Kendi Zehrinde Boğulanlar: Arsızlık Çağında Dik Durma Rehberi

Günümüzde gürültünün sanata, cehaletin ise mutlak doğruya dönüştüğü tuhaf bir zaman dilimindeyiz. Çünkü sosyal medyanın dipsiz kuyularından akan kontrolsüz nefret modern insanı hızla kuşatıyor. Üstelik klavye arkasına sığınanların pervasızlığı ve dezenformasyon dalgası her geçen gün daha da büyüyor. Artık herkesin her konuda keskin bir fikri var. Daha da önemlisi, bu nedenle herkesin herkese savuracak fütursuz bir cümlesi bulunuyor. Nitekim insanlar entelektüel derinliği ya da asgari nezaketi gözetmeden çığlık atıyor. Bu gürültüye karşı koymak ve ruh sağlığını korumak adına modern insan etkili bir dik durma rehberi arayışına giriyor.

Ancak modern dünyanın yarattığı bu zihinsel kirlilikten sıyrılmak için geçmişin bilgeliğine sığınmalıyız. Örneğin Türk edebiyatı, felsefeye merakı yüzünden insanların “Feylesof” lakabıyla tanıdığı Rıza Tevfik Bölükbaşı gibi nevi şahsına münhasır bir isme sahiptir. Şair, o keskin yergilerinden birinde bugünün insanına yüzyıl öncesinden şöyle sesleniyor:

"Fikrimi sarsmadı şimdiye değin
Arsızca sözleri bilmem ne beyin
Bana çifte atan şaşkın eşeğin
Kendi çiftesiyle beli kırılır"

Feylesof Rıza bu satırları yazdığı sırada dönemin çalkantılı siyasi ve edebi polemiklerinin tam ortasındaydı. Zira kendisi tıp eğitimi almış, felsefeyle uğraşmış ve devlet adamlığı yapmıştı. Hayatı boyunca ise ateşli karakteri nedeniyle her zaman sert eleştiriler aldı. Dolayısıyla onun bu dörtlüğü, haksızlıklara karşı gösterdiği entelektüel bir başkaldırıdır. Sonuç olarak bu dizelerin anlattığı hakikat zamansız bir insanlık panoraması sunar ve bugünün dünyasını birebir özetler.

Cehaletin Çığlığı Karşısında Dik Durmak

Şair, ilk iki dizede özellikle cehaletin çıkardığı gürültüyü ele alır. Arsızca sözlerin, temeli sağlam bir fikri asla sarsamayacağını açıkça ilan eder. Bilgi kirliliğinin zirve yaptığı günümüzde, liyakatsiz insanların argümanları da bu “arsızca sözler” sınıfına girer. Oysa popülist bir öfkeyle ortaya savurdukları iddialar, dürüst bir duruşun tek bir taşını bile yerinden oynatamaz. Çünkü hakikat, üzerine ne kadar çamur sıçratırsanız sıçratın parlayan bir elmas gibidir. Bu nedenle omurgalı bir insan, niteliksiz kalabalıkların ne dediğine bakmaz ve aksine inandığı doğruların arkasında dimdik durur.

Sürgünün Yalnızlığı ve Entelektüel Direniş

Rıza Tevfik’in hayatındaki en büyük kırılma noktası kuşkusuz siyasi sürgünlük yıllarıydı. Nitekim Yüzellilikler listesine girdiği için aniden ülkesinden uzaklaştı. Hicaz’dan Lübnan’a uzanan uzun ve sancılı bir gurbet hayatı yaşadı. Esasen sürgün, bir aydın için sadece coğrafi bir kopuş anlamına gelmez. Aksine sürgün, mutlak bir yalnızlığı ve hafızalardan silinmeyi hedefler.

Feylesof Rıza, gurbette tek başına yaşarken arkasından konuşanların asılsız suçlamalarıyla karşılaştı. Rüzgara göre yön değiştirenler onu kolayca hain ilan etti. Hatta muhalifleri onun fikirlerini tamamen yok etmek istedi. Şair ise bu baskılara boyun eğmedi ve doğrudan kaleme sarıldı.

