Milli Mücadele Yolunda Unutulan Siper: Sultanköy Şehitliği

Ankara Meclisine Karşı Hain Propagandalar

İstanbul’un işgali sonrası Anadolu’da başlayan şanlı direniş, işgalcileri ve İstanbul Hükümeti’ni teyakkuza geçirmiştir. Nitekim müttefik İngilizler, bu ulusal uyanış sürecini ne pahasına olursa olsun önlemek istemişlerdir. Üstelik Ankara’da kurulan Büyük Millet Meclisi’ne karşı, hanedan bağlılığı temelinde kara propagandalar yürüttüler. Böylece bu sinsi kışkırtmalar etkisini gösterdi ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde ayaklanmalar başladı.

Özellikle Bolu, Düzce, Hendek ve Adapazarı bölgelerindeki bazı gruplar, ortak sloganlarla harekete geçmiştir. Zira işgalcilerin yönlendirmesiyle, 1920 yılında Düzce ve Bolu dolaylarında iki büyük isyan çıkarttılar. Dahası bu isyanlar sırasında Kurmay Yarbay Mahmut Bey, Hendek civarında pusuya düşerek şehit oldu. Sonuç olarak tümenin dağılması ve silahların asilerin eline geçmesi, Ankara’da endişe yarattı.

İkinci Ayaklanma Dalgası ve Bolu Dağı Pususu

Diğer taraftan Milli Kuvvetler başka cephelerdeki isyanlarla meşgulken, Abaza ve Çerkez kökenli gruplar ikinci bir isyan başlattı. Nitekim 19 Temmuz 1920’de başlayan bu tehlikeli kalkışma, 23 Eylül tarihine kadar sürdü. Hatta Bolu Dağı bölgesine giden milli birlikler, isyancıların kurduğu sinsi pusular sonucu kayıplar verdi. Fakat vatansever güçler, bölgeye gönderilen takviye birliklerle duruma tekrar hakim olarak ayaklanmayı bastırdı.

Aslında Bolu, 1920 yılında yaşanan bu talihsiz isyanlar nedeniyle hep kötü anımsanan bir şehir olmuştur. Oysaki Bolu halkı, Milli Mücadele’nin yanında saf tutarak hem cephede hem de düzenli orduda pek çok şehit vermiştir. Öyle ki vatansever kent, cephedeki askerinin tüm temel ihtiyaçlarını karşılamak için seferber olmuştur. Buna karşın Düzce bölgesinden gelen asilerin Bolu’da yarattığı tarihi tahribatın izleri zamanla tamamen yok olmuştur.

Sultanköyü Taarruzu ve Ele Geçirilen Top

Bununla birlikte 3 Mayıs 1920 günü Düzce ve Hendek asileri, İngilizlerin para desteğiyle Bolu’yu resmen işgal ettiler. Zalimler, Bolu’da bulunan 32’nci Kafkas Alayının birçok subay ve erini olay yerinde şehit etti. Bunun üzerine Büyük Millet Meclisi, Yarbay Arif emrindeki 175 gönüllü Karakeçili Müfrezesini derhal bölgeye sevk etti. Fakat 4000 kişilik asi kuvvetleri, şehit Yarbay Mahmut Bey’in tümeninden gasp ettikleri bir topu Üçtepeler mevkiine yerleştirdi.

Yani asiler, Sultanköyü’ne giriş yapan Yarbay Arif emrindeki vatansever askerleri bu topla yoğun ateş altına aldı. Maalesef yapılan bu ilk hain topçu ateşiyle, 6 ya da 8 kahraman askerimiz şehit düştü. Ancak Yarbay Arif, hakimiyeti sağlamak amacıyla kuvvetlerini hiç zaman kaybetmeden derhal kahramanca bir taarruza geçirdi. Sonuçta korkuya kapılan asiler, 75 mm’lik sahra topunu olduğu yerde bırakarak arkalarına bakmadan kaçtılar.

