En Karanlık Günlerin Büyük Direnişi: Kütahya-Eskişehir

Yunan ordusu İnönü siperlerinde iki kez ağır darbeler aldı. Buna rağmen Atina yönetimi Ankara’yı haritadan silmek için yeniden büyük bir saldırı başlattı. Çünkü İngiltere’nin siyasi desteğini kaybetmekten fazlasıyla korkuyorlardı. 10-24 Temmuz 1921 tarihleri arasında gerçekleşen Kütahya-Eskişehir Muharebeleri, düzenli Türk ordusunun ilk mağlubiyetidir. Ancak Türk milleti bu büyük acı kaybı topyekun sivil direnişin ana ateşleyicisi yaptı.

Cephede Büyük Kırılma ve Sakarya’nın Doğusuna Geri Çekilme

Yunan genelkurmay heyeti, Türk ordusunun henüz tam kurumsallaşamadığını çok iyi biliyordu. Zira Türk birlikleri silah, cephane ve lojistik imkanlar yönünden düşmandan çok zayıftı. İki hafta süren kanlı çarpışmaların ardından Yunan ordusu Kütahya ve Eskişehir’i işgal etti.

Bu kritik aşamada Mustafa Kemal Paşa cepheye gelerek radikal bir askeri hamle yaptı. Ordunun imhasını önlemek amacıyla birlikleri Sakarya Nehrinin doğusuna çekti. Böylelikle nehir, düşman ordusu ile Türk askeri arasında doğal bir koruma duvarı oluşturdu. Dolayısıyla bu kontrollü geri çekilme hamlesi ordunun savaşma gücünü kesin olarak korudu.

Meclisteki Büyük Tartışmalar ve Başkomutanlık Kanunu

Ancak ordunun Sakarya’nın doğusuna çekilmesi Ankara’da devasa bir siyasi kriz çıkardı. Aksine meclis kürsüsündeki bazı muhalif milletvekilleri meclisi Kayseri’ye taşımayı yüksek sesle teklif ettiler. Mustafa Kemal Paşa’ya yönelik sert eleştiriler bu süreçte zirve noktasına ulaştı.

Bu büyük düğümü çözmek amacıyla 5 Ağustos 1921’de Başkomutanlık Kanunu’nu çıkardılar. Meclis, kendi elindeki yasama ve yürütme yetkilerini doğrudan Mustafa Kemal Paşa’ya verdi. Nitekim büyük lider, hızlı karar alma gücüyle orduyu yeniden ayağa kaldırmaya odaklandı. Sonuç olarak bu kriz, Milli Mücadele’de tek adam liderliğinin sarsılmaz hukuki temelini attı.

Orduda Disiplin Arayışı: Firariler Kanunu ve İstiklal Mahkemeleri

Geri çekilme süreci cephede çok ciddi bir askeri disiplin problemini de beraberinde getirdi. Çünkü mağlubiyet psikolojisi yüzünden bazı askerler silahlarını bırakarak cepheden kaçmaya başladı. Mustafa Kemal Paşa bu tehlikeli firar krizini çözmek için sert tedbirler aldı.

Bu amaçla meclis, cephe gerisinde Firariler Kanunu’nu çok daha katı şekilde uyguladı. Nitekim firarları önlemek ve asayişi sağlamak üzere İstiklal Mahkemeleri yeniden yoğun mesaiye başladı. Milletvekillerinden oluşan bu mahkeme heyetleri, cephe arkasında kaçakları cezalandırarak ordunun çözülmesini engelledi. Böylece hukuki disiplin, askeri gücün cephede sabit kalmasını sağlayan en önemli unsur oldu.

Sivil Seferberlik: Tekâlif-i Milliye Emirleri

Mustafa Kemal Paşa başkomutanlık makamına geçtikten hemen sonra ordunun ihtiyaçlarına yoğunlaştı. Çünkü askerin ayağında çarık, elinde silah, cephede yiyecek ekmeği dahi kalmamıştı. Başkomutan, geniş yetkilerine dayanarak 7-8 Ağustos 1921’de tarihi Tekâlif-i Milliye Emirleri‘ni ilan etti.

Hükümet her ilçede hızlıca Tekâlif-i Milliye komisyonları kurarak sivil seferberliği bizzat yönetti. Bu emirler uyarınca vatansever halk elindeki giyecek, yiyecek ve taşıtları orduya teslim etti. Komisyonlar her evi bir askeri giydirmekle görevlendirdi ve demirciler gece gündüz silah tamir etti. Böylece savaş, sadece cephedeki askerin değil, evdeki sivil halkın da katıldığı topyekun bir nitelik kazandı. Kısacası Tekâlif-i Milliye, Türk milletinin kendi ordusuna sunduğu sarsılmaz bir sivil sadakat manifestosudur.

Maarif Kongresi: Savaşın Ortasında Eğitim Vizyonu

Bunun yanı sıra bu karanlık günlerde dünyayı şaşkına çeviren çok sıra dışı bir gelişme daha yaşandı. Yunan ordusu Ankara sınırına dayanmışken, Mustafa Kemal Paşa 15-21 Temmuz 1921’de Ankara’da Maarif Kongresi’ni topladı. Zira o, askeri bağımsızlık kadar cehalete karşı yürütülen kültürel bağımsızlığı da hayati görüyordu.

Ülkenin dört bir yanından gelen yüzlerce öğretmen, yeni devletin eğitim politikalarını bu zorlu günlerde tartıştı. Bu nedenle cephede silahlar patlarken Ankara’da geleceğin aydınlanma meşalesini çoktan yaktılar. Sonuç itibarıyla bu vizyoner adım, yeni cumhuriyetin önceliklerinin sadece askeri değil, kültürel olduğunu da kanıtladı.

Sonuç

Modern tarihçiler Kütahya-Eskişehir yenilgisini büyük zaferlerin doğum sancısı şeklinde görürler. Örneğin Sina Akşin gibi uzmanlar bu hassas süreci stratejik bir geri çekilme evresi sayar. Oysa bazı dar popüler anlatılar bu mağlubiyeti sadece bir başarısızlık olarak yorumlar. Onlara göre Sakarya’nın doğusuna çekilmek, halkın askeri inancını sarsan çok büyük bir riskti.

Buna rağmen her iki akademik bakış açısı da ortak bir noktada buluşur. Çünkü Kütahya-Eskişehir’deki bu kontrollü geri çekilme kararı olmasaydı ordu tamamen dağılırdı. Nitekim bugünkü özgür devlet yapımız, o en karanlık günlerde umudunu kaybetmeyen sivil iradenin mirasıdır.

Verified by MonsterInsights