Halkın Yazdığı Destan: Milli Mücadele’de Güney Cephesi

Milli Mücadele döneminde Doğu’da düzenli ordu, Batı’da ise Kuva-yı Milliye ile başlayan askeri süreçler vardı. Oysa Güney Cephesi, baştan sona tamamen sivil halkın kendi imkanlarıyla yazdığı bir kahramanlık destanıydı. Çünkü bu bölgede Ankara Hükümeti’ne bağlı hiçbir düzenli askeri birlik bulunmuyordu. İşte bu cephe, sivil direnişin işgalci büyük bir gücü nasıl dize getireceğini dünyaya gösterdi.

İngiliz İhanetinden Fransız İşgaline Uzanan Şartlar

Güney illerinde işgal süreci Mondros Mütarekesi’nin hemen ardından çok karmaşık bir hal aldı. Zira bölgeyi ilk olarak İngiliz askeri birlikleri haksız bir şekilde işgal etmişti. Fakat İngilizler daha sonra Fransızlar ile gizli bir “Suriye İtilafnamesi” imzaladılar.

Bu gizli antlaşma uyarınca Maraş, Antep ve Urfa topraklarını tamamen Fransız idaresine devrettiler. Üstelik Fransızlar bölgeye gelirken yanlarında intikam arzusuyla dolu Ermeni intikam alaylarını da getirdiler. Bu durum yerel halkın can, mal ve namus güvenliğini tamamen ortadan kaldırdı. Bu nedenle güney halkı, düşmana karşı topyekun bir gerilla savaşı başlatmak zorunda kaldı.

Şehir Savunmalarının Efsanevi Kahramanları

Güneydeki direniş, tarihe altın harflerle geçen sivil kahramanların cesareti sayesinde zafere ulaştı. Örneğin Maraş’ta Sütçü İmam, Türk kadınlarına el uzatan Fransız askerlerine ilk kurşunu sıkarak isyanı başlattı. Nitekim kaledeki Türk bayrağını indiren düşmana karşı halk, “Bayraksız namaz kılınmaz” diyerek şehri kurtardı.

Antep savunmasında ise Şahin Bey (Mehmet Sait), Fransızların lojistik ikmal hatlarını tek başına günlerce kesti. “Düşman arabaları cesedimi çiğnemeden Antep’e giremez” diyerek köprü başında canı pahasına şehit düştü. Urfa’da ise Ali Saip (Ursavaş) Bey, “On İkiler” adıyla kurduğu gizli örgütle Fransızları şehirden attı. Böylelikle bu sivil önderler, hiçbir resmi ordu olmadan koskoca bir cepheyi zafere taşıdılar.

Ankara Hükümeti’nin Desteği ve Pozantı Kongresi

Ancak Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti bu kahraman halkı tamamen yalnız bırakmadı. Aksine bölgedeki dağınık sivil müfrezeleri örgütlemek amacıyla Kılıç Ali ve Ali RATİP gibi subayları gizlice gönderdiler.

Ayrıca Mustafa Kemal Paşa bizzat güneye geçerek 5 Ağustos 1920’de Pozantı Kongresi’ni topladı. Böylece Adana ve çevresindeki Kuva-yı Milliye birliklerini tek bir askeri komuta merkezine bağladılar. Dolayısıyla yerel halk direnişi, Ankara’nın bu stratejik dokunuşlarıyla daha organize bir nitelik kazandı. Kısacası sivil azim ile kurumsal akıl güney topraklarında muazzam bir şekilde bütünleşti.

Masadaki Büyük Diplomatik Zafer: 1921 Ankara Antlaşması

Halkın sarsılmaz direnişi, Batı Cephesi’ndeki askeri başarılarla birleşince Fransızların savaş azmini tamamen kırdı. Özellikle Sakarya Meydan Muharebesi’nin Türk zaferiyle bitmesi, Fransa’yı Ankara ile anlaşmaya mecbur bıraktı. Sonunda 20 Ekim 1921 tarihinde iki devlet arasında tarihi Ankara Antlaşması imzalandı.

Bu antlaşmayla Fransa, Büyük Millet Meclisi’ni ve Misak-ı Milli’yi resmen tanıyan ilk İtilaf Devleti oldu. Fransız askerleri Hatay hariç işgal ettikleri tüm güney topraklarından tamamen çekildiler. Dolayısıyla bu imza, itilaf blokunun parçalandığını gösteren en büyük diplomatik zafer olarak tarihe geçti.

Güney Cephesi’nin Genel Savaş Kitlesine Katkıları

Güney Cephesi’nin başarıyla kapanması, Kurtuluş Savaşı’nın genel kaderini doğrudan değiştirdi. Çünkü güney sınırlarının güvenliği sağlandığı için buradaki tüm Kuva-yı Milliye kaynaklarını Batı’ya aktardılar. Üstelik Fransızların bölgede bıraktığı çok sayıda silah ve mühimmat Yunan ordusuna karşı kullanıldı.

Ankara Hükümeti, güneydeki yükünden kurtularak tüm enerjisini tek bir cepheye toplama fırsatı buldu. Bu nedenle güney halkının kazandığı unvanlar (Gazi, Şanlı, Kahraman) bu fedakarlığın en büyük nişanesidir. Sonuç itibarıyla güneydeki bu sivil zafer, nihai kurtuluşa giden yolu maddi ve manevi olarak besledi.

Güney Cephesi’nin Mirası

Modern tarihçiler Güney Cephesi’ni ulusal kurtuluş savaşının en özgün sivil toplum laboratuvarı sayarlar. Örneğin Bülent Tanör gibi uzmanlar bu süreci halkın kendi kendini yönetme ve savunma kabiliyeti üzerinden inceler. Oysa bazı dar popüler anlatılar bu cepheyi sadece bölgesel çete çatışmaları gibi görerek küçümser. Onlara göre buradaki başarı, düzenli orduların büyük ve planlı askeri stratejilerinden tamamen yoksundur.

Buna rağmen her iki akademik bakış da çok net bir ortak noktada buluşur. Çünkü güneyde bu sivil direniş duvarı örülmeseydi Ankara Hükümeti iki ateş arasında kalarak yok olabilirdi. Sonuç olarak bugün sahip olduğumuz özgür sınırların güvencesi, 1920’deki o fedakar sivil kahramanların mirasıdır.

Yorum yapın

Verified by MonsterInsights