Sırtından Vurulan Ankara: Bolu, Düzce, Hendek ve Adapazarı

Büyük Millet Meclisi Ankara’da açıldığı an düşman sinsi bir planı devreye soktu. İşgalci güçler meclisin otoritesini daha doğarken tamamen yok etmek istiyordu. İngiliz ordusu ve İstanbul hükümeti bu amaçla Ankara’nın çok yakınındaki toprakları hedef seçti. Bu yüzden Adapazarı, Hendek, Düzce ve Bolu hattında çok büyük isyan ateşleri yaktılar. Biz bu süreci milli mücadelenin en tehlikeli iç güvenlik krizi olarak adlandırıyoruz. Sonuçta Ankara’nın hemen kapısında başlayan bu yangın meclisi askeri açıdan felç etti. Türk milleti bağımsızlık mücadelesi verirken yanı başındaki bu sinsi kuşatmayla yüzleşmek zorunda kaldı.

İngilizlerin Boğazlar Planı ve İsyanın Çıkış Sebebi

İtilaf Devletleri özellikle Marmara ve Karadeniz arasındaki stratejik bölgeye çok önem veriyordu. Çünkü İngiliz ordusu İstanbul Boğazı’nı ve kendi işgal alanlarını tamamen güvenceye almak istiyordu. Ankara hükümetinin o bölgeye ulaşmasını engellemek amacıyla yerel halkı sinsi vaatlerle kışkırttılar. Saray ise Şeyhülislam fetvalarını İngiliz uçaklarıyla doğrudan bu şehirlere havadan attırdı. Böylece dini duyguları sömürülen saf bölge halkı Ankara’ya karşı hızla silahlı isyan başlattı. Ayaklanma dalgası Nisan 1920’de Adapazarı ve Hendek üzerinden Düzce ve Bolu topraklarına kadar yayıldı.

Bölgesel Elebaşları ve Kanlı Çatışmaların Seyri

İsyanların arkasında saraydan destek alan çok tehlikeli yerel figürler bulunuyordu. Özellikle Düzce’de Sefer Bey ve Berje fıkrasından Maan Ali gibi isimler isyanı doğrudan yönetti. Bu elebaşları milli mücadele yanlısı subayları ve meclis görevlilerini acımasızca şehit ettiler. Ayrıca Bolu ve Hendek sokaklarında meclisin gönderdiği az sayıdaki askeri birlik pusulara düşürüldü. Bölgedeki telgraf hatlarını keserek Ankara ile olan tüm iletişimi tamamen kopardılar. Fakat Ankara hükümeti bu ölümcül kuşatmayı yarmak için elindeki en sert askeri güçleri bölgeye sevk etti.

Çerkez Ethem ve Kuvayı Seyyare’nin Sert Müdahalesi

Ankara hükümeti isyanı bastırmak amacıyla ilk etapta Çerkez Ethem ve birliğini görevlendirdi. Çünkü o dönemde meclisin elinde henüz düzenli bir ordu bulunmuyordu. Ethem Bey liderliğindeki Kuvayı Seyyare birlikleri Düzce ve Hendek bölgelerine çok hızlı girdi. Özellikle asilerle girilen sokak çatışmalarında milis güçleri çok sert ve acımasız yöntemler kullandı. İsyanın elebaşlarını yakalayarak bölgede hemen kurulan mahkemelerde sert şekilde cezalandırdılar. Böylece Haziran 1920 sonlarına doğru Adapazarı, Hendek ve Düzce çevresinde asayişi geçici olarak yeniden sağladılar.

Bolu’da Kanlı Hesaplaşma ve Öncü İsimler

Bolu ve çevresindeki ayaklanma Ankara hükümeti için adeta bir ölüm kalım savaşına dönüştü. Çünkü asiler Mudurnu ve Göynük üzerinden doğrudan meclisin kalbine yürütmeyi hedefliyordu. Meclis bu büyük tehdidi durdurmak amacıyla bölgeye çok güvendiği komutanları sevk etti. Özellikle Yarbay Arif Bey ve Kılıç Ali Bey Bolu’daki direnişi kırmak için olağanüstü askeri eylemler gerçekleştirdi. Vatansever subaylar asilerin kurduğu pusuları askeri zekayla tek tek boşa çıkardı. Kılıç Ali Bey kendi müfrezesiyle Bolu’ya girerek asilerin lojistik merkezlerini doğrudan imha etti.

Dördüncü Tümen Komutanı Nazım Bey

Yangının Yeniden Parlaması ve Ali Fuat Paşa Hamlesi

Ancak bölgedeki sinsi yangın ilk askeri müdahalelerle tamamen sönmedi. Çünkü İngiliz ajanları ve saray yanlıları halkı arkadan kışkırtmaya gizlice devam ediyordu. Temmuz 1920’de Düzce ve Bolu çevresinde ikinci bir büyük isyan dalgası daha patlak verdi. Bu yeni tehlike üzerine meclis, Ali Fuat Paşa ve Refet Bey komutasındaki askeri birlikleri bölgeye gönderdi. Garp Cephesi komutanlığı isyancıların lojistik yollarını ve dış bağlantılarını tamamen kesti. Vatansever subayların koordineli operasyonları sayesinde isyancılar silahlarını bırakarak teslim olmak zorunda kaldı.

Bu kanlı çatışmaların tam merkezinde dahi bir Türk subayı devleşti. Özellikle Dördüncü Tümen Komutanı Miralay Nazım Bey Bolu ve Düzce isyanlarını bastırmak için canını dişine taktı. Asilerin kat kat üstün sayıdaki güçlerine karşı askeri disiplinden asla ödün vermedi.

