Sürgün ve Hürriyet: Jön Türk Basınından Taif Zindanlarına

Osmanlı modernleşmesi sadece saray koridorlarında şekillenmedi. Çünkü hürriyet fikri, gücünü Mithat Paşa gibi isimlerden, sürgündeki mürekkep kokusundan ve zindan duvarlarından alıyordu. Özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısı, aydınların imparatorluğu kurtarma arayışlarına sahne oldu. Bu arayışın bir ucunda Paris ve Londra sokaklarında kaçak gazeteler basan muhalifler vardı. Diğer ucunda ise koca bir devlete ilk anayasayı kazandıran, ancak canını zindanda bırakan sadrazamlar duruyordu. Web sitemizin ana sayfasında yer alan tarih kategorisindeki diğer incelemeler gibi, bu yazı da fikir suçlarının tarihini aydınlatıyor. İdari krizler de kitlelerin kaderini belirler. Çünkü matbaa makinelerinin tıkırtısı ile Taif’teki cellatların adımları aynı dönemin gerçeğiydi. Sonuç olarak bu iki hikaye, Osmanlı aydınlarının Batı kıskacında ödediği ağır bedeli gözler önüne seriyor.

Mürekkep ve Sürgün Kıskacında Jön Türk Basını

“Vatanı kurtaracak olan şey, Batı’nın tekniğini almak değil, onun hürriyet fikirlerini ülkeye taşımaktır.”

Yurt dışına kaçan Jön Türkler bu inançla yola çıktılar. Bu yüzden Paris, Londra ve Cenevre gibi merkezleri birer fikir üssü haline getirdiler. Özellikle Jön Türklerin Paris ve Londra basını, sansürün pençesindeki İstanbul halkına adeta birer nefes borusu oldu. Örneğin Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın Londra’da çıkardığı Hürriyet gazetesi büyük yankı uyandırdı. Ek olarak Ahmed Rıza Bey’in Paris’te bastığı Meşveret gazetesi, meşrutiyet fikrinin teorik zeminini hazırladı. Çünkü bu kaçak yayınlar, diplomatik çantalar ve gizli kuryeler vasıtasıyla imparatorluk topraklarına sokuluyordu.

Bununla birlikte aydınlar, Batı dünyasını yerinde görerek devleti mutlak bir çöküşten kurtarabileceklerini düşündüler. Ancak bu ütopyanın arkasında, doğup büyüdükleri topraklardan kopmanın getirdiği derin bir yabancılaşma ve yalnızlık yatıyordu.

Hafiye Kıskacı ve Gurbetteki Maddi Sefalet

Özellikle sürgündeki yaşam sadece entelektüel tartışmalardan ibaret değildi. Çünkü İstanbul’dan gönderilen jurnaller ve hafiye teşkilatının ajanları aydınları adım adım takip ediyordu. Bu yüzden saray, Avrupa devletlerine baskı yaparak bu kaçak yayınları engellemeye çalıştı. Sonuç olarak Jön Türk yazarları sürekli matbaa değiştirmek ve gizlenmek zorunda kaldı.

Ek olarak muhalif aydınlar gurbet topraklarında çok büyük bir maddi sefalet çektiler. Çünkü çoğu zaman bir lokma ekmeğe ve bir şişe mürekkebe muhtaç oldular. Yaşanan bu ağır psikolojik baskı, onların devleti kurtarma ütopyalarını zamanla hırçın bir muhalefete dönüştürdü. Bu nedenle hürriyetin bedeli, sadece vatan hasreti değil, aynı zamanda açlık ve ölüm korkusuydu.

Doğu-Batı Kıskacında Bir Ömür: Mithat Paşa’nın Trajedisi

Bununla birlikte Jön Türklerin fikir dünyasını besleyen en büyük eylemi, sitemizdeki I. Meşrutiyet makalemizde adı geçen Mithat Paşa gerçekleştirmişti. Kendisi reformist kimliği ve modern devlet vizyonu ile öne çıkan efsanevi bir sadrazamdı. Özellikle Kanun-ı Esasi’yi, yani devletin ilk anayasasını padişaha kabul ettirerek anayasal monarşi hayalini gerçeğe dönüştürdü.

Çünkü Mithat Paşa sadece idari bir reformcu değildi. Örneğin taşradaki köylüyü tefecilerin elinden kurtarmak için Memleket Sandıkları’nı kurmuştu. Günümüz Ziraat Bankası’nın temeli olan bu sistem, üreticiye nefes aldırdı. Bu yüzden halk Paşa’yı çok seviyor ve onu bir kurtarıcı olarak görüyordu.

