Toplumsal kriz anlarında kimlik tartışmaları her zaman en hassas fay hatlarını tetikler. Bununla birlikte coğrafi isimler üzerinden yürütülen tartışmalar, sadece basit bir kelime oyunu değildir. Yakın tarihte Diyarbakır-Amed veya Tunceli-Dersim ikiliklerini sıkça duyuyoruz. Bu kavramlar toplumsal hafızada derin karşılıklar barındırır. Bugün kamuoyunda yükselen “Hadi oradan“ tepkileri, aslında ulus-devletin kurumsal egemenlik refleksidir. Özellikle bu idari adlandırma süreçleri, devletlerin siyasal meşruiyet alanlarını koruma isteğinden beslenir. Peki, bu coğrafi adlandırma krizlerinin arkasındaki sosyolojik gerçeklik bize ne söyler? Ayrıca ulus-devlet inşası sürecinde coğrafi isimler neden birer siyasal mücadele alanına dönüşür?
Mikro-Milliyetçilik ve BOP Kıskacında ABD-İsrail Hesapları
İlk olarak, harita üzerindeki isim kavgaları hiçbir zaman yerel bir kültürel romantizmde kalmaz. Aksine küresel aktörler, bu mikro-milliyetçi söylemleri uluslararası alanda büyük jeopolitik hesaplar için kullanır. Biz bugün bu süreci, Ortadoğu’nun sınırlarını yeniden çizmeyi hedefleyen Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ekseninde okuyoruz. Bu küresel emperyalist proje, bölgedeki üniter ulus-devlet yapılarını etnik kimlikler üzerinden parçalamayı amaçlar. Nitekim ABD ve İsrail’in bölgedeki harita mühendisliği hesapları, her zaman yerel kimliklerin kışkırtılmasından beslenir. Coğrafi isimleri resmi haritaların dışına çıkarma çabası, egemenlik alanını ufalamaya yönelik balkanlaştırma stratejisinin ilk adımıdır. Üniter devlet yapısı, haritadaki isim birliğini küresel emperyalizmin böl-parçala senaryolarına karşı en stratejik kale olarak görür..

Atatürk’ün Perspektifi: Misak-ı Millî ve Ulus-Devlet Duvarı
İkinci olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesi bu küresel tezgahlara karşı sarsılmaz bir hukuki barikat kurmuştur. Mustafa Kemal Atatürk, yeni devletin sınırlarını ve felsefesini Misak-ı Millî (Milli Ant) ilkesiyle çizmiştir. Bu kavram, Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda kabul edilen, Türk vatanının bölünmez bütünlüğünü ve tam bağımsızlığını ilan eden kurucu sınır belgesidir. Atatürk’ün ulus-devlet perspektifi, etnik kökeni ne olursa olsun, bu sınırlar içindeki herkesi tek bir siyasal çatı altında birleştirir. Buna göre devletin dili, bayrağı ve coğrafi isimleri bu üniter bütünlüğün yegane çimentosudur. Haritada Tunceli yerine Dersim, Diyarbakır yerine Amed isimlerini dayatmak… Bu doğrudan BOP ajandasına ve küresel hesaplara hizmet eder. Devlet aklının ve milli vicdanın verdiği o net “Hadi oradan” cevabı, aslında emperyalist projeleri yırtıp atan o kurucu tarihsel refleksidir.
Türk Toplumunun Dinamikleri ve Küresel Hesapların İmkansızlığı
Masada çizilen bu emperyalist senaryoların Türk toplumunun sosyolojik gerçekliği karşısında amacına ulaşması kesinlikle mümkün değildir! Çünkü Türk toplumunun dinamikleri, harita mühendislerinin laboratuvar hesaplarına sığmayacak kadar derin bir köke sahiptir. Sosyologlar bu tarihsel direnci ortak kader bilinci ve toplumsal yapışkanlık kavramlarıyla açıklıyor. Bu kavram, farklı kökenlerden gelen bireylerin yüzyıllar boyunca evliliklerle, ortak acılarla ve kültürel harmanlanmayla kopmaz bir bütün oluşturması anlamına gelir.
