Mühim bir Gereklilik: İlk Çağ Felsefesi Tarihi

Felsefe tarihi, insanlığın evreni ve kendi varoluşunu rasyonel temelde anlamlandırma çabasını anlatır. Nitekim, MÖ 6. yüzyılda Miletos okulundaki düşünürler ilk madde üzerine sorgulamalar yürüttü. Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes bu süreçte mitolojik açıklamaların yerini mantıksal gerekçelere bıraktı (Kaufman, 2020).

İşte bu entelektüel kırılma, rasyonel düşüncenin kurumsallaşması adına en önemli dönüm noktasıdır. Dahası, İlk Çağ felsefesi sadece felsefi akımların başlangıcını bizzat oluşturmadı. Aksine, modern fizik, matematik, siyaset ve etiğin de kavramsal altyapısını kurdu (Shields, 2012).

Bu nedenle, araştırmacılar bu dönemin incelenmesini zorunlu akademik başlangıç noktası sayar. Çünkü bu inceleme, çağdaş bilimsel ve entelektüel paradigmanın gelişim sürecini anlamayı sağlar.

Felsefe Tarihi Yazımında Yeni Bir Soluk: Annales Okulu Entegrasyonu

Geleneksel felsefe tarihi eğitimi, genellikle katı bir kronolojik sıra takip etmeyi sürdürüyor. Bu doğrultuda, yalnızca “kanon” kabul edilen büyük düşünürlerin teorik metinlerine odaklanıyorlar. Oysa, 1929 yılında Marc Bloch ve Lucien Febvre yeni bir ekol kurdu [Burguière, 2009].

Ardından gelen süreçte, Fernand Braudel bu Annales Okulu’na güçlü yapısal derinlik kazandırdı [Burguière, 2009]. Sonuç olarak, bu yeni entelektüel ekol olay odaklı tarih yazımını kökten eleştirdi [Burguière, 2009].

Dahası, seçkinci tarih yazımının karşısına daha geniş toplumsal yapıları kararlılıkla bizzat çıkardılar [Burguière, 2009]. Annales Okulu’nun bütünsel tarih (histoire totale) yaklaşımı ve Fernand Braudel’in (1958) üç katmanlı zaman modeli, İlk Çağ felsefesi tarihinin öğretimine şu üç temel boyutta yeni bir derinlik kazandırır:

Uzun Süre (La Longue Durée) ve Coğrafi Zaman

Braudel’e (1958) göre tarihin en derin katmanını, coğrafya ve iklim gibi neredeyse değişmeyen yapılar oluşturur. Nitekim, İlk Çağ felsefesinin Akdeniz ve Ege havzasındaki liman kentlerinde doğması asla tesadüf değildir.

Coğrafi konumun sağladığı zengin ticaret ağları, farklı kültürlerin bu havzada karşılaşmasını bizzat sağladı. Üstelik, bölgedeki tarımsal artı ürün, felsefenin ortaya çıkışındaki maddi ve mekansal temeli bizzat kurdu.

Bu doğrultuda, İlk Çağ felsefesi okutulurken coğrafi yapının zihinsel dönüşüme etkisi kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Aksine, doğa ile düşünce arasındaki bu güçlü bağı eğitimciler öğrencilere mutlaka kararlılıkla aktarmalıdır.

Sosyal Zaman ve Konjonktür

Bu katman; orta vadeli ekonomik döngüleri, toplumsal sınıfları ve siyasi yapıları bizzat kapsar. Örneğin, Atina demokrasisinin yükselişi ile kölelik kurumu arasında çok güçlü bağlar vardır. Nitekim, sofistlerin ortaya çıkışındaki sosyo-ekonomik nedenleri incelemeden felsefe tarihini doğru okuyamayız (Vernant, 2006).

Bu bağları kuramadığımızda, Sokrates, Platon ve Aristoteles’in felsefi sistemlerini tam anlamıyla kavrayamayız (Vernant, 2006). Sonuç olarak, Annales perspektifi felsefeyi o soyut fildişi kuleden aşağıya kararlılıkla indirir. Dahası, bu sarsıcı metodoloji teorik düşünceyi kendi gerçek toplumsal bağlamıyla bizzat buluşturur.

“Sorgulanmayan bir hayat yaşamaya değmez.”Sokrates

Tarih Felsefesiz olmaz…

Zihniyetler Tarihi (Histoire des Mentalités)

Annales Okulu’nun üçüncü kuşak temsilcileriyle olgunlaşan bu alan, sıradan insanların inançlarını ve korkularını inceler (Burke, 2015). Nitekim bu bakış açısı, kitlelerin kökleşmiş düşünme alışkanlıklarını da felsefe tarihi araştırmalarına bizzat dahil eder (Burke, 2015).