Bu Bölgesel İsyanların Ankara’ya Ağır Maliyeti

Bolu, Düzce, Hendek ve Adapazarı ayaklanmalarının meclise faturası gerçekten çok ağır oldu. Çünkü Ankara yanı başındaki bu yangını söndürmek için aylarca devasa bir enerji harcadı. Batı Cephesi’nde Yunan ilerleyişini durduracak en seçkin birlikler ve Miralay Nazım Bey gibi kıymetli komutanlar bu iç çatışmalarla uğraşmak zorunda kaldı. Ayrıca bölgedeki zengin insan ve lojistik kaynakları milli mücadele için verimli kullanılamadı. Sonuç olarak bu iç kargaşa Kurtuluş Savaşı’nın askeri başarıya ulaşma süresini doğrudan geciktirdi. Fakat bu krizin tamamen çözülmesi meclisin Anadolu’daki askeri ve hukuki gücünü kesin olarak perçinledi.

Milli Mücadele Yolunda Unutulan Siper: Sultanköy Şehitliği

Ankara Meclisine Karşı Hain Propagandalar

İstanbul’un işgali sonrası Anadolu’da başlayan şanlı direniş, işgalcileri ve İstanbul Hükümeti’ni teyakkuza geçirmiştir. Nitekim müttefik İngilizler, bu ulusal uyanış sürecini ne pahasına olursa olsun önlemek istemişlerdir. Üstelik Ankara’da kurulan Büyük Millet Meclisi’ne karşı, hanedan bağlılığı temelinde kara propagandalar yürüttüler. Böylece bu sinsi kışkırtmalar etkisini gösterdi ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde ayaklanmalar başladı.

Özellikle Bolu, Düzce, Hendek ve Adapazarı bölgelerindeki bazı gruplar, ortak sloganlarla harekete geçmiştir. Zira işgalcilerin yönlendirmesiyle, 1920 yılında Düzce ve Bolu dolaylarında iki büyük isyan çıkarttılar. Dahası bu isyanlar sırasında Kurmay Yarbay Mahmut Bey, Hendek civarında pusuya düşerek şehit oldu. Sonuç olarak tümenin dağılması ve silahların asilerin eline geçmesi, Ankara’da endişe yarattı.

İkinci Ayaklanma Dalgası ve Bolu Dağı Pususu

Diğer taraftan Milli Kuvvetler başka cephelerdeki isyanlarla meşgulken, Abaza ve Çerkez kökenli gruplar ikinci bir isyan başlattı. Nitekim 19 Temmuz 1920’de başlayan bu tehlikeli kalkışma, 23 Eylül tarihine kadar sürdü. Hatta Bolu Dağı bölgesine giden milli birlikler, isyancıların kurduğu sinsi pusular sonucu kayıplar verdi. Fakat vatansever güçler, bölgeye gönderilen takviye birliklerle duruma tekrar hakim olarak ayaklanmayı bastırdı.

Aslında Bolu, 1920 yılında yaşanan bu talihsiz isyanlar nedeniyle hep kötü anımsanan bir şehir olmuştur. Oysaki Bolu halkı, Milli Mücadele’nin yanında saf tutarak hem cephede hem de düzenli orduda pek çok şehit vermiştir. Öyle ki vatansever kent, cephedeki askerinin tüm temel ihtiyaçlarını karşılamak için seferber olmuştur. Buna karşın Düzce bölgesinden gelen asilerin Bolu’da yarattığı tarihi tahribatın izleri zamanla tamamen yok olmuştur.

Sultanköyü Taarruzu ve Ele Geçirilen Top

Bununla birlikte 3 Mayıs 1920 günü Düzce ve Hendek asileri, İngilizlerin para desteğiyle Bolu’yu resmen işgal ettiler. Zalimler, Bolu’da bulunan 32’nci Kafkas Alayının birçok subay ve erini olay yerinde şehit etti. Bunun üzerine Büyük Millet Meclisi, Yarbay Arif emrindeki 175 gönüllü Karakeçili Müfrezesini derhal bölgeye sevk etti. Fakat 4000 kişilik asi kuvvetleri, şehit Yarbay Mahmut Bey’in tümeninden gasp ettikleri bir topu Üçtepeler mevkiine yerleştirdi.

Yani asiler, Sultanköyü’ne giriş yapan Yarbay Arif emrindeki vatansever askerleri bu topla yoğun ateş altına aldı. Maalesef yapılan bu ilk hain topçu ateşiyle, 6 ya da 8 kahraman askerimiz şehit düştü. Ancak Yarbay Arif, hakimiyeti sağlamak amacıyla kuvvetlerini hiç zaman kaybetmeden derhal kahramanca bir taarruza geçirdi. Sonuçta korkuya kapılan asiler, 75 mm’lik sahra topunu olduğu yerde bırakarak arkalarına bakmadan kaçtılar.

Tarihin Canlı Şahidi: Sultanköy Şehitliği

Nihayetinde asiler kaçarken ateşleme kamasını da götürdükleri için Milli Kuvvetler bu topu o an kullanamamıştır. Kısacası yaşanan tüm bu acı olaylardan geriye, Bolu’da halen var olan tek iz olarak Sultanköy Şehitliği kalmıştır. Özellikle köylülerin anlattığı tarihi hikayelerden yola çıkan Kent Konseyi ve Bolu Belediyesi, bu kutsal alanı düzenlemiştir. Şüphesiz hayatını vatan uğruna feda eden aziz kahramanlarımızın hatırasını yaşatmak, hepimizin en büyük namus borcudur. Dileriz ki milli mücadelenin isimsiz yiğitlerinin ruhları şad, mekanları cennet olsun.

Atatürk’ün 17 Temmuz 1934’te Bolu’yu Ziyareti

Bugün modern şehirlerin sokaklarında sıkça yürürüz. Buna karşın bu caddelerin arkasındaki büyük vizyonları nadiren düşünürüz. Genç Türkiye Cumhuriyeti, askeri zaferlerin hemen ardından rotasını tamamen kültürel aydınlanmaya çevirdi. Nitekim Anadolu topraklarında muazzam bir inkılap hareketi başladı. Bu büyük aydınlanmanın en canlı duraklarından biri ise Bolu şehri oldu.