Tarihin Canlı Şahidi: Sultanköy Şehitliği

Nihayetinde asiler kaçarken ateşleme kamasını da götürdükleri için Milli Kuvvetler bu topu o an kullanamamıştır. Kısacası yaşanan tüm bu acı olaylardan geriye, Bolu’da halen var olan tek iz olarak Sultanköy Şehitliği kalmıştır. Özellikle köylülerin anlattığı tarihi hikayelerden yola çıkan Kent Konseyi ve Bolu Belediyesi, bu kutsal alanı düzenlemiştir. Şüphesiz hayatını vatan uğruna feda eden aziz kahramanlarımızın hatırasını yaşatmak, hepimizin en büyük namus borcudur. Dileriz ki milli mücadelenin isimsiz yiğitlerinin ruhları şad, mekanları cennet olsun.

Bölgesel Direnişin Ulusal İradesi: Erzurum Kongresi

Amasya’da ilan edilen ihtilal manifestosunun ardından gözler Doğu Anadolu’ye çevrildi. Çünkü bölgedeki Ermeni tehlikesine karşı acilen güçlü bir set çekmek gerekiyordu. Mustafa Kemal Paşa askerlikten istifa ettikten sonra sivil olarak Erzurum’a geldi. 23 Temmuz 1919 günü toplanan Erzurum Kongresi, vatanın parçalanamaz bir bütün olduğunu dünyaya haykırdı.

Kongrenin Toplandığı Olağanüstü Bölgesel Şartlar

Milli Mücadele kadrosu Erzurum’a ulaştığında Mondros’un en tehlikeli maddesi masadaydı. Zira İtilaf Devletleri Doğu illerinde bir Ermenistan Devleti kurmayı planlıyordu. Vilayat-ı Sitte adı verilen bu altı il büyük bir işgal baskısı altındaydı.

Bu tehlike karşısında Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bölgesel bir kongre kararı aldı. Kısacası Erzurum Kongresi, Mondros’un bölücü maddelerine karşı Anadolu’nun kalbinden yükselen çelikten bir kalkandı.

Kongrenin Kaderini Belirleyen Sarsılmaz Şahsiyetler

Bu tarihi meclisin toplanması ve kararlar alması güçlü şahsiyetlerin dik duruşu sayesinde gerçekleşti. Şüphesiz bu isimlerin başında 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa geliyordu. İstanbul’un tutuklama emrine rağmen Mustafa Kemal’e “Ben ve kolordum emrinizdeyiz” diyerek sadakatini sundu. Böylece Karabekir’in bu askeri koruma kalkanı Milli Mücadele’nin kırılmasını ve dağılmasını tamamen engelledi.

Bunun yanı sıra Bahriye Nazırlığından istifa eden Rauf Orbay da kongrenin en parlayan isimlerindendi. Mustafa Kemal ile birlikte kongreye delege seçilerek sivil direnişin diplomatik beyni oldu. AyrıcaCevat Dursunoğlu ve Münir Akkaya gibi yerel kahramanlar kendi delegeliklerinden fedakarlık yaptılar. Mustafa Kemal ve Rauf Bey’in meclise girmesini sağlayarak tarihin akışını değiştirdiler.

Alınan Tarihi Kararlar ve Ulusal Sınırlar

Bölgesel amaçlarla toplanan bu meclis, aldığı kararlarla bir anda ulusal bir nitelik kazandı. Kongrenin ilk maddesinde “Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz” dediler. Böylece ileride ilan edecekleri Misak-ı Milli’nin sınır çizgisini ilk kez burada belirlediler.

Üstelik İstanbul Hükümeti’nin aciz kalması durumunda geçici bir hükümet kurulacağını karara bağladılar. “Kuva-yı Milliye’yi amil, irade-i milliyeyi hakim kılmak esastır” diyerek halk iradesini en tepeye koydular. Dolayısıyla Erzurum kararları, padişahın mutlak otoritesini sarsan çok güçlü siyasi sonuçlar doğurdu.

Manda Reddi ve Temsil Heyeti’nin Doğuşu

Bunun yanı sıra kongre, tam bağımsızlık fikrini hiçbir tartışmaya yer bırakmadan kesinleştirdi. Çünkü bazı delegelerin savunduğu Amerikan mandası fikrini ilk kez burada net olarak reddettiler. Hristiyan azınlıklara siyasi ve sosyal dengeleri bozacak hiçbir imtiyaz verilemeyeceğini dünyaya ilan ettiler.

