Dil ne zaman önyargılı olur?

Önyargılı Dil ve Temel Belirtileri

Dil, belirli kişi veya grupları dışlayan ifadeler içerdiğinde önyargılı olarak kabul edilir. Çünkü seçilen kelimeler ve bilginin sunuluş biçimi toplumsal algıyı doğrudan yönlendirir.

Öncelikle genelleme ve kalıpyargılar, belirli bir grubun tüm üyelerini aynı özelliklere sahipmiş gibi gösterir. Aynı zamanda meslekleri sadece belli bir cinsiyete atfeden ifadeler dilde cinsiyet ayrımcılığı yaratır.

Bunun yanı sıra nesnellikten uzak ve duygusal kelimeler, okuyucunun hislerini manipüle etmeyi amaçlar. Hatta insanları fiziksel özellikleri nedeniyle “normal” dışı tanımlamak dili ötekileştirici hale getirir. Son olarak bilimsel verilerin yanlı sunumu da teknik bir dilsel önyargı boyutu oluşturur.

Ayrımcılığın Toplumsal Etkileri

Önyargılı dil genellikle kasıtsız olsa da, toplumdaki eşitsizlikleri kalıcı hale getirebilir. Ayrıca bu taraflı kelimeler, bireyleri yabancılaştırarak toplumsal bağları zayıflatır.

Bu nedenle daha adil bir iletişim için taraflı ifadelerin farkında olmamız gerekir. Böylece eski kalıplar yerine nötr ve kapsayıcı alternatifleri tercih edebiliriz. Zira dildeki gizli önyargıları fark etmek için kelimelerin arkasındaki niyete bakmalıyız.

İlk olarak bir mesleği doğrudan bir cinsiyetle eşleştirmek toplumda yanlış imajlar yaratır. Örneğin “iş adamı” veya “bilim adamı” gibi ifadeler eril bir algı üretir.

Bu doğrultuda önyargılı kelimeler yerine “iş insanı” ve “bilim insanı” demeliyiz. Benzer şekilde “bayan doktor” yerine sadece “doktor” unvanını kullanmalıyız. Çünkü cinsiyet vurgusunu kaldırmak, mesleki alanlardaki gizli önyargıları tamamen ortadan kaldırır.

Kişiyi doğrudan hastalığı veya engeliyle tanımlamak, o bireyi sadece o durumdan ibaret gösterir. Nitekim “özürlüler” ya da “şizofren hasta” gibi kalıplar insanları etiketlemektedir.

Buna karşılık “engeli olan bireyler” ifadesini seçerek daha saygılı bir dil kurabiliriz. Aynı şekilde “tekerlekli sandalyeye mahkum” yerine “tekerlekli sandalye kullanan” demeliyiz. Sonuç olarak bu küçük değişimler, bireylerin özgürlüğüne ve haklarına duyulan saygıyı gösterir.

“Normal” Tanımlaması ve Ötekileştirme

Bir grubu tanımlarken “biz” ve “onlar” ayrımı yapmak gizli bir üstünlük kurar. Özellikle kendi grubunu “normal” olarak nitelemek, diğer insanları doğrudan ötekileştirir.

Dolayısıyla “normal insanlar ve görme engelliler” kalıbı dilsel açıdan büyük sorunlar barındırır. Bunun yerine “görme yetisi olan ve olmayan bireyler” alternatifini kullanabiliriz. Üstelik “gelişmiş ülkeler ve geri kalmışlar” yerine “gelişmekte olan ülkeler” tanımı daha nesneldir.

Yaş Ayrımcılığı ve Tespit Testleri

Yaşı bir yetersizlik veya aşırı övgü kaynağı olarak kullanmak örtük bir önyargıdır. Örnek vermek gerekirse “Z kuşağı zaten tembeldir” ifadesi tüm genç kuşağı haksızca suçlar.

Kısacası gizli önyargıları tespit etmek için kendimize bazı sorular sormamız gerekir. İlk olarak tersine çevirme testiyle, sıfatları farklı cinsiyetler için sorgulayabiliriz. İkinci olarak gereklilik sorgusuyla, sunulan bilgide etnik köken veya yaş vurgusunun amacını inceleyebiliriz.

Ucuz Hesapların Ötesinde ‘Adam Gibi Adam’ Olmak

Bilgi bir hazineyse, uygulanması da bu hâzineyi açan anahtardır.”

