Mustafa Kemal’in Ankara’ya Gelişi ve Tarihi Önemi

Mustafa Kemal'in Ankara'ya Gelişi ve Tarihi Önemi

Ankara, Milli Mücadele’nin ve tam bağımsızlık inancının kalbidir. Mondros sonrası vatanın işgal edilmesiyle millet, asil bir direniş başlattı. Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’da bağımsızlık meşalesini adım adım yaktı. Millî irade, 27 Aralık 1919’da Dikmen sırtlarında Ankara halkıyla kucaklaştı.

İşgal Dalgası ve Karargah Kent Ankara Gelişimi

İtilaf Devletleri, Osmanlı topraklarını işgal etti ve Sevr’i dayattı. Bu duruma tepki gösteren Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. Amasya, Erzurum ve Sivas’ta süren mücadele, bu şehrin merkez seçilmesiyle taçlandı. Nitekim bu lojistik avantajlar ve halkın desteği, coğrafi konumuyla Ankara vizyonunu bir karargaha dönüştürdü.

mustafa-kemalin-ankaraya-gelisi-ve-milli-mucadele-tarihi

Dikmen Sırtlarında Karşılama ve Ankara Ruhu

Heyet, Dikmen sırtlarına ulaştığında seğmenler ve binlerce yurtsever Gazi’yi büyük bir coşkuyla selamladı. Üstelik bu tarihi buluşma, sıradan bir hoş geldin merasiminin çok ötesinde stratejik bir anlam taşıyordu. Çünkü yerel halkın gösterdiği bu muazzam irade, Anadolu’daki umutsuzluk dalgasını tamamen kırdı. Dolayısıyla o gün Dikmen sırtlarında yükselen asil ses, kurulan yeni nizamın ve düzenli ordunun ilk manevi müjdecisidir.

Milli Mücadele’nin Ebedi Merkezi

27 Aralık, sadece bir karşılama değil, bağımsızlık yolunda stratejik bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu gelişme, TBMM’nin ve düzenli ordunun kurulmasını hızlandırdı ve şehri mücadelenin başkenti yaptı. Sonuç olarak Bandırma Vapuru ile başlayan bu kutlu yürüyüş, kalıcı bir devlete dönüşmüştür.

Bunun yanı sıra modern dünyada şehir tarihinin önemi, bu tarz stratejik intikal merkezlerinde kendisini daha net gösterir. Aksine yerel idari yapıların ve seğmen kültürünün toplumsal dokusunu bilmek, bağımsızlık mücadelesini anlamamızı doğrudan sağlar. Dolayısıyla arşiv belgeleri üzerinden bir kentin geçmişine bakmak, kolektif belleği canlı tutan en köklü bilimsel yöntemdir. Üstelik Cumhuriyet rejiminin ilk yıllarında karşılaştığı yapısal tehditleri tam anlamak için, bir diğer çalışmamız olan TBMM Açılışı ve Milli Egemenlik Destanı Analizi başlıklı makalemizi de mutlaka incelemelisiniz. Çünkü kurucu iradenin felsefi kökleri geleceğimizi aydınlatır.

Vatanın Yetimlerine Siper Olan Çatı: Himaye-i Etfal

Savaşın Ardından Doğan Şefkat

Ankara’da 1921 yılında kurulan cemiyet, kimsesiz çocukları büyük bir kararlılıkla himaye eder.
Çünkü üst üste yaşanan çetin savaşlar, ülkede çok büyük yıkımlar doğurmuştur.
Nitekim kurum, şehit çocuklarının hayatını korumayı ve maneviyatını güçlendirmeyi ilk hedef sayar.
Bu doğrultuda zor koşullara rağmen yurt içinde ve dışında hızla teşkilatlanır.
Böylece sağlık, eğitim ve kültür hizmetlerini çocuk ölçeğinde ailelere kadar ulaştırır.

Devletin Sosyal Hizmet Hamlesi

Ayrıca İcra Vekilleri Heyeti, cemiyeti kamu yararına çalışan bir kurum olarak kabul eder.
Zira bu adım, yeni devletin sosyal kamusal yükümlülüğünü açıkça göstermektedir.
Cemiyet, resmi tüzükler çerçevesinde ve değişen koşullara göre faaliyetlerini sürekli yeniler.
Nitekim ilk nizamname, öncelikle şehit ve harp malulü çocuklarıyla ilgilenmeyi emreder.
Bununla birlikte kurum, tüm dünya çocuklarının korunması için de projeler üretir.

Cephe Gerisinden Sanat Okullarına

Kuruluş günlerinde Ankara’ya, cephe gerisinden kafileler halinde binlerce yetim çocuk gelir.
Cemiyet, bu kimsesiz çocukları yaş ve kabiliyetlerine göre okullara yerleştirir.
Özellikle yetimleri sanat okullarına, darüleytamlara ve askeri okullara dürüstçe yönlendirir.
Hatta küçük çocukların sağlık tedavilerini ve bakımlarını bizzat üstlenir.
Sonuç olarak kurum, sadece on yıl içinde altı yüz binden fazla çocuğa hizmet götürür.

Anadolu’nun Sefalet Yılları

Fakat 1920’li yılların Anadolu’su, iktisadi açıdan çok derin bir yoksulluk çekmektedir.
Çünkü işgalciler yüzünden halkın ekini yanmış ve tüm zahireleri çalınmıştır.
Aç kalan küçük çocuklar, yollarda yanmış buğday tanelerini umutla toplarlar.
Bu büyük sefalet, zayıf düşen yoksul çocuklar arasında ölümcül hastalıklar doğurur.
Buna rağmen cemiyet, zorlu koşullara karşı halkın yardımlarıyla direnmeye devam eder.

Gürbüz Bir Neslin İnşası

Dahası kurum; rozet, şefkat fişi ve piyango gelirleriyle bütçesini hızla büyütür.
Böylece Türkiye’de ilk defa sistemli bir çocuk siyasetinin kurulmasını sağlar.
Zaten Mustafa Kemal Atatürk’de ülkede gürbüz bir nesil yetiştirmeyi hedeflemektedir.
Atatürk, nüfusu çoğaltmak ve bulaşıcı hastalıkları yok etmek için sağlık hamleleri başlatır.
Kısacası 23 Nisan, egemenliği ulusa teslim eden o yetim çocukların asil bayramıdır.

2017-05-01