Cumhuriyet fikri sadece keskin kılıç darbeleriyle veya cephelerde şekillenmedi. Üstelik kalıcı toplumsal dönüşümler her zaman derin bir tefekkür ile başlar. Bugün cumhuriyet dünyasında büyük bir gurur ve coşku yaşıyoruz. Nitekim bu asil rejim aslında cephe vagonlarında hayat buldu. Mustafa Kemal loş ışıkta kitap sayfalarını çiziyordu. Sonuç olarak kurşun kalemin izleri geleceği müjdeledi. Çünkü aksiyon her zaman derin düşünceden beslenir.
“Egemenlik hiçbir mana, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ortaklık kabul etmez.”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Büyük lider fikirlerini aniden ortaya atmadı. Örneğin onun zihni Fransız Aydınlanması ile gelişti. Rousseau ve Montesquieu gibi yazarlar başucu kaynaklarıydı. Fakat bu kuramsal birikimi körü körüne almadı. Bu yüzden evrensel teorileri Anadolu sosyolojisine uyarladı. Sonuçta milli egemenlik kavramı bozkırda kök saldı. Böylece tebaa bilinci yerini özgür vatandaşlığa bıraktı.
Teorik Çizgilerden Fiili İradeye
Osmanlı devletinin son dönemi kurumsal tıkanıklıklarla doluydu. Bu yüzden genç kurmay subay rasyonel çözümler aradı. Özellikle tebaa bilincinin sınırlarını derinden inceledi. Fakat o Batı teorilerini körü körüne almadı. Bu nedenle evrensel fikirleri Anadolu sosyolojisine uyarladı. Örneğin Amasya Genelgesi bu çabanın ilk meyvesidir. Yani milletin kararı kurtuluşun anahtarı oldu. Sonuç olarak milli egemenlik kavramı bozkırda hayat buldu.
Devamında Erzurum ve Sivas kongreleri bu süreci güçlendirdi. Çünkü aydınların vizyonu halkın iradesiyle birleşti. Nihayet meclisin açılmasıyla yeni bir dönem başladı. Üstelik bu adım padişahın mutlak sözünü bitirdi. Böylece kanunun sarsılmaz gücü öne çıktı. Çünkü lider egemenliği saraydan alıp halka teslim etti. Neticede bu irade asıl sahibinin kalbine ulaştı.
Rejimin Adını Koymak: Ekim 1923 Bunalımı
Nihayet 1922 yılında askeri zafer geldi. Üstelik meclis saltanat sistemini tamamen kaldırdı. Fakat rejimin adının konmaması siyasi belirsizlik yaratıyordu. Bu yüzden Atatürk rasyonel bir yol gösterici aradı. Çünkü reformların kurumsal bir zırha ihtiyacı vardı. Lider bu felsefi gerekliliği derinden biliyordu.
Sonra Ekim 1923 yılında hükümet bunalımı çıktı. Çünkü mevcut meclis sistemi devleti artık taşıyamıyordu. Dolayısıyla yeni nizamın hukuki bir statüye ihtiyacı vardı. Bu nedenle tarihi adımlar hız kazandı. Atatürk 28 Ekim gecesi kütüphanede kararını verdi. Nitekim o meşhur cümle tüm sorunları bitirdi. “Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz” sözü geleceği aydınlattı.
103. Yılın Eşiğinde Kurşun Kalemin İzleri
29 Ekim 1923’te meclis kürsüsünden yükselen “Yaşasın Cumhuriyet!” sesleri, çorak bozkırın yoksulluk, salgın hastalıklar ve cehalet içinde kıvranan kaderini darmadağın eden entelektüel bir zaferin ilanıydı. Atatürk’ün geometriden tarihe kadar bizzat kalem oynatarak inşa ettiği bu rasyonel sistem, dogmalardan uzak, akla ve bilime dayalı dinamik bir organizmadır.
Bugün cumhuriyetimizin 103. yılını geride bırakırken, bizlere düşen en namuslu görev; bu muazzam tarihi hafızayı dijital çağın gerçekleriyle yeniden okumaktır. Çankaya’daki kitapların kırmızı şerhlerinde gizlenen o özgür vatandaşlık bilincini, çağdaş liderlik vizyonunu ve akılcı yönetim anlayışını geleceğe taşımak, bu topraklara olan entelektüel borcumuzdur. Çünkü o kurşun kalemin sayfaların kenarına bıraktığı izler, bugün hala karanlıkta yolumuzu aydınlatan en güçlü fenerdir.