Toplumsal Değişim İçin Sorumluluk Almak ve Ütopyaları Gerçeğe Dönüştürmek
Jean-Paul Sartre, “Sadece kürek çekmeyen kişinin tekneyi devirecek zamanı vardır” der. Bu söz, toplumsal sorumluluktan kaçanların ürettiği yıkıcı etkiyi çok net özetler. Günümüzde sosyal sorumluluk, kurumların ve bireylerin hedef kitlelerine karşı yerine getirmesi gereken en temel ödevler arasında yer almaktadır. Çünkü toplumsal fayda sağlamak, modern dünyanın en büyük beklentisidir.
Sosyal Sorumluluk ve Etik İlişkisi
Sosyal sorumluluk, etik kavramı ile doğrudan ilişkilidir. Tarihin en eski dönemlerinden beri insanlar bazı davranışları iyi, bazılarını ise kötü olarak nitelendirir. Dolayısıyla toplumlar kötü davranışları her zaman etik dışı görür. Aynı durumu meslekler bağlamında ele aldığımızda ise karşımıza meslek etiği çıkar. Sosyal sorumluluk alanı, gerek toplumsal içeriği gerekse mesleki niteliğiyle etikle kopmaz bir bağa sahiptir. Sorumluluk, kişinin kendi davranışlarının veya yetki alanına giren sonuçları üstlenmesi anlamına gelir.
Kavramın Tarihsel Gelişimi ve Kurallar
Sosyal sorumluluk anlayışının temel amacı topluma yönelik fayda sağlamak olmalıdır. İnsanlar, tarih boyunca bu amacı gönüllülük ve hayırseverlik esasında gerçekleştirdi. Örneğin, insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen dinler, bireylere ve topluluklara birçok sorumluluk yükler. Böylece insanlar kendi kişisel inançları, değerleri ve ahlaki görüşleriyle bir sorumluluk anlayışı geliştirdiler.
Daha sonra devletler, yaşayış ve iş yapış şekillerini belirlemek için yasaları kabul etti. Tarihte bu doğrultuda bilinen ilk kurallar Hammurabi Yasaları’dır. Dinlerin yayılmasıyla birlikte insanlar sivil yapılar ve vakıflar kurmaya başladı. Zamanla toplumlar, sorumluluğu sadece devletin görevi olarak görmekten vazgeçti; bunu tüm toplumun ve kâr amacı güden kurumların ortak görevi saydı.
[Dinlerin Sorumluluk Çağrısı] ➔ [Hammurabi Yasaları] ➔ [Vakıf Yapıları] ➔ [Modern Kurumsal Sorumluluk]

Geleceğin Tartışmaları ve Taşın Altına Elini Koymak
Sosyal sorumluluk ve etik konusu her geçen gün daha farklı bir boyut kazanmaktadır. Özellikle sivil toplum örgütlerinin artması, bu konunun gelecekte daha yoğun tartışılacağını gösteriyor. Zor günlerden geçiyorsak, bu sorumluluğu taşımak adına elimizi taşın altına koyabilme yürekliliğine sahip olmamız gerekir. Kendi ellerimizle inşa edeceğimiz zindan için başkalarını suçlamak asla kabul edilemez. İş işten geçtiğinde ise almaya çalışacağınız bir sorumluluk kalmayacaktır.
Ütopyadan Gerçeğe: Türkiye Portresi
Şu an başlamak bile çok şey kazanmak demektir. Şimdi harekete geçerek hem kendi hayatımızı kurtarabilir hem de umut edilen Türkiye portresini oluşturabiliriz. Bu düşünce ilk başta ütopik gelebilir. Fakat Çanakkale Savaşı’nda galip gelmemiz de Sevr’den Lozan’a gelinmesi de bazılarına göre ütopyaydı. Bugün kullandığımız televizyon, cep telefonu ve bilgisayar gibi teknolojiler de hep ütopik düşüncelerin meyvesidir. Bu nedenle çoğumuzun büyük fikirlerle kavrulması en önemli noktadır.
Büyük taşlar ancak birçok elin yardımıyla kalkar. Sonuç olarak bunun ilk şartı bir araya gelebilmektir. Kötülüğe, fanatizme ve ayrımcılığa karşı ortak bir duruş sergilemeliyiz. Farklılıkları düşmanlık olarak görmek yerine, birlikte kürek çekerek tekneyi limana ulaştırmalıyız.