Bu amaçla kongre çalışmalarını yürütmek üzere dokuz kişiden oluşan bir Temsil Heyeti seçtiler. Mustafa Kemal Paşa bu heyetin başkanı olarak ulusal hareketin resmi lideri haline geldi. Böylelikle Erzurum Kongresi, dağınık haldeki yerel direnişi kurumsal bir hükümet gibi yönetmeye başladı.

Kongrenin İçte ve Dışta Yarattığı Büyük Yansımalar

Bu cesur kararlar işgalci güçler ve İstanbul Hükümeti üzerinde şok etkisi yarattı. Çünkü saray, Erzurum kararlarını yasa dışı ilan ederek Mustafa Kemal’in tutuklanmasını emretti. Buna rağmen ne Kazım Karabekir ne de Anadolu halkı padişahın bu emirlerine itaat etti.

Aksine halk, bağımsızlık savaşının sivil bir liderlik etrafında birleştiğini görerek kongreye daha çok sarıldı. İngiliz işgal komiserleri ise Doğu’daki bu direniş gücü karşısında askeri planlarını revize etmek zorunda kaldı. Nitekim Erzurum, Anadolu’nun teslim olmayacağını tüm dünyaya en gür sesle kanıtlamıştı.

Erzurum Kongresi’nin Değeri

Modern tarihçiler Erzurum Kongresi’ni yerelden ulusala uzanan muazzam bir başarı hikayesi sayarlar. ÖrneğinBülent Tanör gibi uzmanlar bu kongreyi yerel bir parlamento gibi incelerler. Oysa bazı dar popüler anlatılar bu olayı sadece Doğu illerinin bir savunma toplantısı olarak görür. Onlara göre kongrenin tüm yurdu kapsayan gücü Sivas Kongresi’nden sonra ortaya çıkmıştır.

Buna rağmen her iki akademik bakış da çok net bir ortak noktada buluşur. Çünkü Erzurum’da manda fikri reddedilmeseydi ulusal bağımsızlık çizgisi bu kadar net çizilemezdi. Sonukoç olarak bugün sahip olduğumuz bölünmez bütünlük algısı köklerini 1919’daki bu Erzurum kararlarından alır.

Atatürk’ün 17 Temmuz 1934’te Bolu’yu Ziyareti

Bugün modern şehirlerin sokaklarında sıkça yürürüz. Buna karşın bu caddelerin arkasındaki büyük vizyonları nadiren düşünürüz. Genç Türkiye Cumhuriyeti, askeri zaferlerin hemen ardından rotasını tamamen kültürel aydınlanmaya çevirdi. Nitekim Anadolu topraklarında muazzam bir inkılap hareketi başladı. Bu büyük aydınlanmanın en canlı duraklarından biri ise Bolu şehri oldu.

Takvimler 17 Temmuz 1934 tarihini gösteriyordu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu önemli günde Bolu’ya ayak bastı. Zira Bolu halkı onu uzun yıllardır büyük bir özlemle şehre davet ediyordu. Bahsi geçen tarihi seyahat, sıradan bir devlet gezisi değildi. Tam aksine yeni rejimin felsefesini taşıyan, son derece stratejik bir adımdı.

Atatürk şehre girerken coşkulu halk yollara halılar sermek istedi. Fakat Gazi bu durumu kibarca engelledi. Çünkü kendisi şatafattan ve gösterişten tamamen uzaktı. Yanındakilere şu tarihi sözleri söyledi: “Ben saltanat heveslisi değilim. Halktan biriyim. Cumhuriyet adamı olarak karşılanmak isterim.” İşte bu samimi cümle, tebaadan vatandaşlığa geçişin en net kanıtı oldu.

Gazi Mustafa Kemal, o gece Bolu Halkevi binasında konakladı. Bu tarihi bina, o akşam adeta entelektüel bir meclise dönüştü. Zira masada ülkenin geleceği, dil devrimi ve toplumsal yapı tartışılıyordu. Atatürk ertesi gün şehirden ayrıldı. Yine de ayrılmadan önce hatıra defterine çok özel duygularını not düşmeyi ihmal etmedi.