Anadolu insanı etle tırnak gibi birbirine geçmiştir. Bu yüzden dışarıdan fonlanan mikro adlandırma hamleleri sokağın gerçeğine çarpıp dağılıyor. Küresel odakların balkanlarda veya Irak’ta uyguladığı kanlı senaryolar, Türkiye’nin bu güçlü toplumsal mayasını aşamıyor. Türk milleti, en ağır kriz anlarında bile sağduyusunu ve bir arada yaşama iradesini korumayı başarıyor. Haritada isim değiştirerek zihinleri böleceğini sanan küresel hesaplar, Türk toplumunun bu tarihsel ve sosyolojik sigortasını hesaba katmıyor. Bu emperyalist projeler, Anadolu’nun sarsılmaz yapısı karşısında her zaman hüsrana uğramaya mahkumdur.

Siyasilerin Tarih Algısı ve Kavramların Araçsallaştırılması
Dördüncü olarak, günümüzde bu isim tartışmaları ne yazık ki rasyonel bir akademik zeminden hızla uzaklaşıyor. Siyaset biliminde biz bu sürece kavramların araçsallaştırılması diyoruz. Sitemizde daha önce yayınladığımız Siyasilerin Tarih Algısı: Geçmişi Yağmalama Stratejisi başlıklı makalemizde de detaylandırdığımız gibi, siyasetçiler tarihi kendi güncel çıkarları doğrultusunda hoyratça eğip büküyor. Örneğin bir taraf coğrafi isimleri ABD-İsrail ekseninin bir aparatı olarak meşrulaştırmaya çalışıyor. Diğer taraf ise bu haklı ulusal tepkiyi tamamen şovenist bir iç politika malzemesine dönüştürüyor. İşte bu iki uç arasında sıkışan toplum, meselenin ulusal güvenlik ve küresel jeopolitik derinliğini tamamen kaçırıyor. Çünkü emperyalizm, harita üzerinden güç devşirirken biz iç çatışmalarla enerjimizi tüketiyoruz. Yada bu şekilde bir kargaşa ortamına çekiliyoruz.
Küresel Kuşatmaya Karşı Ne Yapmalıyız?
Peki, bu sinsi jeopolitik kuşatmayı yarmak için tam olarak ne yapmalıyız? Harita mühendislerinin bu bölücü oyunlarını bozmak adına üç hayati adımı hızla atmalıyız:
İlk olarak, ulusal bilinç ve tarih eğitimini güçlendirmeliyiz. Okullarımızda coğrafi isimlerin ve sınırların sadece birer idari çizgiden ibaret olmadığını öğretmeliyiz. Genç nesillere Misak-ı Millî vizyonunu ve üniter yapının önemini tam bir entelektüel derinlikle aktarmalıyız. Bilinçli bir gençlik, küresel fonların mikro-milliyetçi tuzaklarına asla düşmez.
İkinci olarak, sivil toplum ve yerel dinamikler düzeyinde ortak yaşama iradesini beslemeliyiz. Küresel aktörlerin bizi mahalle mahalle, isim isim bölme gayretine karşı kültürel bir direnç hattı kurmalıyız. Anadolu’nun bin yıllık akrabalık, komşuluk ve kader birliği bağlarını her platformda daha gür sesle haykırmalıyız.
Son olarak, devlet aklının o tavizsiz ve net duruşunu hukuksal alanda tahkim etmeliyiz. Resmi haritalarımızı ve kurumsal isim birliğimizi korurken, sokağın yapay kavgalarla manipüle edilmesini engellemeliyiz. Unutmamalıyız ki küresel emperyalizm, içeride bir kaos ve çatışma iklimi üretmek istiyor. Biz bu oyuna gelmeyeceğiz.
Sonuç: Kurucu Akıl ile Bağımsızlık Çizgisi
İdari haritalarda yazan Tunceli ve Diyarbakır isimleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuksal, resmi ve uluslararası egemenlik gerçeğidir. Ancak akademik bir perspektif, bu resmi gerçeği savunurken küresel harita operasyonlarını da net şekilde deşifre etmeyi gerektirir. Sonuç olarak bir ülkenin gücü, haritasındaki isimlerin arkasında yatan tam bağımsızlıkçı kurucu felsefeye sahip çıkmasından gelir. Türk toplumunun sarsılmaz dinamikleri, bu topraklarda harita çizilmesine asla izin vermeyecektir. Önerdiğimiz bu adımlarla toplumsal bağlarımızı sıkılaştıralım. Bu yüzden tepkisel sloganların ötesine geçip, Atatürk’ün üniter ulus-devlet yapısını korumak, BOP senaryolarına karşı en gerçekçi ve tek çaredir.