Takvimler 17 Temmuz 1934 tarihini gösteriyordu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu önemli günde Bolu’ya ayak bastı. Zira Bolu halkı onu uzun yıllardır büyük bir özlemle şehre davet ediyordu. Bahsi geçen tarihi seyahat, sıradan bir devlet gezisi değildi. Tam aksine yeni rejimin felsefesini taşıyan, son derece stratejik bir adımdı.

Atatürk şehre girerken coşkulu halk yollara halılar sermek istedi. Fakat Gazi bu durumu kibarca engelledi. Çünkü kendisi şatafattan ve gösterişten tamamen uzaktı. Yanındakilere şu tarihi sözleri söyledi: “Ben saltanat heveslisi değilim. Halktan biriyim. Cumhuriyet adamı olarak karşılanmak isterim.” İşte bu samimi cümle, tebaadan vatandaşlığa geçişin en net kanıtı oldu.

Gazi Mustafa Kemal, o gece Bolu Halkevi binasında konakladı. Bu tarihi bina, o akşam adeta entelektüel bir meclise dönüştü. Zira masada ülkenin geleceği, dil devrimi ve toplumsal yapı tartışılıyordu. Atatürk ertesi gün şehirden ayrıldı. Yine de ayrılmadan önce hatıra defterine çok özel duygularını not düşmeyi ihmal etmedi.

Kültür Devriminin Kalbi: Halkevleri ve Toplumsal Laboratuvar İşlevi

Cumhuriyet yönetimi, Halkevlerini ilk kez 1932 yılında açtı. Bahsi geçen kurumlar, yeni reformları tabana aktarmak için adeta birer toplumsal laboratuvar işlevi gördü. Bu doğrultuda Atatürk’ün Bolu’da bir Halkevi binasında konaklaması tesadüf değildi.

Halkevleri sadece okuma yazma kursları vermiyordu. Bunun da ötesinde bu çatılar altında tiyatro, müzik ve güzel sanatlar hızla gelişiyordu. Kısacası bu kurumlar, yeni bir ulusal kimlik inşa ediyordu. Sözgelimi kısıtlı imkanlara sahip Anadolu insanı burada ilk kez modern sanatla tanıştı. Böylelikle Halkevleri, eski saray kültürünün karşısına halkın kendi öz kültürünü koymayı başardı.

Kadınların Siyasal Hakları ve Bolu’da Atılan Tarihi Temeller

Atatürk’ün Bolu seyahati, Türk kadınının siyasi kaderini doğrudan belirleyen bir dönüm noktası oldu. O yıllarda Türk kadını yerel seçimlere katılabiliyordu. Lakin henüz milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip değildi.

Bolu Halkevi’ndeki fikir sofrasında tam bu hayati konu açıldı. Bolu Kız Sanat Okulu öğretmeni Bahire Bediz Morova Hanım masada söz aldı. Bahire Hanım, kadın hakları üzerine çok cesur ve kararlı bir konuşma yaptı. Üstelik onun bu yüksek entelektüel birikimi Atatürk’ü derinden etkiledi.

Gazi, Türk kadınının meclise girmeye hazır olduğunu o an bizzat gördü. Bu gelişme üzerine masadaki İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya tarihi bir talimat verdi. Bakanından, kadınlar için derhal bir kanun teklifi hazırlamasını istedi. Beklendiği gibi bu karardan birkaç ay sonra, 5 Aralık 1934’te Türk kadını tam siyasi haklarına kavuştu.

Atatürk bu tarihi kararın arkasında kararlılıkla durdu. Öyle ki yapılan ilk genel seçimlerde Bahire Hanım’ı bizzat milletvekili adayı yaptı. Sonuç itibarıyla Bahire Bediz Morova, TBMM’nin ilk 18 kadın milletvekilinden biri olarak adını tarihe yazdı.

Dil Devrimi, Entelektüel Diplomasi ve Akşam Sofralarının Sosyolojisi

Bolu’daki akşam sofrasında Dil Devrimi çalışmaları da geniş yer buldu. Yeni yönetim, eski Osmanlıca yerine öz Türkçeyi geliştirmek istiyordu. Zira halkın büyük çoğunluğu o dönemki karmaşık yazı dilini anlamıyordu. Dolayısıyla dilde sadeleşme, toplumsal eşitliğin de anahtarı haline geldi.

Atatürk, yurt gezilerinde yerel aydınlarla sürekli dil üzerine konuştu. Böylece yeni dil anlayışının toplumdaki karşılığını bizzat yerinde test etti. Örneğin Bolu’daki tarihi gecede Bahire Hanım’ın derin dil bilgisine hayran kaldı. Bu hayranlığın neticesinde ona “süs, bezek, resim” anlamına gelen “Bediz” ismini hediye etti. Ayrıca kendisine “Morova” soyadını da bizzat kendisi verdi.

Cumhuriyet Kentleşmesi: Mekanın ve Modern Kimliğin İnşası

Atatürk’ün yurt gezileri, ziyaret edilen şehirlerin çehresini de hızla değiştirdi. Kısacası bu ziyaretlerin ardından kentlerde büyük bir modernleşme hamlesi başladı. Bolu ziyareti de şehre yepyeni bir imar planı kazandırdı. Mesela kentte batılı anlamda meydanlar, geniş caddeler ve yeşil parklar inşa edildi.

Cumhuriyet modernizasyonu sadece binaları yenilemedi. Aksine temizlik uygulamaları ve modern kamu binalarıyla bireyin kamusal hayatını tamamen değiştirdi. Bu sayede Bolu, kısa sürede modern bir Cumhuriyet kenti kimliğine büründü.

Geçmişten Geleceğe Kalan Miras

Atatürk’ün 17 Temmuz 1934 Bolu ziyareti, çok büyük bir vizyonu simgeler. Çünkü bu gezi şatafatı reddetti; emeği, kadını ve halkı merkezine aldı. Dolayısıyla bugün bu mirasa sahip çıkmak, sadece geçmişi yad etmek anlamına gelmez. Bilakis o gün temelleri atılan çağdaş, laik ve eşitlikçi vizyonu kararlılıkla geleceğe taşımayı gerektirir.

