Takvimler 2 Temmuz’u gösterdiğinde Türkiye’nin kalbine kapkara ve sönmeyen bir ateş düşer. Sivas’ta, Madımak Oteli’nin dumanları arasında otuz üç canımız sonsuzluğa göç etti. Özellikle Hasret Gültekin, o gencecik yaşında bağlamasının teline insanlık sevgisini bizzat işlemişti. Dolayısıyla bugün, sadece acıyı değil, o yarım kalan aydınlık geleceği de derin bir hüzünle anıyoruz.
Yarım Kalan Bir Ozanın Gelecek Düşü
Hasret Gültekin, müziğiyle bu toprakların kadim acılarını modern bir dille dünyaya anlatıyordu. Çünkü o, geleceği kinle değil, adaletin ve sevginin gücüyle kurmak istiyordu. Nitekim albümlerine ve sözlerine baktığımızda, her zaman toplumsal bir barışın özlemini açıkça görürüz. O karanlık günde yakılan her aydın, aslında bu ülkenin yarınlarına dair umutları taşıyordu. Oysa dumanlar, o güzel insanların sesini fiziksel olarak susturmayı hedefledi. Fakat onların çığlığı, aradan geçen uzun yıllara rağmen her 2 Temmuz’da kalbimizi sarsmaya devam ediyor.

Nesimi Çimen ve Muhlis Akarsu’nun Kadim Nefesi
Aynı zamanda o yangın, Anadolu’nun en saf ve dervişane seslerini de aramızdan kopardı. Örneğin Nesimi Çimen, sırtında üç telli curasıyla barışın ve hoşgörünün canlı bir anıtıydı. Muhlis Akarsu ise aşkı, insanı ve hakikati türkülerin o sarsılmaz gücüyle geleceğe taşıyordu. Bu iki büyük ozan, nefesleriyle toplumun vicdanını her an uyanık tutmaya bizzat çalıştı. Zira onlar, geçmişin kadim bilgeliğini yarının özgür dünyasına aktaran çok güçlü köprülerdi. Dolayısıyla bu ozanları susturmak, Anadolu’nun o birleştirici ortak hafızasını doğrudan hedef almak demekti.
“Bizim buralarda bağlama, insanın içindeki o saklı vicdanın en dürüst sesidir.”
Ancak karanlık zihniyetler, türkülerin ve felsefenin gücünü hiçbir zaman tam olarak anlayamadılar. Çoğu insan o günü sadece bir tarih yaprağı olarak görmeye devam ediyor. Oysa bu acı, toplumsal hafızamızda kanayan en büyük yaralardan biridir. Bu sarsıntı, sitemizde daha önce derinlemesine işlediğimiz Vicdanın Hafızası yazımızdaki o içsel acıyla doğrudan kesişir. Bilgiyle donanan bir vicdan, Madımak’ta yükselen o kara dumanı asla ve asla unutmaz.
Metin Altıok, Behçet Aysan ve Uğur Kaynar’ın Yarım Kalan Dizeleri
Bununla birlikte, Türk şiirinin en hüzünlü kalemi Metin Altıok da oradaydı. Özellikle Altıok, dizlerinde sanki kendi kaderini çok önceden sezmiş gibi hüzünlü yazıyordu. Aynı odada Dr. Behçet Aysan, gündüzleri hastalarına şifa dağıtıp geceleri bembeyaz gemiler çiziyordu. Yanı sıra şair Uğur Kaynar, ceplerinde biriken dirençli şiirleriyle o amansız dumanın tam ortasında bekliyordu. Bu büyük kalemler, cehaletin ve hoşgörüsüzlüğün geleceği nasıl karartacağını her an görüyordu. Nitekim onlar, birer aydın olarak toplumsal çözülmeye karşı her zaman kalemiyle direndi. Şairler, geleceğin dünyasını kelimelerin o büyüleyici gücüyle inşa etmeyi bizzat seçerler. O gün o otelde, bu ülkenin henüz yazılmamış binlerce muazzam şiiri yakıldı.
Asım Bezirci ve Nesnel Akıl Savunması
Edebiyatımızın en namuslu araştırmacı eleştirmeni Asım Bezirci de koridordaydı. Bezirci, ömrü boyunca belgelere, nesnel akla ve bilimselliğe dayalı bir dünya hayal etti. Hatta o yangın dehşeti içinde dahi etrafındaki gençleri babacan tavrıyla teskin etmeyi sürdürdü. O, ideolojik nefretin mantığı tamamen yok ettiği o anda rasyonel aklın kalesi oldu. Dolayısıyla onun kaybı, geleceğimizin eleştirel düşünce yapısına vurulan en büyük darbelerden biridir. Sonuç olarak Madımak, bilimin ve edebi tarafsızlığın da acımasızca ateşe verildiği kapkara bir milattır.
Carina’nın Günlüğü ve Evrensel Barışın Kırımı
Bu büyük trajedi, coğrafi sınırları aşan evrensel bir utanca dönüştü. Çünkü Hollandalı antropoloji öğrencisi Carina Thuijs de o otelde hayatını kaybetti. Carina, Türk kadınının toplumsal rolünü ve Anadolu kültürünü incelemek adına Sivas’a gelmişti. Onun yarım kalan günlüğündeki son satırlar, insanlığın ortak sevgisini ve barış özlemini barındırıyordu. Dolayısıyla bu saldırı, sadece yerel bir kitleyi değil, insanlığın evrensel değerlerini doğrudan hedef aldı. Gerçekleşen bu acımasız eylem, ortak hafızamızı yok etmeyi amaçlayan küresel bir bellek kırımıdır.
Sönmeyen Işık ve Yarınlara Kalan Miras
Nihayet, Madımak’ta yitirdiğimiz tüm canlar bizlere çok asil bir ödev bıraktı. Çünkü fiziki bedenleri yok eden o yangın, onların felsefi fikirlerini kesinlikle bitiremedi. Bugün Hasret’in, Nesimi’nin ve Muhlis’in ezgileri genç kuşakların dilinde özgür birer nehir gibi akıyor. Örneğin bu büyük sanatsal miras, bugünün genç aydınlarına barış içinde yaşama sanatını öğretiyor. Nitekim o gün susturulmak istenen gelecek vizyonu, bugün milyonların kalbinde adalet arayışına dönüşüyor.
Derin Bir Toplumsal Travmanın Anatomisi
Özetle Madımak; sadece bir katliamın adı değil, kuşaklar boyu süren çok ağır bir toplumsal travmadır. Zira o kara gün, ortak yaşama irademize ve adalet duygumuza çok derin bir yara açtı. Toplumun kolektif hafızasında biriken bu hüzün, adalete olan inancı içten içe sarsmaya devam ediyor. Dolayısıyla bu kronik travmanın şifası, ancak geçmişle dürüstçe yüzleşmek ve hafızayı diri tutmakla mümkündür. Nitekim o yangının bıraktığı izler, bizlere bir daha asla karanlığa teslim olmamamız gerektiğini açıkça hatırlatıyor. Hasret Gültekin ve tüm canların sönmeyen ışığı, adaletle yoğrulmuş aydınlık bir yarın inşa etme mücadelemizde her zaman önümüzü aydınlatacaktır.
