Ucuz Hesapların Ötesinde ‘Adam Gibi Adam’ Olmak

Bilgi bir hazineyse, uygulanması da bu hâzineyi açan anahtardır.”

                   Aristoteles

Erkil Zihniyetin Kavramsal Hatası

Toplumda “adam olmak” sözü duyulduğunda zihinlerde hemen erkil bir obje belirir. Sahi, neden bu kavramı sadece tek bir cinsiyete indirgiyoruz? Şüphesiz adam olmanın cinsiyetle hesap edildiği bir yerde, şahsiyetsizler her köşeyi kaplar.

Aslında değerler, insanların bu dünyadaki en büyük var olma sebebidir. İnsan, o değerlerin arkasında durabildiği ölçüde gerçek bir şahsiyet kazanır. Neticede Andre Mazerelles’in dediği gibi; işin güç kısmı adam olmak değil, adam kalabilmektir.

Önyargılar ve Toplumsal Cinsiyet Tuzağı

Ayrımcılık, bir gruba karşı beslenen dogmatik ve olumsuz peşin hükümlerden beslenir. Bu kör önyargılar, insanları bireysel varoluşlarıyla değil, yalnızca grup aidiyetleriyle değerlendirir. Sıradan bir komşuluk ilişkisi bile bu yüzden kolayca ayrımcılığa dönüşmektedir.

Örneğin; kadınların teknik işlerde daha az becerikli olduğu nesnel bir gerçek gibi sunulur. Fakat kadınlara sağlanan imkanların erkeklerle eşit olup olmadığı nedense hep gözden kaçar. Unutulmamalıdır ki, hiçbir toplumsal inşa veya gerçek, ayrımcılığı meşrulaştıramaz.

Zorlu Bir Yaşam Zanaatı

Gerçek anlamda adam olmak; ilkeli, prensipli ve öz disiplin sahibi bir yaşam sürmektir. Bu duruş, sonu olmayan, meşakkatli ve her gün yeniden üretilen bir zanaattır. Halk arasında “hamuru kötü olan adam olmaz” dense de gelişim hiçbir zaman imkansız değildir.

Günü kurtarma hamleleri veya ucuz menfaat hesapları bu asil duruşla asla bağdaşmaz. Adam gibi adam, kimseye göbeğinden bağlı kalmadan, tamamen özgürce ve onuruyla yaşar. Bilgelik, dürüstlük ve yüksek görev bilinci onun hayatında her zaman en önde gelir.

Sürüden Ayrılan Bilge Duruş

Fikir sahibi bir insan, toplumun körü körüne benimsediği çarpık yapıları sorgular. Bu sorgulama nedeniyle o, sıradan kitlelerin peşinden gitmeyi reddederek sürüden ayrılır. Zira onun sözü, düşüncesi ve eylemleri arasında her zaman kusursuz bir tutarlılık vardır.

Karar anlarında politikleşmez, “ne şiş yansın ne kebap” diyerek kıvrak hesaplar yapmaz. Ortamlarda ona buna laf sokuşturup ego tatmin eden burnu havada tiplerden değildir. Kendi kendisinin reklamını ve propagandasını yapmayı ise büyük bir küçülme sayar.

Sözün Önü ve Sırrın Namusu

Karakterli bir insan, dostlarını ve çevresini her zaman ince eleyerek seçer. Aptallarla sığ tartışmalara girerek kendi vaktini ve niteliğini asla feda etmez. Aynı zamanda ketumdur; “söyleme sırrını dostuna” sözünü hayatının merkezine yerleştirir.

O, daima önce düşünerek hareket eden ve kelimelerini tartarak konuşan insandır. Boşboğazlık sonrasında sürekli hayıflanan avam takımından kendisini net bir şekilde ayırır. Seviyesizliğin genel geçer olduğu bir çağda, görgüsü ve zarafetiyle adeta bir yıldız gibi parıldar.

Asıl Mesele İnsan Olabilmekte

Sonuç olarak adam olmanın birinci ve en büyük şartı, insan olabilmektir. O, herkesin kendi kendisinin yargıcı olacağı adil ve vicdani bir düzeni savunur. Toplum beğenisini toplamak veya genel beklentilerle özdeş yaşamak gibi bir kaygısı yoktur.

O, karanlıkların ortasında tek başına parıldayan asil bir insanlık idealidir. Şimdi bu satırları tekrar okuyun ve kendinize dürüstçe şu soruyu sorun: Bu yazının neresinde erkek, neresinde kadın var?

Verified by MonsterInsights