Şehit Miralay Mehmet Nazım Bey

Miralay Mehmet Nazım Bey

Kemal Bey’in oğlu olarak 1886 yılında Kayseri’de dünyaya gelmiştir. Mehmet Nazım Bey, eğitim hayatına Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’nde başladı ve ardından Bursa Askeri İdadisi’ni bitirdi. Askerlik mesleğine ilk resmi adımını 14 Ocak 1904’te Harp Okulu’na girerek attı. Nitekim 20 Eylül 1907’de Harbiye’den teğmen rütbesiyle (1323-P.3), piyade sınıfı üçüncüsü olarak başarıyla mezun oldu. Nihayetinde, ömrünü vatanına adayan bu kahraman subay, 15 Temmuz 1921’de Yumruçal’da şehit düşmüştür.

Nazım bey
Miralay Mehmet Nazım Bey

Görevleri

Eğitim hayatını başarıyla sürdürerek 13 Ağustos 1910’da Mekteb-i Erkân-ı Harbiye’den Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. Bu mezuniyetin hemen ardından, 13 Şubat 1911’de gönüllü olarak Yemen Kuvvetleri Komutanlığı’nda görev aldı.

Daha sonra 3. Kolordu’daki mesaisine 12 Şubat 1914’te başlayan Mehmet Nazım Bey, aynı yıl içinde 6. Kolordu Kurmay Heyeti’nde yer aldı; ardından da sırasıyla 16. Fırka ve 19. Fırka kurmay başkanlıkları görevlerini üstlendi. Yemen Kuvva-i Seyyaresi karargâhında ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye 3’üncü Şube’de bulunmuştur. Daha sonra 16’ncı Tümen Kurmay Başkanlığı’na getirildi. Bu sıfatla Birinci Dünya Savaşı’na Çanakkale Cephesi’nden katıldı.

Çanakkale’deki mücadelesini 25 Nisan 1915’te 16. Tümen Kurmaylığı’nda, 1 Ağustos 1915’te ise 6. Kolordu Kurmaylığı’nda sürdürdü. Savaş meydanlarındaki bu üstün başarıları neticesinde, 15 Temmuz 1916’da 19. Kolordu Kurmaylığı’nda görev yaparken, 14 Eylül 1916’da Binbaşı rütbesine yükseldi. Kariyerinin ilerleyen dönemlerinde ise 19’uncu Tümen Kurmay Başkanlığına atanmıştır. Makedonya Cephesi’nde 177’nci Alay Komutanlığı ve Romanya Cephesi’nde Alman Mareşal August von Mackensen karargâhında irtibat subaylığı yaptı. Nihayetinde, Kafkas Cephesi’nde Kafkas-İslam Ordusu Kurmay Başkanlığı gibi kritik bir görevi de başarıyla yürüttü.

Miralay Mehmet Nazım Bey
Miralay Mehmet Nazım Bey

Kafkas İslâm Ordusu’ndaki vazifesinden sonra Mehmet Nazım Bey, 25 Ağustos 1918’de muamelât-ı zatiye emrine geçti. Ardından yeni yılla birlikte, 27 Ocak 1919’da 12. Kolordu bünyesinde, 27 Mart 1919‘da ise geçici olarak 7. Süvari Alay Komutan Vekilliği görevinde bulundu. Tam bu süreçte, 1919 Mayıs’ında İngilizlerin kendisini tutuklayacağı haberini alınca hiç tereddüt etmemiştir. Kuvayı Milliye’ye katılmak üzere derhal İstanbul’dan ayrılarak Anadolu’ya geçti. Anadolu’daki mücadelesi sırasında, 1920 yılında Hendek–Düzce bölgesinde patlak veren isyanları bastırma emrini aldı. Nitekim komuta ettiği Mürettep Alay ile yürüttüğü kararlı harekât sonucunda bu isyanı başarıyla bastırdı. Bu başarısının peşi sıra, 27 Mayıs – 29 Ekim 1920 tarihleri arasında Bolu Mutasarrıflığı görevini üstlendi; aynı zamanda çoğunluğu Bolu ve Geredeli vatansever gençlerden kurduğu 4. Mürettep Tümen’in başına geçerek Millî Mücadele’de çok kritik ve hayati görevler ifa etti.

Bolu Karaçayırda

Cephede

Gönüllü müfrezelerden kurduğu Mürettep Bolu Tümeni’ni düzenli birlik hâline getirdi ve ardından 4’üncü Tümen Komutanlığı üstlenerek Birinci İnönü Muharebesi’nde aktif görev aldı. İntikamtepe bloğu hattında Yunan kuvvetleriyle çetin bir mücadeleye girişti. Buradaki muharebelerde 4. Tümen büyük bir başarı kazanınca, ordu bu bölgeye tümenin anısına Nazımbey Tepe adını verdi. Nitekim bu muharebedeki üstün başarıları sayesinde yarbaylık rütbesine yükseldi. Hız kesmeden başlayan İkinci İnönü Muharebesi’nde ise Oluklu sırtlarında gerçekleştirdiği ani hücumla Türk cephesinin sağ kanadının çökmesini önledi; bununla da kalmayarak takip eden muharebelerde Metris Tepe’nin ele geçirilmesini sağladı. Ancak bu amansız çatışmalar sırasında ağır şekilde yaralanmıştır. Tedavisiyle bizzat Mustafa Kemal ilgilenirken, Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa da kendisini ziyaret ederek moral verdi.

Bolu Vilayet Binası

Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sırasında, 15 Temmuz 1921 sabahı, Çöğürler İstasyonu’nun yaklaşık 8 km güneybatısındaki stratejik öneme sahip Yumruçal Tepe’nin Yunan 5’inci Tümeni tarafından işgal edilmesini önlemeyi amaçladı. Bu doğrultuda, Tümen Muhafız Süvari Takımı ile birlikte Çataltepeler üzerinden sert bir taarruz gerçekleştirdi; ancak bu amansız harekat esnasında, Yörükmerzarı civarında sol elinden ve göğsünden ağır şekilde yaralandı. Aynı gün içinde derhal cephe gerisine sevk edilerek kaldırıldığı Çöğürler İstasyonu’nda şehadet şerbetini içti.

