Arayıştan Geleceğe: Cumhuriyetin Sosyal Kazanımları

Genç Rejimin Tarihsel Kökleri

Halkın yönetime katıldığı bir rejimin bir anda var olamayacağı gayet açıktır. Nitekim ülkemizde 29 Ekim öncesinde de Meşrutiyet gibi rejim denemeleri olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nın önder kadrosu, milli iradeyi savunarak iktidar mücadelesini kazanmıştır. İşte bu köklü dönüşüm, Cumhuriyetin sosyal kazanımları sürecini başlatan asıl temel güçtür. Çünkü laik, sosyal ve hukuk devleti ilkeleri toplumsal yapıyı doğrudan güçlendirmiştir.

Zira ülkemizde 29 Ekim öncesinde de Cumhuriyet sistemine yaklaşan rejim denemeleri olmuştur. Mesela çok uluslu Osmanlı’nın Meşrutiyet idareleri, beraberinde halkların egemenliğini de getirmişti. Böylece halkın reyine başvurmadan yöneten padişahın yetkileri, zamanla giderek sınırlandırılmıştır. Sonuçta Kurtuluş Savaşı’nın önder kadrosu, milli iradenin hakimiyetini savunarak iktidar mücadelesini kazanmıştır.

Cumhuriyet İnkılabının Siyasal Yönü

Aslında Cumhuriyet idaresini kuran kadro, hürriyet atmosferinde ve pek çok acı içerisinde yetişmişti. Dolayısıyla saltanatın en sancılı günlerini yaşayan bu ekibin, cumhuriyet sistemine geçmesi gayet doğaldır. Fakat genel kabulün aksine, Mustafa Kemal’in hayatı sürekli yeni sistemleri denemekle ve arayışla geçti. Öyle ki saltanatın kaldırılışı ve öğretim birliği, Türk inkılabının siyasal yönünü netçe açıklıyordu.

Çünkü bu adımlarla sadece mutlak monarşi değil, dinsel devlet yapısı da tamamen yıkılıyordu. Bunun yerine laik temellere dayalı yepyeni ve dinamik bir Cumhuriyet rejimi yükseliyordu. Nitekim Afet İnan, Atatürk’ün başarısının kaynağını bilgi, bilim, vatan ve millet sevgisi şeklinde yorumlar. Ayrıca Dietrich Gronau da bu başarının ardında sezgi gücü, dikkat ve hazırlık olduğunu söyler.

Kurumsal Sıkıntılar ve Kamplaşma

Diğer taraftan anayasanın değiştirilemeyen ilk üç maddesi, Cumhuriyetin asıl temel kazanımlarını oluşturur. Bilhassa laiklik ilkesi, son zamanlarda sanki Cumhuriyetin tek kazanımıymış gibi ifade edilmektedir. Oysaki uygulamada yaşanan sıkıntılar ve irtica korkusu, laikliğin zamanla katılaşmasına sebep olmuştur. Demek ki bu kavram, yöneticileri ve toplumu laik-demokrat şeklinde kamplaştıran bir unsura dönüşmektedir.

Benzer şekilde sosyal devlet ve hukuk devleti ilkelerinde de durum oldukça vahimdir. Çünkü halkçılığın ifadesi olan sosyal devlet yerine, bugün vatandaşını dışlayan bir anlayış gelişmektedir. Üstelik kişi başına düşen milli gelirin düşüklüğü, Cumhuriyetin ekonomik kazanımlarını unutturur cinstendir. Kısacası mevcut anayasadan duyulan memnuniyetsizlik ve yargı-siyaset ilişkileri, hukuk devleti kazanımını her an hırpalamaktadır.

Bağımsızlık Olgusu ve Avrupa Birliği

Öte yandan bağımsız olma ülküsü, Türk milletinin öteden beri vazgeçilmez karakteridir. Ancak ülkemizin modernleşme adımlarıyla Batıya yönelmesi, bağımsızlık kavramını bugün ciddi şekilde sorgulatır. Üstelik bu sürece Avrupa Birliği (AB) ve küresel ilişkileri de katarsak, cümlelerimizi daha dikkatli kurmalıyız. Çünkü AB uyum süreçleri, egemenlik haklarının bir kısmının paylaşılmasını doğrudan zorunlu kılar.

Dolayısıyla bireyselleşen ve zenginleşen modern toplumda, bağımsızlık olgusunu yeniden düşünmek ve tarif etmek zaruridir. Zira küresel ekonomik hedefler ve ABD’nin bölgedeki baskıcı yaklaşımı, tam bağımsızlık fikrini zedelemektedir. Hatta Cumhuriyetin en önemli kazanımı olan ulus devlet yapısı da gelecek vaat etmiyor. Öyle ki Türkiye, etnik temelli derin toplumsal ayrışmalara doğru hızla sürüklenmektedir.

Ulus Devlet İlkesi ve Kırılmalar

Bu bağlamda Kürtler arasındaki etnik mesele, ülkemizdeki en geniş ve derin kırılmayı oluşturur. Şüphesiz zihinsel olarak yaşanan bir Türk-Kürt ayrılığı, ulus devlet ilkesini sekteye uğratmaya devam ediyor. Zira bir grup Kürt milliyetçisi, Türk bayrağını ve resmi dili kabullenmeye yanaşmıyor. Bu durumda Cumhuriyet ideallerinin, ülkenin bilhassa Doğu’sunda tam olarak tutmadığını söylemek abartı sayılmaz.

Özetle bugün kazanım dediğimiz değerler, çeşitli siyasi sebeplerle hırpalanmış ve adeta içi boşaltılmıştır. Bunda devleti kuranlar dahil olmak üzere, 7’den 70’e herkesin çok büyük sorumluluğu vardır. Yani Cumhuriyet halkın rejimi ise, tüm kazanımları da doğrudan halka dönük olmak zorundadır. Fakat fikir hürriyetinin övüldüğü bu ülkede, ne yazık ki farklı düşüncelere saygı gösterilmemektedir.

Özüne Dönüş ve Tarihi Mesuliyet

Nihayetinde Cumhuriyetin kazanımları, anayasada kayıt altına alınmaktan öte hayata tam olarak geçirilememiştir. Oysaki bu rejim, bizlerden her zaman vicdanı hür, irfanı hür yeni nesiller ister. Prof. Anıl Çeçen ‘in belirttiği gibi, Atatürk’ün dünya görüşü özgürlükçü ve tam bağımsızlıkçı bir karakter taşır. Prof. Dankwart Rustow da Kemalist orduların din yerine vatan ve millet uğruna dövüştüğünü açıkça yazar.

Zaten ulu önder, devlet yönetimini cumhuriyete doğru yürüyen bir biçimde toplamaya çalıştıklarını belirtmiştir. Sonuçta Cumhuriyet, Türk ulusunun sosyolojik yapısına en uygun olan tek yönetim biçimidir. Öyleyse köktendincilik ve etnik bölücülükle gölgelenen rejimimizi, akıl ve bilimle özüne kavuşturmak hepimizin sorumluluğundadır. Kuvayı Milliye ruhuyla partizanlıktan kurtulmalı, ahlak ve adaletle yaraşır olduğumuz yüksek düzeye mutlaka gelmeliyiz.

Verified by MonsterInsights