                   Aristoteles

Erkil Zihniyetin Kavramsal Hatası

Toplumda “adam olmak” sözü duyulduğunda zihinlerde hemen erkil bir obje belirir. Sahi, neden bu kavramı sadece tek bir cinsiyete indirgiyoruz? Şüphesiz adam olmanın cinsiyetle hesap edildiği bir yerde, şahsiyetsizler her köşeyi kaplar.

Aslında değerler, insanların bu dünyadaki en büyük var olma sebebidir. İnsan, o değerlerin arkasında durabildiği ölçüde gerçek bir şahsiyet kazanır. Neticede Andre Mazerelles’in dediği gibi; işin güç kısmı adam olmak değil, adam kalabilmektir.

Önyargılar ve Toplumsal Cinsiyet Tuzağı

Ayrımcılık, bir gruba karşı beslenen dogmatik ve olumsuz peşin hükümlerden beslenir. Bu kör önyargılar, insanları bireysel varoluşlarıyla değil, yalnızca grup aidiyetleriyle değerlendirir. Sıradan bir komşuluk ilişkisi bile bu yüzden kolayca ayrımcılığa dönüşmektedir.

Örneğin; kadınların teknik işlerde daha az becerikli olduğu nesnel bir gerçek gibi sunulur. Fakat kadınlara sağlanan imkanların erkeklerle eşit olup olmadığı nedense hep gözden kaçar. Unutulmamalıdır ki, hiçbir toplumsal inşa veya gerçek, ayrımcılığı meşrulaştıramaz.

Zorlu Bir Yaşam Zanaatı

Gerçek anlamda adam olmak; ilkeli, prensipli ve öz disiplin sahibi bir yaşam sürmektir. Bu duruş, sonu olmayan, meşakkatli ve her gün yeniden üretilen bir zanaattır. Halk arasında “hamuru kötü olan adam olmaz” dense de gelişim hiçbir zaman imkansız değildir.

Günü kurtarma hamleleri veya ucuz menfaat hesapları bu asil duruşla asla bağdaşmaz. Adam gibi adam, kimseye göbeğinden bağlı kalmadan, tamamen özgürce ve onuruyla yaşar. Bilgelik, dürüstlük ve yüksek görev bilinci onun hayatında her zaman en önde gelir.

Sürüden Ayrılan Bilge Duruş

Fikir sahibi bir insan, toplumun körü körüne benimsediği çarpık yapıları sorgular. Bu sorgulama nedeniyle o, sıradan kitlelerin peşinden gitmeyi reddederek sürüden ayrılır. Zira onun sözü, düşüncesi ve eylemleri arasında her zaman kusursuz bir tutarlılık vardır.

Karar anlarında politikleşmez, “ne şiş yansın ne kebap” diyerek kıvrak hesaplar yapmaz. Ortamlarda ona buna laf sokuşturup ego tatmin eden burnu havada tiplerden değildir. Kendi kendisinin reklamını ve propagandasını yapmayı ise büyük bir küçülme sayar.

Sözün Önü ve Sırrın Namusu

Karakterli bir insan, dostlarını ve çevresini her zaman ince eleyerek seçer. Aptallarla sığ tartışmalara girerek kendi vaktini ve niteliğini asla feda etmez. Aynı zamanda ketumdur; “söyleme sırrını dostuna” sözünü hayatının merkezine yerleştirir.

O, daima önce düşünerek hareket eden ve kelimelerini tartarak konuşan insandır. Boşboğazlık sonrasında sürekli hayıflanan avam takımından kendisini net bir şekilde ayırır. Seviyesizliğin genel geçer olduğu bir çağda, görgüsü ve zarafetiyle adeta bir yıldız gibi parıldar.

Asıl Mesele İnsan Olabilmekte

Sonuç olarak adam olmanın birinci ve en büyük şartı, insan olabilmektir. O, herkesin kendi kendisinin yargıcı olacağı adil ve vicdani bir düzeni savunur. Toplum beğenisini toplamak veya genel beklentilerle özdeş yaşamak gibi bir kaygısı yoktur.

O, karanlıkların ortasında tek başına parıldayan asil bir insanlık idealidir. Şimdi bu satırları tekrar okuyun ve kendinize dürüstçe şu soruyu sorun: Bu yazının neresinde erkek, neresinde kadın var?