Yumruçal Tepe. Miralay Mehmet Nazım Bey’in şehit düştüğü alan

Cephedeki üstün başarıları neticesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi çıkardığı özel bir kararla kendisini albaylık (miralay) rütbesine yükseltti. Kahramanın şehadetinin ardından devlet yetkilileri naaşını Ankara’ya nakletti ve öncelikle Hacı Bayram-ı Veli haziresine defnetti. İlerleyen süreçte ise yetkililer cenazesini Cebeci Askeri Şehitliği’ne taşıyarak vatan toprağına emanet etti. Günümüzde ise aziz naaşı, Türk İstiklâl Harbi’ne katılan diğer silah arkadaşları ile birlikte Devlet Mezarlığı’ndaki ebedi istirahatgâhında parlamaktadır.

Türk İstiklal Harbi’nde şehit düşen üç tümen komutanından biri olan Şehit Kurmay Albay Nazım Bey, aynı zamanda dönemin en genç (35 yaşında) tümen komutanıydı.

Çöğürler Nazım Bey Tren İstasyonu

Şehit Kurmay Albay Mehmet Nazım Bey, Osmanlı Devleti’nin yıkılışından Cumhuriyet’in kuruluşuna giden yolda, milletinin istiklali uğruna hayatını feda eden seçkin askerî şahsiyetlerden biridir.

Bugün Türk milleti, onun ve onun nezdinde tüm şehit ve gazilerimizin aziz hatırasını minnet, rahmet ve saygıyla yâd etmektedir.

Milli Mücadele ve Bolu İsyan Günleri

Milli Mücadelede Bolu

1920 yılında Anadolu’nun her tarafında büyük iç ayaklanmalar baş gösterdi. Özellikle Adapazarı, Hendek, Düzce ve Bolu hattı bu krizin merkezine dönüştü. Nitekim Bolu Belediyesi Kent Konseyi, düzenlediği konferansla bu karanlık günleri aydınlatıyor. Çünkü Dr. Serdar KARA, Milli Mücadele döneminde Bolu isyanlarının stratejik detaylarını belgelerle aktardı.

Dr. Serdar KARA

İsyanın Yayılması ve Milli Mücadele Döneminde Bolu

Çerkes Ethem kuvvetleri, 23 Mayıs 1920’de ayaklanmaları bastırma harekatını başlattı. Öncelikle milli güçler, Sapanca ve Adapazarı’nı olaysız şekilde kontrol altına aldı. Bunun yanı sıra komutanlar, Mudurnu’da toplanan Refet Bey birliklerine de yürüyüş haberini ulaştırdı. Sonuç olarak 25 Mayıs 1920’de milli kuvvetler Hendek’e girdi.

Bolu

Çerkes Ethem ve Refet Bey Arasındaki Denge

İsyanın merkezi Düzce, o günlerde iki ateş arasında kalmıştı. Zira şehir doğudan Refet Bey, batıdan ise Çerkes Ethem kuvvetleri nedeniyle tehdit altındaydı. Halk, Çerkes Ethem’in şehre girmesinden çok korkuyordu. Çünkü Ethem, adım attığı yerlerde çok haşin davranıyordu. Hatta ufak suçlara bile doğrudan idam cezası veriyordu.

Ayrıca Ethem, kendisine karşı silah kullanan köyleri tamamen yakmıştı. Bu yüzden Düzce halkı, Refet Bey’in şehre girmesini daha çok istiyordu. Nitekim yerel temsilciler, ellerinde rehine olan Hüsrev Bey aracılığıyla Refet Bey ile temas kurdular. Böylece esaret bağını koparıp Mudurnu’ya güvenle ulaştılar.

İç Ayaklanmalar Haritası
Bolu’da İsyanın yayılması
Ödül Takdimi

Bolu’nun Kültürel Değerleri – Köroğlu/Şair Dertli

Bolu Belediyesi Kent Konseyi, Necip Fazıl Kültür Merkezinde oldukça önemli bir kültürel etkinliğe imza attı. Öncelikle Dr. Hamdi Birgören, 22 Mayıs 2025 Perşembe günü saat 18:30’da serinin yedinci konferansını başarıyla verdi. Bu doğrultuda araştırmacı, Bolu’nun en önemli iki manevi değeri olan Köroğlu ve Şair Dertli’yi anlattı.

Köroğlu Destanı ve Tarihsel Gerçekler

Köroğlu, Türk halk edebiyatının en önemli destansı kahramanlarından biridir. Nitekim 16. yüzyılda yaşayan bu kahramanın tarihi kişiliği ile efsanevi kimliği zamanla iç içe geçmiştir. Aynı zamanda Köroğlu Destanı, Orta Asya’dan Balkanlara kadar uzanan ortak bir kültürel miras niteliğindedir. Üstelik UNESCO, bu eşsiz halk öyküsünü Somut Olmayan Kültürel Miras olarak resmen tanımaktadır.

Bu bağlamda Dr. Hamdi Birgören, konferansta Osmanlı arşiv kaynaklarından çok değerli bilgiler aktardı. Örneğin destanda Bolu Beyi olarak geçen figürün gerçek kimliğini dinleyicilerle açıkça paylaştı. Arşiv belgelerine göre bu tarihi şahsiyetler, Şemsi Ahmet Paşa ve oğlu Mahmud Paşa’dır. Sonuç olarak bu kıymetli sunum, efsanevi anlatıların arkasındaki gerçek tarihsel arka planı başarıyla aydınlattı.

