Ruhsal Bir Zehirlenme Olarak Hınç
Friedrich Nietzsche ve Max Scheler, hınç kavramını felsefe dünyasına armağan etmişlerdir. Nitekim hınç, sıradan ve basit bir öfke nöbeti değildir. Aynı zamanda bu kavramı, küçük bir intikam yemini olarak da tanımlayamayız. Zira anlık tepkiler geçicidir ve insan onları hemen unutabilir. Ancak hınç, anlık bir parlamadan çok daha büyük bir olgudur.
Çünkü hınç, insan ruhunu tamamen esir alan süreğen bir zehirlenmedir. Bu zehir, bireyin tüm benliğini ve düşünce dünyasını yavaşça ele geçirir. Dolayısıyla hınç duygusu, insan hayatında her an süreklilik arz eder. Üstelik bu yıkıcı duygu, zamanımızın en belirgin ahlak yasasını yani köle ahlakını oluşturur. Kısacası hınç, insanlık tarihi kadar eski ve netameli bir konudur.
Maskeli İlişkiler ve Gizli Hesaplar
Diğer taraftan insan ilişkilerinin yüzeydeki aldatıcı birliğine karşılık derinde büyük hayal kırıklıkları yaşarız. Şüphesiz bu toplumsal hayal kırıklıklarının arkasında, ustalıkla maskelediğimiz niyetler saklanır. Zira sahte samimiyetler, insanların gerçek yüzlerini gizlemeyi çok iyi başarır. Aslında her insanın, kendi iç dünyasına göre yürüttüğü gizli bir hesabı vardır.
Öyle ki en güvenli gördüğümüz limanlar bile insanı yanıltacak tuzaklar barındırır. Bu durum, toplumsal rollerin arkasındaki güvensizliği ve şüpheyi iyice besler. Böylece yüzeydeki yapay uyum, derindeki büyük fırtınayı gizlemeye yetmez. Hatta toplum mekanizması, kendisini her sabah yeniden üretme ihtiyacı hisseder. Yani herkesin bir başkasıyla göreceği gizli bir hesabı daima mevcuttur.
Modern Yaşamın Gizli Histerisi
Bununla birlikte karanlıkta, sinsi ve manevi bir öç yasası gezinir. Bu yasa, insanların gizli adımlarını ve bastırdığımız niyetlerini yönetir. Nihayetinde hınç duygusu, kendi nesnesini er ya da geç mutlaka bulur. Öyle ki yok edeceğimiz kurbanlar, modern dünyada her zaman mevcuttur. Hatta hınç, kendisini sözcüklerin arasında büyük bir ustalıkla gizler.
Dahası davranışların tutarsızlığında, kendi gizli histerisini açıkça ifşa eder. Mesela her yapay gülümsemede, esasen sisteme karşı daha büyük bir itiraz vardır. Zaten her şeyin şeffaf kılındığı iddiası, modern çağın koca bir yalanından ibarettir. Pascal da tüm insanların, doğal olarak birbirinden nefret ettiğini açıkça söyler. Çünkü bu nefret, başkasının yıkımıyla mutlu olma yanılsamasından beslenir.
Efendi Köle Diyalektiği ve Yapay İttifaklar
Bu bağlamda demokratik toplumlar, eşitliği ve adaleti hazır kalıplar halinde sunar. Fakat insanlar, bu yapay değerleri hiçbir zaman doğal bir süreç gibi kabullenmemişlerdir. Zira gruba uyum sağlamak, bireysel bir değer yaratmaktan çok daha önemli hale gelmiştir. Özellikle konumlar arasındaki en küçük boşluklar bile büyük hınç dalgaları yaratır. İlginçtir ki özgürlüğüne kavuşan kölenin ilk hamlesi, efendisini taklit etmektir.
Sonuç olarak köle, kendini köle kılan unsurları daha ağır koşullarla yeniden hazırlar. Kabul etmediği halde boyun eğer, öfkelendiğinde gülümser ve yaralandığında teşekkür eder. Yani sunulan tatlı sözler ve iltifatlar, içindeki zehri beraberinde taşır. Bugün hınç, kalabalıkları harekete geçiren dev bir kütleye ve bulaşıcı bir hastalığa dönüşmüştür. Anlaşılan o ki günümüz dünyası, yapay ittifaklarla kurulan bu hınç ahlakını en iyi şekilde yansıtmaktadır.
Bu satırların nereye varmaya çalıştığı sanırım anlaşıldı dostlar. Gerisi tamamen size kalmış.
Tavsiye: Doğu-Batı Dergishttps://www.dogubati.com/sayi-77-hinc?search=h%C4%B1n%C3%A7i
Güncelleme : 2016-11-20 17:47:12
