Şehit Miralay Mehmet Nazım Bey

Miralay Mehmet Nazım Bey

emal Bey’in oğlu olarak 1886 yılında Kayseri’de dünyaya gelmiştir. Mehmet Nazım Bey, eğitim hayatına Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’nde başladı ve ardından Bursa Askeri İdadisi’ni bitirdi. Askerlik mesleğine ilk resmi adımını 14 Ocak 1904’te Harp Okulu’na girerek attı. Nitekim 20 Eylül 1907’de Harbiye’den teğmen rütbesiyle (1323-P.3), piyade sınıfı üçüncüsü olarak başarıyla mezun oldu. Nihayetinde, ömrünü vatanına adayan bu kahraman subay, 15 Temmuz 1921’de Yumruçal’da şehit düşmüştür.

Nazım bey
Miralay Mehmet Nazım Bey

Görevleri

Eğitim hayatını başarıyla sürdürerek 13 Ağustos 1910’da Mekteb-i Erkân-ı Harbiye’den Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. Bu mezuniyetin hemen ardından, 13 Şubat 1911’de gönüllü olarak Yemen Kuvvetleri Komutanlığı’nda görev aldı.

Daha sonra 3. Kolordu’daki mesaisine 12 Şubat 1914’te başlayan Mehmet Nazım Bey, aynı yıl içinde 6. Kolordu Kurmay Heyeti’nde yer aldı; ardından da sırasıyla 16. Fırka ve 19. Fırka kurmay başkanlıkları görevlerini üstlendi. Yemen Kuvva-i Seyyaresi karargâhında ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye 3’üncü Şube’de bulunmuştur. Daha sonra 16’ncı Tümen Kurmay Başkanlığı’na getirildi. Bu sıfatla Birinci Dünya Savaşı’na Çanakkale Cephesi’nden katıldı.

Çanakkale’deki mücadelesini 25 Nisan 1915’te 16. Tümen Kurmaylığı’nda, 1 Ağustos 1915’te ise 6. Kolordu Kurmaylığı’nda sürdürdü. Savaş meydanlarındaki bu üstün başarıları neticesinde, 15 Temmuz 1916’da 19. Kolordu Kurmaylığı’nda görev yaparken, 14 Eylül 1916’da Binbaşı rütbesine yükseldi. Kariyerinin ilerleyen dönemlerinde ise 19’uncu Tümen Kurmay Başkanlığına atanmıştır. Makedonya Cephesi’nde 177’nci Alay Komutanlığı ve Romanya Cephesi’nde Alman Mareşal August von Mackensen karargâhında irtibat subaylığı yaptı. Nihayetinde, Kafkas Cephesi’nde Kafkas-İslam Ordusu Kurmay Başkanlığı gibi kritik bir görevi de başarıyla yürüttü.

Miralay Mehmet Nazım Bey
Miralay Mehmet Nazım Bey

Kafkas İslâm Ordusu’ndaki vazifesinden sonra Mehmet Nazım Bey, 25 Ağustos 1918’de muamelât-ı zatiye emrine geçti. Ardından yeni yılla birlikte, 27 Ocak 1919’da 12. Kolordu bünyesinde, 27 Mart 1919‘da ise geçici olarak 7. Süvari Alay Komutan Vekilliği görevinde bulundu. Tam bu süreçte, 1919 Mayıs’ında İngilizlerin kendisini tutuklayacağı haberini alınca hiç tereddüt etmemiştir. Kuvayı Milliye’ye katılmak üzere derhal İstanbul’dan ayrılarak Anadolu’ya geçti. Anadolu’daki mücadelesi sırasında, 1920 yılında Hendek–Düzce bölgesinde patlak veren isyanları bastırma emrini aldı. Nitekim komuta ettiği Mürettep Alay ile yürüttüğü kararlı harekât sonucunda bu isyanı başarıyla bastırdı. Bu başarısının peşi sıra, 27 Mayıs – 29 Ekim 1920 tarihleri arasında Bolu Mutasarrıflığı görevini üstlendi; aynı zamanda çoğunluğu Bolu ve Geredeli vatansever gençlerden kurduğu 4. Mürettep Tümen’in başına geçerek Millî Mücadele’de çok kritik ve hayati görevler ifa etti.