Sonuç olarak Doğu’nun mutlakıyet geleneği ile Batı’nın anayasa fikri arasında sıkışıp kaldı. Çünkü padişah II. Abdülhamid, Meclis-i Mebusan’ı kapattıktan sonra Mithat Paşa’yı tehlikeli bir muhalif olarak gördü. Yıldız Mahkemesi’nde kurulan yargılama süreci, Paşa’yı ölüme mahkum etti. Bu nedenle bu ceza Hicaz’daki Taif Zindanları’nda zorunlu ikamete, yani bir sürgüne çevrildi. Sonunda Paşa, savunduğu modernleşmenin bedelini, 1884 yılında o zindanın karanlığında boğularak canıyla ödedi.

İttihat ve Terakki’nin Doğuşu ve İhtilal Tohumları

Özellikle Mithat Paşa’nın zindanda katledilmesi ve Jön Türklerin Paris ve Londra basını sayfalarındaki çığlıkları boşa gitmedi. Çünkü Avrupa’dan gizlice gelen bu gazeteler askeri tıbbiyeliler ve genç subaylar arasında elden ele dolaştı. Bu yüzden bu fikirlerle büyüyen yeni nesil, gizli bir cemiyetin temellerini attı.

Tarihe İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak geçen bu yapı, gücünü tamamen sürgündeki o hürriyet mürekkebinden alıyordu. Örneğin genç subaylar, Mithat Paşa’nın yarım kalan anayasa rüyasını tamamlamak için yemin ettiler. Sonuç olarak gurbet sokaklarında basılan o küçük kağıtlar, 1908 yılında askeri bir ihtilale dönüştü. Çünkü imparatorluk, bir kez daha meşrutiyet selamıyla uyandı.

Batı’yı Yerinde Görme Ütopyası ve Hayal Kırıklıkları

Bununla birlikte Jön Türk aydınları Avrupa şehirlerinde yaşarken Batı medeniyetine büyük bir hayranlık duydular. Çünkü oradaki parlamento düzeni, basın özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü imparatorluk için tek çare gibi görünüyordu.

Ancak Avrupa devletlerinin Osmanlı’yı parçalama niyetlerini gördükçe büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar. Çünkü Batı, hürriyeti sadece kendi vatandaşı için istiyordu. Doğulu bir toplumun modernleşmesi, sömürgeci güçlerin işine gelmiyordu. Bu yüzden aydınlar iki yönlü bir savaş vermek zorunda kaldılar. Örneğin bir yandan İstanbul’daki istibdat rejimini eleştirdiler. Diğer yandan ise Batı’nın emperyalist emellerine karşı vatanı savundular. Sonuç olarak fikir işçileri, hürriyetin ithal bir mal gibi ülkeye getirilemeyeceğini çok geç anladılar.

Modernleşmenin Bedeli ve Kalan Miras

Özellikle Osmanlı aydınlarının bu zorlu yürüyüşü modern dünyadaki sivil toplum hareketlerinin de temelini oluşturur. Çünkü harcanan o mürekkepler ve çekilen zindan acıları boşa gitmedi. Örneğin Mithat Paşa’nın Taif’te biten hayat hikayesi, bu topraklarda anayasal düzenin en kutsal şehitlik anıtıdır. Ek olarak Jön Türklerin kaçak gazeteleri ise özgür basının ilk onurlu kavgasını temsil eder.

İlk adım olarak bu isimlerin ödediği ağır bedelleri saygıyla hatırlamalıyız. İkinci adımda ise hürriyet ve anayasa gibi değerleri her şartta korumalıyız. Sitemizin Toplumsal Tarih bölümünde bu fikir hareketlerinin modern sosyolojiye etkilerini bulabilirsiniz.

Sonuç olarak tarih, kalemini satmayan sürgündeki yazarları ve fikrinden dönmeyen zindandaki devlet adamlarını altın harflerle kaydetti. Doğu ile Batı arasında sıkışan bu asırlık hikaye, bugün de bizlere bağımsız düşüncenin ne kadar zor ve ne kadar kıymetli olduğunu göstermektedir. Çünkü fikirler, cellatların iplerinden de zindanların duvarlarından da her zaman daha güçlüdür.


Yorum yapın

Verified by MonsterInsights