Türkiye’nin yakın tarihi, sandık iradesi ile bürokrasi arasındaki güç savaşlarıyla doludur. Bu serüvenin en radikal dönemeçlerinden birini 16 Ocak 1998’de yaşadık. Anayasa Mahkemesi o gün Refah Partisi’ni (RP) kapattı.
Bu karar, Türk siyasetini kalıcı olarak dönüştüren ilk domino taşı oldu. Bugün ise siyaset sahnesi, çok daha karmaşık bir yargısal müdahale krizini tartışıyor. Ana muhalefet partisi, sarsıcı bir “Mutlak Butlan” kararıyla karşı karşıya kaldı.
Refah Partisi’nin Kapatılması ve Siyasi Dönüşüm
Refah Partisi, 1995 genel seçimlerinden birinci parti olarak çıktı. Necmettin Erbakan liderliğindeki hükümet, yerleşik elitleri rahatsız etti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, laikliğe aykırı eylemler gerekçesiyle kapatma davası açtı. Mahkeme partiyi kapattı ve liderlere siyasi yasak getirdi.
Bu büyük kırılma, Milli Görüş hareketi içinde radikal bir ayrışmayı tetikledi. Yenilikçi kanat, sistemle çatışmayan “Muhafazakar Demokrat” kimliğini seçti. Bu kadrolar Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurarak 2002’de tek başına iktidara geldi. 28 Şubat süreci, muhafazakar seçmen tabanında güçlü bir kenetlenme yarattı.

Vesayetin Biçim Değiştirdiği Ara Dönemler
Sistem, 2008 yılında benzer bir tarifeyi AK Parti’ye uygulamak istedi. Parti bir oy farkla kapatılmadı ve bu badireden güçlenerek çıktı. Ardından gelen süreçte eski askeri ve bürokratik vesayet tamamen tasfiye oldu.
2017 yılındaki referandumla Türkiye, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş yaptı. Bu hamle güçler ayrılığını zayıflatırken yürütmenin gücünü artırdı. Son yıllarda ise yargı, siyasi rekabeti dizayn etmek için sıkça öne çıktı. Belediye kayyumları ve siyasi yasak davaları bunun en net örnekleridir.
Yeni Bir Kırılma: Mutlak Butlan Nedir?
Bugün siyasetin merkezinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP kararı var. Mahkeme, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında “Mutlak Butlan” kararı verdi. Hukukta bu terim, bir işlemin baştan itibaren yok sayılması anlamına gelir.
Yargı, delege iradesinin sakatlandığı gerekçesiyle Özgür Özel yönetimini görevden uzaklaştırdı. Bu karar, eski kapatma davalarından çok farklı bir nitelik taşıyor. Eskiden partiler tamamen kapatılırken, şimdi iç işleyişleri yargı eliyle yeniden şekilleniyor.
Muhalefette Kaos ve Çift Başlılık Riski
Hiç şüphesiz, mahkemenin bu hamlesi önümüzdeki döneme dair kritik gelişmeleri tetikleme potansiyeli taşıyor. İlk olarak, yaşananlar Özgür Özel yönetiminin hukuki meşruiyetine çok büyük bir darbe indirdi. Gelinen noktada, Kemal Kılıçdaroğlu partiyi kayyuma bırakmamak adına mecburen görevi devralacaktır.
Haliyle bu durum, CHP içinde çok büyük bir iç savaşı doğrudan başlatır. Ayrıca, parti tabanı ve güçlü belediye başkanları farklı liderlerin arkasında hızla bölünür. Nihayetinde ana muhalefet, iktidara karşı tek ses olma kabiliyetini çok uzun süre kaybeder.
2026 Sonbaharında Sürpriz Bir Erken Seçim
Kuşkusuz, ana muhalefetin böyle bir türbülansa girmesi iktidar bloku için büyük bir fırsat doğurur. Nitekim siyasi analistler, bu durumun taktiksel sonuçlarını şimdiden çok sert şekilde tartışıyor. Olası bir senaryoda, muhalefet iç hukuk yarışıyla boğuşurken iktidar hiç vakit kaybetmeden hamle yapacaktır.
Bu doğrultuda, önümüzdeki 2026 sonbaharında sürpriz bir erken seçim kararı görebiliriz. Çünkü iktidar, dağınık bir muhalefet karşısında bu seçimi çok daha kolay kazanmak isteyecektir. Sonuç olarak bu sandık hamlesi, Türkiye’deki mevcut siyasi dengeleri tamamen ve kökten değiştirir.

Siyasetin Yeniden Yapılanması ve Hukuk Güvenliği
Tam da bu noktada, Yargıtay bu krizi onarsa merkez solda taşlar yerinden oynar. Bunun bir sonucu olarak, değişimci kadrolar CHP çatısı altında siyaset yapma imkanını kaybeder. Dolayısıyla bu gelişme, yeni bir sosyal demokrat partinin kurulmasını kaçınılmaz kılar. Neticede siyaset sahnesi, yargı zoruyla yeni aktörleri bağrından çıkarır.
Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda ise, en büyük faturayı yine Türk demokrasisi öder. Çünkü genel mahkemelerin kurultayları geriye dönük iptal etmesi, hukuk güvenliğini kökten yok eder. Daha da önemlisi, bu tehlikeli hamle gelecekteki genel seçimlerin sonuçlarını bile tartışmalı hale getirir. Kısacası mahkeme kararları, sandıktan çıkan halk iradesinin üzerine açıkça gölge düşürür.