Şair Dertli ve Sosyal Eleştiri

Şair Dertli, Türk halk edebiyatının ve âşık geleneğinin en güçlü saz şairlerinden biridir. İlk olarak Dertli, döneminin sosyal ve dini meselelerine getirdiği eleştirel yaklaşımlarla dikkat çeker. Çünkü şair, güçlü taşlama yeteneğiyle toplumun aksayan yönlerini alaycı bir dille hicveder. Zira o, din adamlarının riyakârlığını ve yöneticilerin yozlaşmasını cesurca eleştiren şiirler kaleme almıştır.

Bunun yanı sıra şairin eserlerinde Bektaşi tarikatının sorgulayıcı izleri açıkça görülmektedir. Bu etkiyle Dertli, insanın varoluşunu ve Tanrı aşkını derinlikli temalarla eserlerine başarıyla işlemiştir. Dolayısıyla Dr. Hamdi Birgören, konferansta şair hakkında doğru bilinen bazı yanlışları da tamamen düzeltti. Kısacası Dertli’nin ayanlık yaptığına dair hiçbir resmi belgenin olmadığını arşiv belgeleriyle kesin olarak kanıtladı. Böylece şairin doğum tarihi ve hayat hikayesi, bilimsel verilerle çok daha sağlıklı bir temele oturdu.

Bolu’dan Yolu Geçen Şairler: Nazım Hikmet – Neyzen Tevfik

Bolu Belediyesi Kent Konseyi, Necip Fazıl Kültür Merkezinde oldukça önemli bir edebi etkinliğe imza attı. Öncelikle Doç. Dr. Metin Akyüz, 7 Mayıs 2025 Çarşamba günü saat 18:30’da serinin altıncı konferansını başarıyla verdi. Bu doğrultuda araştırmacı, yolu Bolu’dan geçen iki dev isim olan Nazım Hikmet ve Neyzen Tevfik’in hayatını anlattı.

Nazım Hikmet’in Bolu Günleri ve Tarihsel Materyalizm

Nazım Hikmet ve arkadaşı Vâlâ Nurettin, 1921 yılında Bolu Sultanisi’ne öğretmen olarak atandılar. İlk olarak şair Türkçe, arkadaşı ise okulda Fransızca dersleri vermeye başladı. Bu süreçte iki yazar, şehirdeki Katırcılar Hanı’nda kalarak sosyal çevreyle güçlü bağlar kurdular. Nitekim Nazım Hikmet, annesine yazdığı mektuplarda Bolu’daki öğretmenlik deneyimlerini çok detaylı şekilde anlattı. Hatta şair, ünlü “Memleketimi Seviyorum” şiirinde Bolu’nun Abant Gölü’ne açıkça yer verdi. Dolayısıyla Bolu dönemi, şairin edebi kariyeri ve düşünsel gelişimi açısından önemli bir dönüm noktası oldu.

Bunun yanı sıra Nazım Hikmet, tarihi bugünü anlamaya hizmet eden canlı bir süreç saydı. Özellikle Kuvâyi Milliye Destanı’nda, Anadolu halkının rolünü kolektif bilinç ve emek üzerinden aktardı. Çünkü onun tarih anlayışı, romantizme kaçmadan sınıfsal analizler yapan tarihsel materyalizm ile örtüşür. Esasen şair, eserlerinde bireylerin değil, doğrudan kitlelerin ve işçi sınıfının tarihini yazdı. Üstelik onun dönüştürücü dili, tarihsel olayları öğretmekten ziyade insanlarda yeni bir bilinç uyandırmayı amaçladı.

Neyzen Tevfik’in Aile Bağları ve Hiciv Dolu Tarihi

Neyzen Tevfik’in annesi Emine Hanım, Bolu’nun Müstakimler Köyü’nden Hatipoğulları ailesine mensuptur. Bu nedenle usta sanatçının, Bolu şehriyle her zaman çok güçlü bir aile bağı bulunuyordu. Özellikle Kurtuluş Savaşı döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında akrabalarını ziyaret etmek için Bolu’ya sıkça geldi. Bu ziyaretlerinde şehirdeki kültürel çevrelerle buluşarak, Neyzen Ocağı adlı kahvehanenin daimi müdavimi oldu. Ayrıca Tevfik, şehirde çıkan Dertli Gazetesi’nde “Karakaytaz” takma adıyla etkileyici şiirler yayımladı. Nitekim 1923 yılında Bolu’da kaleme aldığı “Türk’ün Destanı” şiiri, dönemin ruhunu çok güçlü yansıtır.

Diğer taraftan Neyzen Tevfik, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin tüm toplumsal çelişkilerini birebir deneyimledi. Fakat onun tarih anlayışı, Nazım Hikmet gibi sistematik veya ideolojik bir çerçeve barındırmaz. Aksine şair, tarihsel göndermelerini bilimsel disiplin yerine ironi, hiciv ve tasavvufi bakışla şekillendirdi. Zira o, kalıplara sığmayan derviş ruhuyla dönemin riyakâr din adamlarını ve yozlaşmış yöneticilerini sertçe eleştirdi. Sonuç olarak Neyzen Tevfik’in şiirlerinde tarih, rasyonalist bir okuma değil; bireysel vicdanın ve isyanın açık bir aynasıdır.

Çanakkale Kara Muharebeleri: Unutulmaz Gelibolu Destanı

Bolu Belediyesi Kent Konseyi, Necip Fazıl Kültür Merkezinde oldukça önemli bir tarihî konferansa imza attı. Öncelikle Melike Bayrak Özçelik, 25 Nisan 2015’in yıl dönümünde serinin beşinci konferansını başarıyla verdi. Bu doğrultuda araştırmacı, İtilaf Devletleri’nin planları karşısında Türk milletinin yazdığı büyük destanı haritalarla anlattı.

Çanakkale Cephesi ve Kara Savaşlarının Başlangıcı

İtilaf Devletleri, 1915 yılında Osmanlı Devleti’ni tamamen savaş dışı bırakmayı hedefledi. Bu doğrultuda düşman kuvvetleri, İstanbul’u ele geçirmek amacıyla Çanakkale Cephesi’ni açtı. Ancak denizden yaptıkları tüm girişimler, Osmanlı ordusunun güçlü direnişi karşısında başarısız oldu.