İşte bu yüzden, İlk Çağ felsefesi eğitimi alan bir öğrenci asla sadece Platon’un İdealar Kuramı’nı ezberlememelidir. Tam aksine, o dönemin insanının mitolojik dünya algısından rasyonel düşünceye geçişini titizlikle incelemelidir. Dolayısıyla, antik toplumların bu süreçte yaşadığı derin zihniyet değişimini bizzat analiz edebilmelidir.

İlk Çağ Felsefesi Tarihi Okutulmasının Akademik ve Bilişsel Faydaları

İlk Çağ felsefesi tarihini Annales Okulu’nun bütünsel yaklaşımıyla müfredata dahil etmek, öğrencilere şu çok boyutlu kazanımları sağlar:

Analitik Düşünme ve Sokratik Sorgulama Yetisi: Sokrates’in diyalektik yöntemi, öğrencilere dogmatik kabulleri sorgulamayı ve önyargılardan arınmayı bizzat öğretir. Bunun bir sonucu olarak, gençler felsefe sayesinde çok güçlü bir kavramsal netlik kazanırlar.

Disiplinlerarası Bakış Açısı Geliştirme: Annales Okulu’nun felsefe tarihine uyarlanması; felsefeyi coğrafya, sosyoloji, antropoloji ve ekonomi ile doğrudan ilişkilendirir. Nitekim bu durum, öğrencilerin akademik çalışmalarda katı disiplin sınırlarını kolayca aşmasını sağlar.

Safsata Tespiti ve Retorik Analizi: Sofistler, geliştirdikleri tartışma teknikleri ile bilgi ve ahlak anlayışlarına yeni boyutlar katmışlardır. İşte bu teknikler, günümüz medyasındaki manipülatif söylemleri ve safsataları (fallacy) ayırt etme becerisi kazandırır.

Tarihsel Empati ve Süreklilik Bilinci

Öğrenciler, günümüzün “demokrasi”, “adalet”, “yasa” ve “madde” gibi kavramlarını felsefeyle bizzat çözebilirler. Nitekim, bu kavramların hangi toplumsal krizlere yanıt olarak üretildiğini analiz etmek mümkündür. İlk Çağ felsefesi tarihi, insanlığın basit bir entelektüel çocukluk dönemi asla değildir. Tam aksine, rasyonel düşüncenin omurgasını bu dönem kararlılıkla oluşturur.

Bu doğrultuda, felsefe disiplininin akademik kurumlarda okutulması öğrencilere sadece geçmişin bilgisini aktarmaz. Metodolojik bir derinliği ve eleştirel süzgeci, bu dersler sayesinde gençler kolayca kazanırlar. Dahası, felsefe tarihini Annales Okulu’nun sunduğu toplumsal katmanlarla ele almayı seçmeliyiz.

Eğitimi ezberci bir “filozoflar kronolojisi” olmaktan, ancak bu bütüncül yöntem tamamen çıkarır. Sonuç olarak, fikirleri üreten zihniyet kalıpları ve toplumsal konjonktür nihayet görünür hale gelir. Bugünün dünyasını analitik şekilde yorumlayan entelektüelleri, işte bu sarsıcı metodoloji bizzat yetiştirir.

Kaynakça

Braudel, F. (1958). Histoire et sciences sociales: La longue durée. Annales. Économies, Sociétés, Civilisations, 13(4), 725-753.

Burke, P. (2015). Annales Okulu: Fransız Tarih Devrimi (M. Tunçay, Çev.). Doğu Batı Yayınları.

Burguière, A. (2009). The Annales School: An intellectual history. Cornell University Press.

Kaufman, D. (2020). Introduction to ancient philosophy. Routledge.

Shields, C. (2012). Ancient philosophy: A contemporary introduction. Routledge.

Vernant, J. P. (2006). Anadolu ve Yunanistan’da felsefenin doğuşu (M. Rifat & S. Rifat, Çev.). Dost Kitabevi.

Okuma önerisi: https://www.dogubati.com/annales-okulu

Anasayfa » Arşiv Mayıs 2019

Nizam-ı Cedid’in Sonu: 1807 Kabakçı Mustafa İsyanı

Osmanlı İmparatorluğu 1807 yılının Mayıs ayında tarihinin en kanlı askeri darbelerinden birini yaşadı. Çünkü İstanbul Boğazı’ndaki kalelerin muhafızı olan Kabakçı Mustafa liderliğinde büyük bir isyan başladı. Bu hareket kısa sürede başkentteki tüm bürökratik yapıyı kontrol altına almayı başardı. Böylece bu kalkışma köklü ıslahatları baltalayarak imparatorluğun modernleşme sürecini uzun süre durdurdu.