Kültür Devriminin Kalbi: Halkevleri ve Toplumsal Laboratuvar İşlevi

Cumhuriyet yönetimi, Halkevlerini ilk kez 1932 yılında açtı. Bahsi geçen kurumlar, yeni reformları tabana aktarmak için adeta birer toplumsal laboratuvar işlevi gördü. Bu doğrultuda Atatürk’ün Bolu’da bir Halkevi binasında konaklaması tesadüf değildi.

Halkevleri sadece okuma yazma kursları vermiyordu. Bunun da ötesinde bu çatılar altında tiyatro, müzik ve güzel sanatlar hızla gelişiyordu. Kısacası bu kurumlar, yeni bir ulusal kimlik inşa ediyordu. Sözgelimi kısıtlı imkanlara sahip Anadolu insanı burada ilk kez modern sanatla tanıştı. Böylelikle Halkevleri, eski saray kültürünün karşısına halkın kendi öz kültürünü koymayı başardı.

Kadınların Siyasal Hakları ve Bolu’da Atılan Tarihi Temeller

Atatürk’ün Bolu seyahati, Türk kadınının siyasi kaderini doğrudan belirleyen bir dönüm noktası oldu. O yıllarda Türk kadını yerel seçimlere katılabiliyordu. Lakin henüz milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip değildi.

Bolu Halkevi’ndeki fikir sofrasında tam bu hayati konu açıldı. Bolu Kız Sanat Okulu öğretmeni Bahire Bediz Morova Hanım masada söz aldı. Bahire Hanım, kadın hakları üzerine çok cesur ve kararlı bir konuşma yaptı. Üstelik onun bu yüksek entelektüel birikimi Atatürk’ü derinden etkiledi.

Gazi, Türk kadınının meclise girmeye hazır olduğunu o an bizzat gördü. Bu gelişme üzerine masadaki İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya tarihi bir talimat verdi. Bakanından, kadınlar için derhal bir kanun teklifi hazırlamasını istedi. Beklendiği gibi bu karardan birkaç ay sonra, 5 Aralık 1934’te Türk kadını tam siyasi haklarına kavuştu.

Atatürk bu tarihi kararın arkasında kararlılıkla durdu. Öyle ki yapılan ilk genel seçimlerde Bahire Hanım’ı bizzat milletvekili adayı yaptı. Sonuç itibarıyla Bahire Bediz Morova, TBMM’nin ilk 18 kadın milletvekilinden biri olarak adını tarihe yazdı.

Dil Devrimi, Entelektüel Diplomasi ve Akşam Sofralarının Sosyolojisi

Bolu’daki akşam sofrasında Dil Devrimi çalışmaları da geniş yer buldu. Yeni yönetim, eski Osmanlıca yerine öz Türkçeyi geliştirmek istiyordu. Zira halkın büyük çoğunluğu o dönemki karmaşık yazı dilini anlamıyordu. Dolayısıyla dilde sadeleşme, toplumsal eşitliğin de anahtarı haline geldi.

Atatürk, yurt gezilerinde yerel aydınlarla sürekli dil üzerine konuştu. Böylece yeni dil anlayışının toplumdaki karşılığını bizzat yerinde test etti. Örneğin Bolu’daki tarihi gecede Bahire Hanım’ın derin dil bilgisine hayran kaldı. Bu hayranlığın neticesinde ona “süs, bezek, resim” anlamına gelen “Bediz” ismini hediye etti. Ayrıca kendisine “Morova” soyadını da bizzat kendisi verdi.

Cumhuriyet Kentleşmesi: Mekanın ve Modern Kimliğin İnşası

Atatürk’ün yurt gezileri, ziyaret edilen şehirlerin çehresini de hızla değiştirdi. Kısacası bu ziyaretlerin ardından kentlerde büyük bir modernleşme hamlesi başladı. Bolu ziyareti de şehre yepyeni bir imar planı kazandırdı. Mesela kentte batılı anlamda meydanlar, geniş caddeler ve yeşil parklar inşa edildi.

Cumhuriyet modernizasyonu sadece binaları yenilemedi. Aksine temizlik uygulamaları ve modern kamu binalarıyla bireyin kamusal hayatını tamamen değiştirdi. Bu sayede Bolu, kısa sürede modern bir Cumhuriyet kenti kimliğine büründü.