Bunun üzerine İtilaf birlikleri, 25 Nisan 1915’te Gelibolu Yarımadası’na büyük bir çıkarma yaptı. Böylece tarihe Çanakkale Kara Muharebeleri olarak geçen çetin çatışmalar resmen başladı. Nitekim bu savaş, askeri strateji kadar insan iradesinin ve vatan sevgisinin sınavıdır. Çünkü kahraman askerler cephede sadece düşmanla değil, salgın hastalıklarla da savaştılar. Buna rağmen Anadolu’nun dört bir yanından gelen Mehmetçikler, toprakları canları pahasına savundular.

Mustafa Kemal Atatürk ve Çanakkale Ruhu

Mustafa Kemal Atatürk’ün Anafartalar Grup Komutanı olarak üstlendiği rol, bu direnişin sembolüdür. Özellikle onun “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” sözleri tarihi bir beyandır. Kısacası bu emir, Türk askerinin vatan için ölümü göze aldığını açıkça kanıtlar. Zira bahsi geçen kararlılık, Çanakkale ruhunun en özlü ve net ifadesini oluşturur.

Bunun yanı sıra Çanakkale Kara Savaşları, Osmanlı’nın bekasını belli bir süre daha sağladı. Aynı zamanda bu zafer, Türk milletinin ulus bilinciyle yeniden kenetlenmesine yol açtı. Hatta Gelibolu’da gösterilen bu eşsiz dayanışma, gelecekteki tam bağımsızlık mücadelesine güçlü ilham verdi. Sonuç olarak bu süreç, emperyalizme karşı kazanılan ilk başarılı direniş örneği olarak tarihe geçti.

Haritalarla Anlatım ve Tarih Bilinci

Melike Bayrak Özçelik, konferansta Çanakkale Kara Harbini haritalar üzerinden dinleyicilerine aktardı. İlk olarak konuşmacı, düşman kuvvetlerinin plan ve hesaplarını sade bir dille özetledi. Daha sonra Türk milletinin gösterdiği kahramanlıkları canlı örneklerle vererek konuşmasını zenginleştirdi.

Bu bağlamda Çanakkale, basit bir savaştan ziyade bir milletin küllerinden varoluş mücadelesidir. Bu nedenle şehitlerimizin mirasına sahip çıkmak, tarih bilinciyle donanmak ve barışı öncelemekle mümkündür. Özetlemek gerekirse Bolu’da düzenlenen bu anlamlı etkinlik, geçmişten bugüne uzanan tarihî bağları yeniden tazeledi.

Unutulan Kahramanlar: 3. Kafkas Tümeni’nin Büyük Yürüyüşü

Bolu Kent Konseyi Kent Kültürü ve Tarihi Çalışma Grubu, konferanslarına hız kesmeden devam ediyor. Nitekim gurur veren bu serinin dördüncü buluşmasını, Necip Fazıl Kültür Merkezinde düzenlediler. Üstelik Bolu Belediyesi Kent Konseyi, bu özel etkinlikle tarihin gizli sayfalarına ışık tuttu. Böylece 9 Nisan 2025 Çarşamba akşamı, salonu dolduran dinleyiciler unutulmaz anlar yaşadı.

Akçakoca kıyılarına ulaşarak Batı Cephesi’ne doğru ilk adımı attı. Nitekim Bolu bölgesinin askeri tarihteki bu lojistik önemini tam kavramak için, bir diğer çalışmamız olan 4. Mürettep Tümen ve Miralay Nazım Bey’in Tarihi başlıklı makalemizi de incelemelisiniz. Çünkü her iki tümen de kentin bağımsızlık hafızasını oluşturmaktadır.

Zira kürsüde, kıymetli araştırmalarıyla tanınan Emekli Asker ve Yazar Süleyman Duman vardı. Özellikle deneyimli yazar, kahraman tümenin Nasuhçal ve Kırmızı Tepe’deki şanlı mücadelesini anlattı. Hatta çarpışmalara dair hiç bilinmeyen çarpıcı detayları ilk kez katılımcılarla paylaştı. Sonuç olarak hafızalardan silinmeyecek bu anlatı, salondaki herkesi asırlık bir yolculuğa çıkardı.

Akçakoca’dan Mudurnu’ya Yürüyen 3. Kafkas Tümeni

Doğu Cephesi’nde kazanılan çetin zaferler, Anadolu topraklarına nihayet büyük bir huzur getirdi. Nitekim komutanlar, doğudaki şanlı birlikleri Batı Cephesi’ndeki asıl mücadeleye süratle yönlendirdiler. Düşmana son darbeyi vurmak amacıyla askerleri doğudan batıya sevk etmeyi planladılar. İşte vatanı müdafaa eden 3. Kafkas Tümeni, bu kritik intikal harekatının en başında geliyordu.

Kahraman askerlerimiz, 7 Mayıs 1921’de Trabzon’dan hareket ederek kutsal bir deniz yolculuğu başlattı. Sonuçta ordu, köhne gemilerle üç gün dört gece süren çok zorlu bir seferi tamamladı. Birlikler, büyük bir kararlılıkla Akçakoca kıyılarına ulaşarak Batı Cephesi’ne doğru ilk adımı attı.

Zorlu İntikal Yolculuğu ve Ömerler Köyü

Tümen, Akçakoca’dan Eskişehir Yunusemre tren istasyonuna kadar tam 236 kilometrelik bir kara yürüyüşüne başladı. Özellikle 15/16 Mayıs gecesi Bolu Dağı hattını aşan askerler, Abant Ömerler Köyü’nde mola verdi. Bolu halkı, bu şanlı kahramanları bağrına basarak onlara büyük bir moral aşıladı.

