnamesi (tam adıyla Ereğli Kömür Maden-i Hümâyûnu İdaresinin Nizamnamesi), Osmanlı İmparatorluğu’nda çalışma hayatına ve işçi haklarına yönelik yapılan ilk düzenlemedir. 1867 yılında, Madeni Hümayun Nazırı Dilaver Paşa tarafından hazırlanmış olan nizamname, Zonguldak Kömür Havzası’ndaki maden ocaklarında üretim verimliliğini artırmak ve çalışma koşullarını disipline etmek amacıyla yürürlüğe konmuştur. Bu nizamname, Türkiye’deki iş sağlığı ve …

Dil ne zaman önyargılı olur?

Dil, belirli kişi veya grupları dışlayan, aşağılayan veya kalıplaşmış yargılara hapseden ifadeler içerdiğinde önyargılı olarak kabul edilir. Bu durum sadece seçilen kelimelerle değil, bilginin sunuluş biçimiyle de ortaya çıkabilir. Dilin önyargılı hale geldiği temel durumlar şunlardır: Genelleme ve Kalıpyargılar: Belirli bir grubun (ırk, etnik köken, yaş, sosyal sınıf) tüm üyelerini aynı özelliklere sahipmiş gibi gösteren …

Küfretmek yanlış mıdır?

“Yanlış” kavramı kişisel değerlere, kültüre ve duruma göre değişse de, küfretmek iletişimsel ve toplumsal açıdan birkaç farklı boyutta değerlendirilir. İletişimsel Açıdan:Küfretmek genellikle “kelime dağarcığının yetersizliği” veya “duygusal kontrol kaybı” olarak görülür. Bir tartışmada küfre başvurmak, argümanların gücünü zayıflatır ve odağı konudan uzaklaştırıp kişisel bir saldırıya dönüştürür. Bu açıdan, sağlıklı bir iletişim kurmak isteyen biri için …

Saçmalamak ya da başkalarının saçmalığını ortaya çıkarıp dile getirmemek her zaman yanlış mıdır?

“Saçmalamak” veya birinin saçmaladığını görüp susmak, her zaman etik bir “yanlış” değil, çoğu zaman stratejik bir sosyal seçimdir. Bu durumu hem psikolojik hem de sosyolojik açılardan değerlendirebiliriz: 1. Saçmalamanın Gizli Faydası (Yaratıcılık ve Rahatlama) Her zaman mantıklı olma zorunluluğu zihinsel bir hapishane yaratabilir. Yaratıcılık: “Saçmalamak”, beynin kalıpların dışına çıkmasını sağlar. Beyin fırtınası seanslarında en parlak …

Ne zaman bağışlamalıyız –ve ne zaman bağışlamamalıyız?

Bağışlamak, çoğu zaman sanıldığı gibi karşı tarafı “aklamak” değil, kendi zihnindeki öfke yükünü serbest bırakmaktır. Ancak her durum bağışlanmayı hak etmeyebilir. Bu ayrımı yapmak için şu kriterlere bakabiliriz: Ne Zaman Bağışlamalıyız? Kişi Pişmanlık Duyuyorsa: Hata yapan kişi hatasını kabul ediyor, telafi etmek için çaba harcıyor ve aynı davranışı tekrarlamıyorsa, bağışlamak ilişkinin iyileşmesini sağlar. Hata Kasıtlı …

Ne Olacaksa Olsun Deriz Ya…

Türkiye’de ahlaki çözülme (veya toplumsal çürüme ), değer yargılarının aşınması ve ortak normların geçerliliğini yitirmesiyle karakterize edilen karmaşık bir süreçtir. Bu durum sadece bireysel davranışlarla değil, kurumların ve adaletin işleyişiyle de doğrudan ilişkilidir. Uzmanlar, ahlaki çözülmenin yalnızca bireysel “ahlak” üzerinden okunmasının yanlış olduğunu, asıl meselenin yargı, adalet ve kamusal güvenin zayıflaması olduğunu belirtmektedir. Kurumsal mekanizmalar işlemediğinde, bireyler etik …

Benim Hırsızım

Toplumsal çürümenin en sessiz ama en derin belirtisi, adaleti sağlama arzusunun yerini “taraf tutma” içgüdüsüne bırakmasıdır.  Günümüz siyasi ve sosyal ikliminde sıkça karşılaştığımız “benim hırsızım iyidir” ya da “benim hırsızım seninkini döver” anlayışı, suçun niteliğinden ziyade failin kimliğine odaklanan tehlikeli bir mutasyondur. Bu anlayışta hırsızlık; çalanın bizden, bizim mahalleden veya bizim ideolojimizden olması durumunda bir …