Geçmişten Geleceğe Kalan Miras

Atatürk’ün 17 Temmuz 1934 Bolu ziyareti, çok büyük bir vizyonu simgeler. Çünkü bu gezi şatafatı reddetti; emeği, kadını ve halkı merkezine aldı. Dolayısıyla bugün bu mirasa sahip çıkmak, sadece geçmişi yad etmek anlamına gelmez. Bilakis o gün temelleri atılan çağdaş, laik ve eşitlikçi vizyonu kararlılıkla geleceğe taşımayı gerektirir.

Şehit Miralay Mehmet Nazım Bey

Miralay Mehmet Nazım Bey

emal Bey’in oğlu olarak 1886 yılında Kayseri’de dünyaya gelmiştir. Mehmet Nazım Bey, eğitim hayatına Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’nde başladı ve ardından Bursa Askeri İdadisi’ni bitirdi. Askerlik mesleğine ilk resmi adımını 14 Ocak 1904’te Harp Okulu’na girerek attı. Nitekim 20 Eylül 1907’de Harbiye’den teğmen rütbesiyle (1323-P.3), piyade sınıfı üçüncüsü olarak başarıyla mezun oldu. Nihayetinde, ömrünü vatanına adayan bu kahraman subay, 15 Temmuz 1921’de Yumruçal’da şehit düşmüştür.

Nazım bey
Miralay Mehmet Nazım Bey

Görevleri

Eğitim hayatını başarıyla sürdürerek 13 Ağustos 1910’da Mekteb-i Erkân-ı Harbiye’den Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. Bu mezuniyetin hemen ardından, 13 Şubat 1911’de gönüllü olarak Yemen Kuvvetleri Komutanlığı’nda görev aldı.

Daha sonra 3. Kolordu’daki mesaisine 12 Şubat 1914’te başlayan Mehmet Nazım Bey, aynı yıl içinde 6. Kolordu Kurmay Heyeti’nde yer aldı; ardından da sırasıyla 16. Fırka ve 19. Fırka kurmay başkanlıkları görevlerini üstlendi. Yemen Kuvva-i Seyyaresi karargâhında ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye 3’üncü Şube’de bulunmuştur. Daha sonra 16’ncı Tümen Kurmay Başkanlığı’na getirildi. Bu sıfatla Birinci Dünya Savaşı’na Çanakkale Cephesi’nden katıldı.

Çanakkale’deki mücadelesini 25 Nisan 1915’te 16. Tümen Kurmaylığı’nda, 1 Ağustos 1915’te ise 6. Kolordu Kurmaylığı’nda sürdürdü. Savaş meydanlarındaki bu üstün başarıları neticesinde, 15 Temmuz 1916’da 19. Kolordu Kurmaylığı’nda görev yaparken, 14 Eylül 1916’da Binbaşı rütbesine yükseldi. Kariyerinin ilerleyen dönemlerinde ise 19’uncu Tümen Kurmay Başkanlığına atanmıştır. Makedonya Cephesi’nde 177’nci Alay Komutanlığı ve Romanya Cephesi’nde Alman Mareşal August von Mackensen karargâhında irtibat subaylığı yaptı. Nihayetinde, Kafkas Cephesi’nde Kafkas-İslam Ordusu Kurmay Başkanlığı gibi kritik bir görevi de başarıyla yürüttü.

Miralay Mehmet Nazım Bey
Miralay Mehmet Nazım Bey

Kafkas İslâm Ordusu’ndaki vazifesinden sonra Mehmet Nazım Bey, 25 Ağustos 1918’de muamelât-ı zatiye emrine geçti. Ardından yeni yılla birlikte, 27 Ocak 1919’da 12. Kolordu bünyesinde, 27 Mart 1919‘da ise geçici olarak 7. Süvari Alay Komutan Vekilliği görevinde bulundu. Tam bu süreçte, 1919 Mayıs’ında İngilizlerin kendisini tutuklayacağı haberini alınca hiç tereddüt etmemiştir. Kuvayı Milliye’ye katılmak üzere derhal İstanbul’dan ayrılarak Anadolu’ya geçti. Anadolu’daki mücadelesi sırasında, 1920 yılında Hendek–Düzce bölgesinde patlak veren isyanları bastırma emrini aldı. Nitekim komuta ettiği Mürettep Alay ile yürüttüğü kararlı harekât sonucunda bu isyanı başarıyla bastırdı. Bu başarısının peşi sıra, 27 Mayıs – 29 Ekim 1920 tarihleri arasında Bolu Mutasarrıflığı görevini üstlendi; aynı zamanda çoğunluğu Bolu ve Geredeli vatansever gençlerden kurduğu 4. Mürettep Tümen’in başına geçerek Millî Mücadele’de çok kritik ve hayati görevler ifa etti.