Bolu Karaçayırda

Cephede

Gönüllü müfrezelerden kurduğu Mürettep Bolu Tümeni’ni düzenli birlik hâline getirdi ve ardından 4’üncü Tümen Komutanlığı üstlenerek Birinci İnönü Muharebesi’nde aktif görev aldı. İntikamtepe bloğu hattında Yunan kuvvetleriyle çetin bir mücadeleye girişti. Buradaki muharebelerde 4. Tümen büyük bir başarı kazanınca, ordu bu bölgeye tümenin anısına Nazımbey Tepe adını verdi. Nitekim bu muharebedeki üstün başarıları sayesinde yarbaylık rütbesine yükseldi. Hız kesmeden başlayan İkinci İnönü Muharebesi’nde ise Oluklu sırtlarında gerçekleştirdiği ani hücumla Türk cephesinin sağ kanadının çökmesini önledi; bununla da kalmayarak takip eden muharebelerde Metris Tepe’nin ele geçirilmesini sağladı. Ancak bu amansız çatışmalar sırasında ağır şekilde yaralanmıştır. Tedavisiyle bizzat Mustafa Kemal ilgilenirken, Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa da kendisini ziyaret ederek moral verdi.

Bolu Vilayet Binası

Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sırasında, 15 Temmuz 1921 sabahı, Çöğürler İstasyonu’nun yaklaşık 8 km güneybatısındaki stratejik öneme sahip Yumruçal Tepe’nin Yunan 5’inci Tümeni tarafından işgal edilmesini önlemeyi amaçladı. Bu doğrultuda, Tümen Muhafız Süvari Takımı ile birlikte Çataltepeler üzerinden sert bir taarruz gerçekleştirdi; ancak bu amansız harekat esnasında, Yörükmerzarı civarında sol elinden ve göğsünden ağır şekilde yaralandı. Aynı gün içinde derhal cephe gerisine sevk edilerek kaldırıldığı Çöğürler İstasyonu’nda şehadet şerbetini içti.

Yumruçal Tepe. Miralay Mehmet Nazım Bey’in şehit düştüğü alan

Cephedeki üstün başarıları neticesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi çıkardığı özel bir kararla kendisini albaylık (miralay) rütbesine yükseltti. Kahramanın şehadetinin ardından devlet yetkilileri naaşını Ankara’ya nakletti ve öncelikle Hacı Bayram-ı Veli haziresine defnetti. İlerleyen süreçte ise yetkililer cenazesini Cebeci Askeri Şehitliği’ne taşıyarak vatan toprağına emanet etti. Günümüzde ise aziz naaşı, Türk İstiklâl Harbi’ne katılan diğer silah arkadaşları ile birlikte Devlet Mezarlığı’ndaki ebedi istirahatgâhında parlamaktadır.

Türk İstiklal Harbi’nde şehit düşen üç tümen komutanından biri olan Şehit Kurmay Albay Nazım Bey, aynı zamanda dönemin en genç (35 yaşında) tümen komutanıydı.

Çöğürler Nazım Bey Tren İstasyonu

Şehit Kurmay Albay Mehmet Nazım Bey, Osmanlı Devleti’nin yıkılışından Cumhuriyet’in kuruluşuna giden yolda, milletinin istiklali uğruna hayatını feda eden seçkin askerî şahsiyetlerden biridir.

Bugün Türk milleti, onun ve onun nezdinde tüm şehit ve gazilerimizin aziz hatırasını minnet, rahmet ve saygıyla yâd etmektedir.

En Karanlık Günlerin Büyük Direnişi: Kütahya-Eskişehir

Yunan ordusu İnönü siperlerinde iki kez ağır darbeler aldı. Buna rağmen Atina yönetimi Ankara’yı haritadan silmek için yeniden büyük bir saldırı başlattı. Çünkü İngiltere’nin siyasi desteğini kaybetmekten fazlasıyla korkuyorlardı. 10-24 Temmuz 1921 tarihleri arasında gerçekleşen Kütahya-Eskişehir Muharebeleri, düzenli Türk ordusunun ilk mağlubiyetidir. Ancak Türk milleti bu büyük acı kaybı topyekun sivil direnişin ana ateşleyicisi yaptı.

Cephede Büyük Kırılma ve Sakarya’nın Doğusuna Geri Çekilme

Yunan genelkurmay heyeti, Türk ordusunun henüz tam kurumsallaşamadığını çok iyi biliyordu. Zira Türk birlikleri silah, cephane ve lojistik imkanlar yönünden düşmandan çok zayıftı. İki hafta süren kanlı çarpışmaların ardından Yunan ordusu Kütahya ve Eskişehir’i işgal etti.

Bu kritik aşamada Mustafa Kemal Paşa cepheye gelerek radikal bir askeri hamle yaptı. Ordunun imhasını önlemek amacıyla birlikleri Sakarya Nehrinin doğusuna çekti. Böylelikle nehir, düşman ordusu ile Türk askeri arasında doğal bir koruma duvarı oluşturdu. Dolayısıyla bu kontrollü geri çekilme hamlesi ordunun savaşma gücünü kesin olarak korudu.

