Cephenin Mağrur, Ankara’nın Asi Komutanı: Ali İhsan Sâbis

Milli Mücadele tarihi, sadece cephelerde düşmana karşı verilen kurşun kurşuna savaşlardan ibaret değildir. Çünkü perde arkasında yeni kurulacak devletin liderliği üzerine büyük bir strateji savaşı sürüyordu. Bu mücadelenin merkezinde ise askeri dehası kadar şahsi hırslarıyla da tarihe damga vuran Ali İhsan Sâbis Paşa yer alıyordu.

I. Dünya Savaşı’nın bu efsanevi ismi, İngilizlerin korkulu rüyasıydı. Buna rağmen Büyük Taarruz’a aylar kala bizzat Mustafa Kemal Atatürk onu ordudan tasfiye etti. Peki, Atatürk’ün ünlü eseri Nutuk’ta onun hakkında kullandığı sert ifadelerin arkasında hangi askeri ve siyasi krizler yatıyordu?

İngilizlere Baş Eğmeyen Bir Kahraman: Kut’ül Amare ve Musul Savunması

Ali İhsan Paşa, askeri taktik ve cephe yönetimi açısından Osmanlı ordusunun yetiştirdiği en yetenekli generaller arasındaydı. Savaş boyunca Kafkasya’da Ruslara, Irak Cephesi’nde ise İngilizlere karşı önemli başarılar kazandı. Özellikle Kut’ül Amare kuşatmasında ve sonrasında gösterdiği başarılar, ona haklı bir şöhret getirdi.

Mondros Mütarekesi imzalandığında 6. Ordu Komutanı olarak Musul’daydı. İngilizler mütareke şartlarını çarpıtarak Musul’u işgal etmek istedi. Fakat Ali İhsan Paşa bu gayretlere karşı tek başına direndi. İngiliz generallerine karşı sergilediği mağrur ve dik duruş, İtilaf Devletleri’ni çok rahatsız etti. Bu yüzden İstanbul Hükümeti’ne baskı yaparak onu görevden aldırttılar. Ardından İngilizler onu tutukladı ve Malta’ya sürgüne gönderdi.

Ali Ihsan Sabis Pasa kalpakli askeri portresi


Ankara’ya Geliş ve Batı Cephesi’nde Baş Gösteren “Kıdem” Krizi

Ali İhsan Paşa, 1921 yılında Malta sürgününden kaçarak Anadolu’ya geçti. Ankara hükümeti onu büyük bir coşkuyla karşıladı. Mustafa Kemal Paşa, onun tecrübesine güvendiği için kendisini en kritik hat olan 1. Ordu Komutanlığı’na getirdi. Ancak bu atama, Milli Mücadele’nin en büyük yönetim krizlerinden birini fitilledi.

Çünkü Ali İhsan Paşa, kronolojik kıdem olarak Batı Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Paşa’dan ve hatta Mustafa Kemal Paşa’dan daha eskiydi. Bu durum onda ciddi bir hiyerarşi kompleksi yarattı:

  • Kendisinden genç ve alt kıdemdeki İsmet Paşa’nın emri altına girmeyi bir türlü kabullenemedi.
  • Bunun sonucu olarak cephe karargahından gelen hayati askeri emirleri “Bu çocuktan askeri emir almam” diyerek geciktirdi.
  • Ayrıca kendi komutasındaki subaylara Batı Cephesi Komutanlığı’nın yetersiz olduğunu ima eden konuşmalar yaptı.

Büyük Taarruz gibi mutlak disiplin gerektiren ölüm kalım savaşı öncesinde, ordunun en tepesinde iki başlı bir yapı oluşmuştu. Üstelik Ali İhsan Paşa, askeri sınırları da aştı. İsmet Paşa’yı doğrudan Mustafa Kemal’e ve Meclis’teki muhalif milletvekillerine şikayet eden mektuplar gönderdi. Kısacası amacı, İsmet Paşa’yı devirerek Batı Cephesi’nin başına bizzat geçmekti.

Atatürk’ün Nutuk’taki Ağır Suçlamaları ve İdam İstemli Divan-ı Harp

Mustafa Kemal Atatürk, bu disiplinsizliğe ve orduyu içten içe kemiren hırsa daha fazla müsamaha gösteremezdi. Bu sebeple Büyük Taarruz’a sadece iki ay kala, Haziran 1922’de Ali İhsan Paşa’yı aniden görevinden azletti.

Atatürk, ölümsüz eseri Nutuk’ta bu süreci son derece sert ve net ifadelerle anlatır. Nutuk incelendiğinde, Atatürk’ün Ali İhsan Paşa’ya yönelik suçlamaları şu üç ana başlık altında toplanır:

Orduyu İtaatsizliğe Teşvik Etmek

Atatürk, Ali İhsan Paşa’nın astlarını ve üstlerini birbirine düşürdüğünü açıkça belirtir. Paşa’nın ordu içinde adeta bir isyan havası yaratmaya çalıştığını yazar.

Meclis’teki Muhalefetle Siyasi İş Birliği Yapmak

Paşa’nın cephedeki askeri sorunları bahane ettiğini vurgular. Ankara’daki muhalif milletvekilleriyle gizli bağlar kurduğunu ve hükümeti zaafa uğratmayı amaçladığını ekler.

Kişisel Hırslarını Vatan Savunmasının Önüne Koymak

Milletin topyekün bir varoluş mücadelesi verdiği sırada, Paşa’nın şahsi rütbe kavgaları çıkardığını söyler. Bu durumun ordu disiplinine ağır darbeler vurduğunu açıkça ifade eder.

Askeri mahkeme (Divan-ı Harp), görevden alınan Ali İhsan Paşa’yı yargıladı. Savcılar hakkında idam istemiyle davalar açtı. Nihayetinde mahkeme onun askeri kariyerine tamamen son verdi ve onu emekliye sevk etti. Böylece Ali İhsan Paşa, hayatının en büyük askeri zaferi olacak Büyük Taarruz’u arkadan izlemek zorunda kaldı.

Sonuç: Askeri Dehanın Trajik Sonu

Ali İhsan Sâbis, Cumhuriyet döneminde de İsmet İnönü ile olan kavgasını sürdürdü. Hatta İkinci Dünya Savaşı yıllarında yazdığı sert yazılar yüzünden bir dönem hapis yattı. Daha sonra 1950’lerde Demokrat Parti’den milletvekili seçilerek Meclis’e girdi.

Ali İhsan Sâbis, taktiksel düzeyde dahi bir komutan olmasına rağmen, stratejik vizyonu şahsi hırslarının gerisinde kalmış trajik bir figürdür. Milli Mücadele’nin başarıya ulaşmasındaki en büyük etken, Mustafa Kemal Atatürk’ün ordu içindeki bu tarz “itaatsizlik” eğilimlerine zafer öncesinde ne pahasına olursa olsun kararlılıkla neşter vurmasıdır.

Ali İhsan Sâbis, askeri dehası ve taktiksel başarılarıyla I. Dünya Savaşı’nın en parlak generallerinden biri olmasına rağmen; uzlaşmaz kişiliği, aşırı hırsı ve emir-komuta zincirini hiçe sayan tavırları nedeniyle Milli Mücadele’nin en büyük yönetim krizlerinden birine yol açmış bir komutandır.

Milli Mücadelede pasifize edilen bir diğer komutanlar

Yorum yapın

Verified by MonsterInsights