Bolu Karaçayırda

Cephede

Gönüllü müfrezelerden kurduğu Mürettep Bolu Tümeni’ni düzenli birlik hâline getirdi ve ardından 4’üncü Tümen Komutanlığı üstlenerek Birinci İnönü Muharebesi’nde aktif görev aldı. İntikamtepe bloğu hattında Yunan kuvvetleriyle çetin bir mücadeleye girişti. Buradaki muharebelerde 4. Tümen büyük bir başarı kazanınca, ordu bu bölgeye tümenin anısına Nazımbey Tepe adını verdi. Nitekim bu muharebedeki üstün başarıları sayesinde yarbaylık rütbesine yükseldi. Hız kesmeden başlayan İkinci İnönü Muharebesi’nde ise Oluklu sırtlarında gerçekleştirdiği ani hücumla Türk cephesinin sağ kanadının çökmesini önledi; bununla da kalmayarak takip eden muharebelerde Metris Tepe’nin ele geçirilmesini sağladı. Ancak bu amansız çatışmalar sırasında ağır şekilde yaralanmıştır. Tedavisiyle bizzat Mustafa Kemal ilgilenirken, Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa da kendisini ziyaret ederek moral verdi.

Bolu Vilayet Binası

Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sırasında, 15 Temmuz 1921 sabahı, Çöğürler İstasyonu’nun yaklaşık 8 km güneybatısındaki stratejik öneme sahip Yumruçal Tepe’nin Yunan 5’inci Tümeni tarafından işgal edilmesini önlemeyi amaçladı. Bu doğrultuda, Tümen Muhafız Süvari Takımı ile birlikte Çataltepeler üzerinden sert bir taarruz gerçekleştirdi; ancak bu amansız harekat esnasında, Yörükmerzarı civarında sol elinden ve göğsünden ağır şekilde yaralandı. Aynı gün içinde derhal cephe gerisine sevk edilerek kaldırıldığı Çöğürler İstasyonu’nda şehadet şerbetini içti.

Yumruçal Tepe. Miralay Mehmet Nazım Bey’in şehit düştüğü alan

Cephedeki üstün başarıları neticesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi çıkardığı özel bir kararla kendisini albaylık (miralay) rütbesine yükseltti. Kahramanın şehadetinin ardından devlet yetkilileri naaşını Ankara’ya nakletti ve öncelikle Hacı Bayram-ı Veli haziresine defnetti. İlerleyen süreçte ise yetkililer cenazesini Cebeci Askeri Şehitliği’ne taşıyarak vatan toprağına emanet etti. Günümüzde ise aziz naaşı, Türk İstiklâl Harbi’ne katılan diğer silah arkadaşları ile birlikte Devlet Mezarlığı’ndaki ebedi istirahatgâhında parlamaktadır.

Türk İstiklal Harbi’nde şehit düşen üç tümen komutanından biri olan Şehit Kurmay Albay Nazım Bey, aynı zamanda dönemin en genç (35 yaşında) tümen komutanıydı.

Çöğürler Nazım Bey Tren İstasyonu

Şehit Kurmay Albay Mehmet Nazım Bey, Osmanlı Devleti’nin yıkılışından Cumhuriyet’in kuruluşuna giden yolda, milletinin istiklali uğruna hayatını feda eden seçkin askerî şahsiyetlerden biridir.

Bugün Türk milleti, onun ve onun nezdinde tüm şehit ve gazilerimizin aziz hatırasını minnet, rahmet ve saygıyla yâd etmektedir.

Verified by MonsterInsights