Dahası Bandırmalı Albay Ahmet Nuri Öztekin komutasındaki bu kahraman tümen, Kütahya-Eskişehir Savaşları’nda devasa yararlılıklar gösterdi. Askerler, Nasuhçal ve Kırmızı Tepe mevkilerinde düşman taarruzlarına karşı sarsılmaz bir bent çekti. Kısacası vatansever ecdadımızın Ömerler Köyü’ndeki aziz hatıralarını yaşatmak, hepimiz için tarihi bir görevdir.

Konferansın Kapanışı ve Yoğun Katılım

Konferansın sonunda konuşmacı Süleyman Duman, tüm katılımcılara ve Bolu Kent Konseyi’ne teşekkürlerini sundu. Aynı şekilde etkinliğe Bolu Belediye Başkan Yardımcısı ve Kent Konseyi Başkanı Leyla Beykoz da katıldı.

Bunun yanı sıra Kent Kültürü ve Tarihi Çalışma Grubu üyeleri de salondaki yerini aldı. Hatta yerel gazeteciler ve vatansever vatandaşlar o akşam salonu tamamen doldurdu.

Özetlemek gerekirse Bolu’da düzenlenen bu anlamlı tarih buluşması, büyük bir başarıya ulaştı. Nitekim bu etkinlik, geçmişin şanlı hatıralarını yeni nesillerin hafızasına asaletle kazıdı.

Bolu’nun Unutulan Kahramanları: 4. Mürettep Tümen ve Miralay Nazım Bey 

Tarihin tozlu sayfaları, bazen bir şehrin kimliğini net şekilde önümüze serer. Çünkü geçmişi bilmek, geleceğe daha emin adımlarla yürümeyi sağlar. Bu amaçla Bolu Kent Konseyi, çok özel bir konferans programı hazırladı. Konsey bünyesindeki ‘Kent Kültürü ve Tarihi Çalışma Grubu’ ise bu kapsamda ikinci toplantısını gerçekleştirdi.

Emekli asker ve yazar Süleyman Duman, etkinliğe konuşmacı olarak katıldı. Duman, sunumunda Milli Mücadele dönemindeki az bilinen gerçekleri aktardı. Özellikle dinleyiciler, 4. Mürettep Tümen’in ve komutanının hikayesini hayranlıkla dinledi.

İşte Bolu’nun şanlı tarihine ışık tutan o çarpıcı gerçekler…

Bolu İsyan Etmedi, İşgal Edildi

Tarihin tozlu sayfaları, bazen bir şehrin kimliğini net şekilde önümüze serer. Çünkü geçmişi bilmek, geleceğe daha emin adımlarla yürümeyi sağlar. Bu amaçla Bolu Kent Konseyi üyeleri, çok özel bir konferans programı ile karşımıza çıktı. ‘Kent Kültürü ve Tarihi Çalışma Grubu’ ise bu kapsamda ikinci toplantısını başarıyla tamamladı.

Emekli asker ve yazar Süleyman Duman, etkinliğe konuşmacı olarak katıldı. Duman, sunumunda Milli Mücadele dönemindeki az bilinen gerçekleri paylaştı. Özellikle dinleyiciler, 4. Mürettep Tümen’in ve komutanının hikayesini hayranlıkla takip etti.

Mehmetçik Sütü İçsin Diye 500 Koyun!

Bolu halkı, vatanseverliğini her alanda net olarak gösterdi. Öyle ki şehrin gençleri, büyük bir adımla 4. Mürettep Tümen saflarına destek verdi. Ordumuz, cepheye doğru yürümek amacıyla şehre veda etti. Buna rağmen Bolulular, bu ayrılıktan 6 ay sonra bile lojistik desteği kesmedi.

Halk, Nazım Bey’in tümenine tam 500 koyun yolladı. Çünkü Bolulular, askerleri kendi evladı gibi gördü. Bu sayede cephedeki Mehmetçiklerin taze süt içmesini sağladılar.

Başlıklardaki Üç Renk: Yeşil, Kırmızı ve Siyah

Ali Fuat Cebesoy Paşa, anılarında önemli bir detay verir. Ayrıca dönemin tanığı İhsan İdikut da aynı bilgiyi doğrular. Komutan Miralay Nazım Bey, askerlerinin başlıklarına özel kumaşlar sardırdı. Kuşkusuz bu başlıklar üç anlamlı renk taşıyordu:

  • Yeşil: Yeşil yurdumuzu yansıtıyordu.
  • Kırmızı: Al kanlara boyanan vatanı anlatıyordu.
  • Siyah: Ülkenin içindeki matemi simgeliyordu.

Bu üç renk, bugün Boluspor’un renk hafızasıyla büyük benzerlik gösterir. Demek ki şehir, kahramanlarına karşı harika bir kadirşinaslık bağı kurmuştur.

Kütahya-Eskişehir Savaşları ve Acı Bir Pusu

Kütahya-Eskişehir Muharebeleri maalesef yenilgiyle sonuçlandı. Bu yüzden tarih kitapları bu savaşı çok az yazar. Fakat 4. Mürettep Tümen Komutanı Miralay Nazım Bey, bu zor cephede kahramanca savaştı.

Gece karanlığında Türk birlikleri yanlış bir noktaya konuşlandı. Böylece stratejik bir bölge tamamen boş kaldı. Durumu fark eden Yunan askerleri, hemen o bölgede siper aldı. Miralay Nazım Bey, atlı birliğiyle geçiş noktasını teftişe çıktı. Maalesef pusuda bekleyen Yunan askerleri, kahraman komutanımızı orada şehit etti.

358 Şehidin İsmi Bulvarda Yaşayacak

Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, konferansta önemli bir müjde verdi. Nitekim yetkililer, Bolu’nun resmi şehit haritasını çıkardı. Savaşlarda can veren 358 şehit net olarak tespit edildi.

Belediye, bu kahramanlar için özel bir abide yapacak. Aynı zamanda anıt, şehirdeki Kuvayı Milliye Bulvarı’nda yer alacak. Kısacası bu cadde, geçmişi hissettiren bir açık hava müzesine dönüşecek.