Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikât insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. — Mustafa Kemal Atatürk
Atatürk’ün Sanat Vizyonu: Bir Ulusun Hayat Damarları ve Kültür Devrimi
Mustafa Kemal Atatürk yalnızca bir askeri deha veya güçlü bir devlet adamı değildir. Toplumu kökten dönüştüren vizyoner bir kültür devrimcisiydi. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa ederken modernleşmeyi sadece ekonomik, hukuki ve siyasi adımlardan ibaret görmedi.
Atatürk, Güzel sanatlarda ilerleyen, özgün eserler veren milletlerin çağdaş medeniyetler arasında yer sahibi olacağını bilmekteydi. Atatürk, geliştirdiği sanat vizyonuyla Türk İnkılabı’nın en önemli tamamlayıcı unsurlarını ve hayati merhalelerini bizzat şekillendirdi.
Harbiye Yıllarından Çankaya’ya Sanata Adanmış Bir Ömür
Pek çok insan Mustafa Kemal’in sanata olan ilgisinin sadece devlet başkanlığı döneminde başladığını düşünür. Oysaki Lord Kinross’un tarihi biyografisinde aktardığı bir anekdot, bu tutkunun öğrencilik yıllarına dayandığını açıkça kanıtlamaktadır. Atatürk, gençlik yıllarında dostu Ali Fuad (Cebesoy) ile Büyükada’da dinlenirken şu samimi itirafta bulunur:
“Fuad, eğer matematiğin üzerinde durduğum kadar şiir ve resim üzerinde de dursaydım, Harbiye’de dört duvar arasında kapanıp kalmazdım. Mehtaplı gecede okuldan kaçıp buraya gelir ve şiir yazardım. Sabahleyin ortalık aydınlanır aydınlanmaz da resim yapmaya başlardım.”
İşte bu köklü bireysel estetik anlayışı ilerleyen yıllarda koskoca bir devletin kültür politikasını şekillendirdi.
Bu güçlü anlayış zamanla devletin kültür politikasını şekillendiren temel itici güç haline geldi.
Kopyacılıktan Özgünlüğe: Türk Sanatının Doğuşu
Osmanlı’nın gerileme dönemindeki teokratik yapı birçok sanat dalının ihmal edilmesine yol açmıştı.
Avrupa Rönesans ile dev adımlar atarken Osmanlı bu büyük gelişmelere ayak uyduramadı. Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte bu makus talih tamamen tersine döndü.
bu doğrultuda 1932’de açılan Halkevleri, devrimleri halka yayarak Anadolu’da milli bir sanat tarzı geliştirdi.
Yeni devlet, Batı’yı kopyalamak yerine doğrudan halktan ve milli tarihten esinlenen bir yapı kurdu.
Atatürk ise bu yerli özü Batı’nın çağdaş teknikleriyle işlemeyi temel hedef olarak belirledi.
Bu doğrultuda açılan Halkevleri devrimleri yayarak Anadolu’da milli sanat tarzını başarıyla geliştirdi.
“Sanatkar El Öpmez, Sanatkarın Eli Öpülür”
Atatürk sanatçıları sıradan çalışanlar olarak değil alnında ışığı ilk hisseden insanlar olarak görürdü.
Devlet tiyatrolarının henüz kurulmadığı o sancılı yıllarda İstanbul Şehir Tiyatrosu Ankara’da temsiller verir.
Atatürk, temsil sonrasında sanatçıları Çankaya Köşkü’nde ağırlamıştır. Ayrılık vakti geldiğinde dönemin Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’in “Sanatçılar paşamın elini öperek veda etsin” teklifine karşı şu tarihi ve sarsıcı yanıtı verir:
“Hayır, sanatkar el öpmez; sanatkarın eli öpülür!”
Nitekim ünlü İngiliz edebiyatçısı Friedrich Schiller’in “Sanatlar, hürriyet tarafından emzirilince büyürler” sözünü doğrularcasına, cumhuriyet rejimi sanatı prangalayan tüm bağları kopardı. Atatürk, sanatçıların özgürce üretebilmesi için devlet erki bizzat görevlendirmiştir.
Atatürk, Cumhuriyet’in on yıllık muhasebesini yaptığı ve gelecek nesillere vizyon çizdiği o tarihi 10. Yıl Nutku’nda bile güzel sanatlara özel bir parantez açmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinin Türk kültürü olduğunu ilan ederken şu ifadeleri kullanmıştır:
“Türk milletinin tarihi vasfı da güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek ortaya çıkarmak millî ülkümüzdür.”
Bununla birlikte, Atatürk’e göre bir toplumun modernleşme hızının en net ölçüsü müzikteki değişimi kavrayabilmesiydi. 1 Kasım 1934’teki TBMM açılış konuşmasında, yüzyıllarca gölgede kalmış Türk ulusal müziğinin modern müzik kurallarıyla işlenerek evrensel müzik arenasına taşınması gerektiğini özellikle vurguladı.
Kurumsallaşma Hamlesi ve Kopmayan Hayat Damarları
Atatürk eğitim bilim ve kültür devrimi olmadan hiçbir sanatsal atılımın kalıcı olamayacağını gördü.
Ankara’da bir Konservatuvar ve Temsil Akademisi kurulması için yasal ve kurumsal süreçleri başlattı.
Kamutay’ın sanata desteğinin ulusun medeni üretkenliğini büyük oranda artıracağını açıkça ilan etti.
Onun şu ölümsüz sözleri, sanatın bir lüks değil, biyolojik bir soluk alıp verme meselesi olduğunu tüm dünyaya ilan etmektedir:
“Bir millet ki resim yapmaz, heykel yapmaz, bilimin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur… Bir ulus sanattan ve sanatkardan yoksunsa tam bir hayata sahip olamaz. Böyle bir ulus bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve hastalıklı bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir ulusun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”
Ankara Devlet Konservatuvarı
Aydınlık Yarınların Estetik Mirası
Güzel sanatlarda elde edilen başarı, Atatürk için bütün devrimlerin başarılı olduğunun su götürmez deliliydi. Türkiye’nin sanat dallarında bugün kazandığı büyük uluslararası başarılar asla tesadüfi bir durum değildir.
Bütün bu kazanımlar bilim ile sanatın estetik güzelliğini birleştiren Atatürk’ün vizyonuyla gerçekleşmiştir.
Açılan aydınlık cumhuriyet yolu sayesinde bugün bu çok somut ürünleri gururla görmekteyiz.