Siyasi Nedenler ve Nizam-ı Cedid Ordusunun Yarattığı Rahatsızlık

İsyanın çıkışındaki en büyük etken Sultan III. Selim’in kurduğu yeni askeri yapıydı. Zira padişah Batı tarzında modern ve disiplinli bir ordu meydana getirmişti. Nizam-ı Cedid adı verilen bu ordu geleneksel askeri sınıfları fazlasıyla endişelendirdi. Özellikle yeniçeriler kendi ayrıcalıklarını ve siyasi güçlerini tamamen kaybedeceklerini düşündüler.

Bunun yanı sıra saray bürokrasisindeki bazı muhafazakar devlet adamları da reformlara şiddetle karşıydı. Şeyhülislam Topal Ataullah Efendi gibi isimler askerleri el altından sürekli kışkırttı. Dolayısıyla yeniçerilerin hoşnutsuzluğu devletin zirvesindeki gerici gruplar için kusursuz bir silah oldu. Kısacası siyasi güç savaşı ve reform karşıtlığı isyanın ana zeminini hazırladı.

III.Selim

Ağır Vergiler ve Ekonomik Boyutlar

Ancak bu isyanın arkasında sadece askeri sınıfların değil halkın da tepkisi vardı. Aksine yeni kurulan modern ordunun masrafları devlet hazinesine çok büyük yük bindirmişti. Hükümet bu harcamaları karşılamak amacıyla İrad-ı Cedid adıyla yeni bir hazine kurdu. Bu amaçla tütün, kahve ve buğday gibi temel tüketim mallarına çok ağır ek vergiler getirdiler.

Paranın değer kaybetmesi ve yükselen vergiler İstanbul halkını ekonomik olarak canından bezdirdi. Bu nedenle geçim sıkıntısı çeken esnaf ve yoksul kitleler de yeniçerilerin safına katıldı. Nitekim ekonomik adaletsizlik reformların toplumsal tabanda destek bulmasını tamamen engelledi.

Toplumsal Boyutlar ve Başkentte Reform Karşıtı Terör

Ayaklanma İstanbul’un toplumsal hayatında tam anlamıyla büyük bir terör dönemi doğurdu. Çünkü Kabakçı Mustafa’nın peşine takılan isyancılar şehirdeki tüm yenilikçi devlet adamlarını katlettiler. Batı tarzı kıyafet giyen veya Fransızca konuşan aydınlar sokaklarda hedef haline geldi. Sonunda isyancılar sarayın kapısına dayanarak padişahtan Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırılmasını talep ettiler.

Sultan III. Selim kan dökülmesini önlemek amacıyla kendi kurduğu orduyu resmen lağvetti. Buna rağmen asiler tatmin olmadı ve padişahı tahttan indirerek yerine IV. Mustafa’yı geçirdiler. Sonuç olarak radikal bir grubun başlattığı şiddet eylemleri toplumsal barışı ve aydınlanma hareketini yok etti.

Siyasi Sonuçlar ve Alemdar Mustafa Paşa Dönemi

İsyan başarıya ulaşmış gibi görünse de peşinden çok daha büyük siyasi krizler getirdi. Çünkü Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa sadık ordusuyla İstanbul’a yürüyerek şehri bastı. Amaç III. Selim’i yeniden tahta çıkarmaktı fakat isyancılar eski padişahı sarayda feci şekilde katletti.

Bunun üzerine Alemdar Mustafa Paşa tahta Sultan II. Mahmud’u çıkarmak zorunda kaldı. Ancak bu kanlı tecrübe yeni padişahın zihninde çok büyük bir ders olarak yer etti. Bu nedenle II. Mahmud ileride mutlak otoritesini kurarken yeniçeri ocağını tamamen ortadan kaldıracaktı.

Akademik Açıdan Kabakçı Mustafa İsyanı

Modern tarihçiler Kabakçı Mustafa İsyanı’nı sıradan bir asker ayaklanması olarak görmezler. Örneğin Bernard Lewis gibi uzmanlar bu olayı ilerici ve gerici güçlerin ilk büyük çatışması sayar. Oysa klasik muhafazakar anlatılar bu krizi sadece vergilerin getirdiği bir halk patlaması olarak yorumlar.

Buna rağmen her iki akademik bakış da çok net bir ortak noktada buluşur. Çünkü bu isyan Osmanlı’da yenilik yapmanın ne kadar tehlikeli olduğunu gösteren en büyük kanıttır. Sonuç olarak 1807 darbesi anlaşılmadan Tanzimat Dönemi’ne giden zorlu kararların mantığını kavramak imkansızdır.

Verified by MonsterInsights