Meclisteki Büyük Tartışmalar ve Başkomutanlık Kanunu

Ancak ordunun Sakarya’nın doğusuna çekilmesi Ankara’da devasa bir siyasi kriz çıkardı. Aksine meclis kürsüsündeki bazı muhalif milletvekilleri meclisi Kayseri’ye taşımayı yüksek sesle teklif ettiler. Mustafa Kemal Paşa’ya yönelik sert eleştiriler bu süreçte zirve noktasına ulaştı.

Bu büyük düğümü çözmek amacıyla 5 Ağustos 1921’de Başkomutanlık Kanunu’nu çıkardılar. Meclis, kendi elindeki yasama ve yürütme yetkilerini doğrudan Mustafa Kemal Paşa’ya verdi. Nitekim büyük lider, hızlı karar alma gücüyle orduyu yeniden ayağa kaldırmaya odaklandı. Sonuç olarak bu kriz, Milli Mücadele’de tek adam liderliğinin sarsılmaz hukuki temelini attı.

Orduda Disiplin Arayışı: Firariler Kanunu ve İstiklal Mahkemeleri

Geri çekilme süreci cephede çok ciddi bir askeri disiplin problemini de beraberinde getirdi. Çünkü mağlubiyet psikolojisi yüzünden bazı askerler silahlarını bırakarak cepheden kaçmaya başladı. Mustafa Kemal Paşa bu tehlikeli firar krizini çözmek için sert tedbirler aldı.

Bu amaçla meclis, cephe gerisinde Firariler Kanunu’nu çok daha katı şekilde uyguladı. Nitekim firarları önlemek ve asayişi sağlamak üzere İstiklal Mahkemeleri yeniden yoğun mesaiye başladı. Milletvekillerinden oluşan bu mahkeme heyetleri, cephe arkasında kaçakları cezalandırarak ordunun çözülmesini engelledi. Böylece hukuki disiplin, askeri gücün cephede sabit kalmasını sağlayan en önemli unsur oldu.

Sivil Seferberlik: Tekâlif-i Milliye Emirleri

Mustafa Kemal Paşa başkomutanlık makamına geçtikten hemen sonra ordunun ihtiyaçlarına yoğunlaştı. Çünkü askerin ayağında çarık, elinde silah, cephede yiyecek ekmeği dahi kalmamıştı. Başkomutan, geniş yetkilerine dayanarak 7-8 Ağustos 1921’de tarihi Tekâlif-i Milliye Emirleri‘ni ilan etti.

Hükümet her ilçede hızlıca Tekâlif-i Milliye komisyonları kurarak sivil seferberliği bizzat yönetti. Bu emirler uyarınca vatansever halk elindeki giyecek, yiyecek ve taşıtları orduya teslim etti. Komisyonlar her evi bir askeri giydirmekle görevlendirdi ve demirciler gece gündüz silah tamir etti. Böylece savaş, sadece cephedeki askerin değil, evdeki sivil halkın da katıldığı topyekun bir nitelik kazandı. Kısacası Tekâlif-i Milliye, Türk milletinin kendi ordusuna sunduğu sarsılmaz bir sivil sadakat manifestosudur.

Maarif Kongresi: Savaşın Ortasında Eğitim Vizyonu

Bunun yanı sıra bu karanlık günlerde dünyayı şaşkına çeviren çok sıra dışı bir gelişme daha yaşandı. Yunan ordusu Ankara sınırına dayanmışken, Mustafa Kemal Paşa 15-21 Temmuz 1921’de Ankara’da Maarif Kongresi’ni topladı. Zira o, askeri bağımsızlık kadar cehalete karşı yürütülen kültürel bağımsızlığı da hayati görüyordu.

Ülkenin dört bir yanından gelen yüzlerce öğretmen, yeni devletin eğitim politikalarını bu zorlu günlerde tartıştı. Bu nedenle cephede silahlar patlarken Ankara’da geleceğin aydınlanma meşalesini çoktan yaktılar. Sonuç itibarıyla bu vizyoner adım, yeni cumhuriyetin önceliklerinin sadece askeri değil, kültürel olduğunu da kanıtladı.

Sonuç

Modern tarihçiler Kütahya-Eskişehir yenilgisini büyük zaferlerin doğum sancısı şeklinde görürler. Örneğin Sina Akşin gibi uzmanlar bu hassas süreci stratejik bir geri çekilme evresi sayar. Oysa bazı dar popüler anlatılar bu mağlubiyeti sadece bir başarısızlık olarak yorumlar. Onlara göre Sakarya’nın doğusuna çekilmek, halkın askeri inancını sarsan çok büyük bir riskti.

Buna rağmen her iki akademik bakış açısı da ortak bir noktada buluşur. Çünkü Kütahya-Eskişehir’deki bu kontrollü geri çekilme kararı olmasaydı ordu tamamen dağılırdı. Nitekim bugünkü özgür devlet yapımız, o en karanlık günlerde umudunu kaybetmeyen sivil iradenin mirasıdır.

Verified by MonsterInsights