ABD Başkanı Donald Trump, yeni bir hamle yaptı. Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ı Suriye ve Irak Özel Temsilcisi olarak atadı. Buna karşın Barrack, elçilik görevini de aktif sürdürecek. Bu adım, Amerikan dış politikasında radikal bir strateji değişikliğini simgeliyor. Zira Washington, Irak ve Suriye dosyalarını ilk kez tek masada birleştirdi. Üstelik bu masayı Ankara’da kurdu. Bu durum, Türkiye’nin bölgesel rolüne dair net mesajlar içeriyor.
Mevcut iktidar, bu hamleyi ilişkileri tazelemek için bir fırsat olarak görebilir. Lakin madalyonun diğer yüzünde karmaşık bir jeopolitik ajanda var. Çünkü ABD, İran’ın nüfuz alanını tamamen çökertmek istiyor. Dolayısıyla bu süreç, Türkiye’yi komşusu İran ile karşı karşıya getirebilir. Kısacası Barrack’ın yeni yetkileri, Türkiye’yi bölgesel bir oyun kurucu yapabilir. Aksine Washington, Ankara’yı kendi cephe hattına da sürebilir.
İran’ı Çevreleme Stratejisi ve Irak-Suriye Geçiş Süreci
ABD, Irak ve Suriye’nin parçalı yapısını kullanmak istiyor. Nitekim Suriye’de Esad sonrası geçiş dönemini Washington yakından izliyor. Benzer şekilde Irak’ta da İran destekli milisleri tasfiye etme operasyonu sürüyor.
Tom Barrack, bölgede İran karşıtı yönetimler kurmayı hedefliyor. Bu doğrultuda ABD, Türkiye’den Sünni ve Türkmen grupları bu eksene dahil etmesini bekliyor. Ancak Ankara, sınırlarında Şii-Sünni savaşı görmek istemiyor. Bu yüzden iktidar, gelen baskılara karşı dikkatli adımlar atmak zorundadır. Çünkü İran’ın tamamen tasfiyesi, Ortadoğu’da yeni fırtınaları tetikleyebilir.

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve İktidardan Beklentiler
Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (BOP), bölge rejimlerini batı normlarına göre dönüştürmeyi amaçlıyordu. Sözgelimi Trump yönetimi, bu projeyi askeri işgallerle yürütmüyor. Bunun yerine, ortaklar üzerinden diplomatik baskı kuruyor.
Tom Barrack, iktidar ile olan ilişkilerini kullanacaktır. Türkiye’yi bu dönüşümün lojistik lideri yapmak isteyecektir. ABD, Türkiye’den Suriye’nin inşasını üstlenmesini bekliyor. Bununla birlikte Washington, Ankara’nın İsrail ile gerilimi düşürmesini istiyor. Bölgesel enerji ve güvenlik projelerine dönmesini de şart koşuyor.
“Müşfik Monarşi” Söylemi ve İç Siyasetteki Demokratik Reaksiyon
Tom Barrack, Antalya Diplomasi Forumu’nda tartışılacak analizler yaptı. Bölgede Batı tarzı demokrasilerin kaosa yol açtığını savunmuştur. Buna karşılık istikrarı sadece “müşfik monarşilerin” sağlayabileceğini iddia etti. Üstelik örnek olarak İsrail ile birlikte Türkiye’deki liderlik modelini gösterdi.
Bu sözler, Türk iç siyasetinde büyük tepki çekti. Muhalefet partileri, elçinin Türkiye’yi monarşiyle eşleştirmesini sertçe eleştirdi. Örneğin muhalefet liderleri, bu ifadeleri açıkça “hadsizlik” olarak tanımladı. Ayrıca muhalif bloklar, Barrack’ın derhal sınır dışı edilmesini talep etti. Nitekim bu söylem, kitle psikolojisinde ulusal onura saldırı olarak karşılık buldu.
“Meşruiyet” İllüzyonu, Egemenlik Sorunu ve Psikolojik Eşik
Tom Barrack’ın yarattığı bir diğer çatlak ise New York’ta yaşanmıştır. Barrack, Trump’ın hamlelerini savunmuştur. Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a meşruiyet verdiğini ileri sürdü. Bu açıklama, Türk diplomatları arasında derin bir rahatsızlık uyandırdı.
Psikolojik açıdan bu cümle, üstünlük taslayan sömürgeci bir aklı gösteriyor. Muhalif kanat, bu ifadeyi Washington’ın bir şantaj kartı olarak gördü. Zira bir liderin meşruiyeti başka devletten gelmez. Meşruiyet, sadece halkın sandıkta verdiği oydan gelir. Dolayısıyla Barrack’ın iddiası, toplumsal bilinçaltında vesayet korkularını tetikledi. Hükümetin bu sözlere düşük profilli tepki vermesi ise iç siyasetteki kutuplaşmayı artırdı.
Bu durum, kamuoyunda ciddi bir egemenlik endişesi yarattı. Muhalefet, bu diplomatı bir sömürge valisi olarak nitelendiriyor. Dolayısıyla mevcut iktidar, Barrack ile iş birliği yaparken iç siyasi reaksiyonu yönetmekte zorlanacaktır. Eğer hükümet ABD’ye çok alan açarsa, toplumsal tabanda devlete güven duygusu azalır.
SDG/YPG Çıkmazı ve Stratejik Pragmatizm
Türkiye ile ABD arasındaki en büyük uçurum, Suriye’deki PKK/YPG (SDG) varlığıdır. Tom Barrack, geçmişte SDG unsurlarını yeni orduya entegre etmeyi savunmaktadır. Kısacası ABD, Kürt varlığını Suriye’nin anayasal düzeninde korumak istiyor. Buna karşılık Türkiye, sınırında otonom bir yapıya asla izin vermeyeceğini netçe belirtti. Barrack’ın bu iki zıt kutbu nasıl uzlaştıracağı, onun diplomatik geleceğini belirleyecektir.
Gelen tüm sert eleştirilere rağmen Tom Barrack, Fox News Digital’e konuşarak sözlerinin arkasında durdu. Bu ifadelerin ideolojik olmadığını, tamamen saha gerçekçiliği taşıdığını savunmuştur. Kısacası Barrack, Trump yönetiminin “güç yoluyla barış” doktrinini bölgeye dayatıyor.
Ancak elçinin bu nobran tanımlamaları, S-400 ve F-35 krizlerini çözmeyi zorlaştırıyor. Kendisi krizlerin aylar içinde çözüleceğini iddia ediyor. Yine de yarattığı psikolojik güvensizlik ortamı müzakereleri gölgeliyor. Sonuç olarak Barrack’ın rejim eleştirileri mevcut iktidarı iç siyasette sıkıştırıyor. Bu durum, ABD’nin planlarına karşı toplumsal şüpheyi en üst seviyeye çıkarıyor.
Sonuç
Tom Barrack’ın yeni rolleri, Türkiye’ye bölgesel bir vizyon alanı açmaktadır. Ancak bu durum, ABD’nin İran’ı çevreleme yükünü Türkiye’nin omuzlarına bırakma stratejisidir. Dolayısıyla Ankara, bu süreçte sadece bir taşeron olmamalıdır. Kendi ulusal çıkarlarını koruyan bağımsız bir aktör olarak kalmayı başarmak zorundadır. Bilakis Washington’ın her talebini kabul etmek, Türkiye’yi büyük bir bölgesel kaosun parçası haline getirebilecektir.