İşte bu dörtlük sıradan bir öfke patlaması değildir. Tam tersine sürgündeki bir adamın yalnızlığından devşirdiği entelektüel bir direniştir. Şair, fiziksel olarak yalnız kalsa bile düşünsel olarak diz çökmeyeceğini kanıtladı. Üstelik kendisini yıktığını sananların, aslında kendi ahlaki çöküşlerini hazırladıklarını yüksek sesle haykırdı.

Modern Hayat İçin Dik Durma Rehberi ve İptal Kültürü

Feylesof Rıza’nın yüz yıl önce göğüslediği bu organize saldırganlık, bugün sadece şekil değiştirdi. Dolayısıyla bu durum, modern dünyanın yeni vebası haline geldi. Biz günümüzde bu yıkıcı kavrama “İptal Kültürü” diyoruz.

Bugün sosyal medya platformları adeta modern birer engizisyon mahkemesini andırıyor. Çünkü sürü psikolojisinden farklı düşünen herkes organize bir linç mekanizmasıyla karşılaşıyor. İptal kültürü gerçeği aramaya odaklanmaz. Aksine tek bir amacı vardır; o da hedef aldıkları kişiyi itibar olarak tamamen yok etmektir. Yani kitleler, o kişiyi dijital bir sürgüne göndermeyi amaçlar.

Klavye arkasına saklanan modern linç güruhu, tam da Rıza Tevfik’in bahsettiği “bilmem ne beyinler”dir. Bu birikimsiz kitleler, sadece popülist bir yok etme dürtüsüyle hareket eder. Akıllı telefonlarını birer çifte gibi kullanarak sağa sola savururlar. Oysa sadece incitmek üzerine kurdukları bu dijital engizisyon, nitelikli bir karakteri asla sarsamaz.

Kaçınılmaz Son: Çiftenin Sahibi Kırılır

Yazının asıl can alıcı noktasını ise “çifte atan şaşkın eşek” metaforu oluşturur. Buradaki “şaşkınlık” ifadesi sıradan bir hakaret değildir. Bu kelime, ne yaptığını bilmeyen ve sadece zarar verme dürtüsüyle hareket eden kontrolsüz bir bilinci tanımlar.

Gerek Rıza Tevfik’i sürgüne mahkum eden fırsatçılar, gerekse bugün klavye başında duran troller için tek bir son vardır; o da kendi zehrinde boğulmaktır. Hırsları akıllarının önüne geçen bu figürler, başkalarını itibarsızlaştırmak için dengesiz hamleler yaparlar. Günün sonunda ise bu hamlenin şiddeti kendi dengelerini altüst eder. Bugün birini linç ederek var olanlar, yarın kaçınılmaz olarak o canavarın hedefi haline gelirler. Çünkü evrensel adalet, kötülüğü kendi ürettiği negatif enerjiyle cezalandırır. Sonuç olarak, başkasına atmak istedikleri tekme döner ve sahibinin zeminini kaydırır.

Doğal Seçilim ve Adalet

Bu felsefi perspektiften bakınca, etrafınızda pervasızca bağıranlara bakıp enerjinizi tüketmeyin. Sizi dijital dünyada “iptal etmeye” çalışanların çabası tamamen beyhudedir. Onlara aynı üslupla cevap vermek, o çirkin gürültü korosuna dahil olmaktan başka bir işe yaramaz. Bunun yerine dönüp Rıza Tevfik’in “Serâb-ı Ömrüm” felsefesini hatırlayın. Şüphesiz bu felsefe, arsızlık çağında dik durmanın en güvenilir rehberidir.

Kısacası bırakın herkes kendi karakterinin gereğini yapsın. Siz eğilmeden kendi yolunuzda yürümeye devam edin. Unutmayın ki haksızca çifte atanların beli, en nihayetinde kendi savurdukları tekmenin şiddetiyle kırılacaktır. Hayat, adaleti er ya da geç kendi elleriyle teslim eder.

Yorum yapın

Verified by MonsterInsights