Milli Mücadele yılları Türkiye için aynı anda üç farklı cephede yürütülen devasa bir ölüm kalım savaşıydı. Ancak bu cepheler arasında askeri disiplini ve hızıyla öne çıkan yer şüphesiz Doğu Cephesi’ydi. Çünkü bu bölgede Osmanlı’dan kalan tek düzenli ordu birliği olan 15. Kolordu bulunuyordu. İşte bu cephe, kazandığı hızlı zaferlerle Ankara Hükümeti’ne nefes aldıran ilk kurtuluş kapısı oldu.

Cephenin Açılma Nedenleri ve Ermeni Tehdidi
Doğu sınırlarında askeri bir harekatın başlamasındaki en büyük etken, Mondros’un tehlikeli maddeleriydi. Zira İtilaf Devletleri, Sevr Antlaşması’na dayanarak bölgede büyük bir Ermenistan Devleti kurmak istiyordu. Ermeni çeteleri ise Doğu Anadolu’daki Türk köylerine karşı çok kanlı katliamlar başlattılar.
Bu büyük tehlike karşısında Ankara’daki Büyük Millet Meclisi daha fazla beklememe kararı aldı. Bu amaçla 1920 yılının Haziran ayında Doğu Cephesi Komutanlığı’nı resmen kurdular. Nitekim bu hamle, yeni meclisin dış dünyaya karşı yaptığı ilk resmi askeri görevlendirmeydi. Kısacası Doğu Cephesi, Sevr’in bölücü maddelerini yırtıp atmak amacıyla açılan ilk meşru savunma hattıydı.
Cephenin Efsanevi Komutanı ve Önemli Kahramanları
Doğu’daki bu büyük mücadelenin baş mimarı şüphesiz “Şark Fatihi” unvanlı Kâzım Karabekir Paşa’ydı. Paşa, Mustafa Kemal’e Amasya’da verdiği askeri sadakat sözünü cephede de büyük bir başarıyla sürdürdü. Bunun yanı sıra cephede Halit Paşa (Deli Halit) gibi cesur komutanlar da görev aldı. Halit Paşa, Sarıkamış ve Kars’ın geri alınmasında ordunun en ön saflarında bizzat çarpıştı.
Ayrıca yerel halktan Tayyar Rahmiye Hanım gibi kahramanlar da milis güçleriyle orduya lojistik destek sağladı. Böylelikle düzenli askeri birlikler ile sivil halkın azmi Doğu bozkırlarında çelikten bir duvar ördü. Nitekim Karabekir’in emrindeki askerler, 30 Ekim 1920 günü Kars Kalesi’ne Türk bayrağını yeniden çektiler.

Zaferi Taçlandıran Diplomatik Başarı: Gümrü Antlaşması
Askeri zaferin hemen ardından Ankara Hükümeti, masada tarihi bir diplomatik başarıya imza attı. Ermenistan Hükümeti, Türk ordusunun hızlı ilerleyişi karşısında daha fazla direnemeyerek barış istedi. Böylece 3 Aralık 1920 tarihinde iki taraf arasında tarihi Gümrü Antlaşması imzalandı.
Bu antlaşmayla Ermenistan, Sevr Antlaşması’nı tanımadığını ve Doğu Anadolu’daki tüm toprak taleplerinden vazgeçtiğini ilan etti. Kars, Sarıkamış, Kağızman ve Iğdır gibi kritik bölgeler yeniden Türk topraklarına katıldı. Dolayısıyla Gümrü Antlaşması, Büyük Millet Meclisi’nin uluslararası alanda kazandığı ilk resmi diplomatik zafer olarak tarihe geçti.
Sınırları Kesinleştiren Diğer Kritik Antlaşmalar
Ancak Doğu sınırlarının tamamen güvenli hale gelmesi sadece Gümrü ile sınırlı kalmadı. Aksine Sovyet Rusya ile imzalanan 16 Mart 1921 Moskova Antlaşması diplomatik dengeleri daha da sağlamlaştırdı. Sonunda Sakarya Zaferi’nin ardından Kafkas cumhuriyetleri ile 13 Ekim 1921 günü Kars Antlaşması’nı imzaladılar.
Bu son antlaşma sayesinde Türkiye’nin bugünkü Doğu sınırı hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde kesinleşti. Bu nedenle Doğu Cephesi, askeri ve hukuki süreçlerini tamamlayarak kapanan ilk cephe ünvanını aldı. Sonuç itibarıyla bu diplomatik başarılar, yeni devletin uluslararası saygınlığını muazzam bir hızla yükseltti.

Doğu Cephesi’nin Genel Mücadeleye Büyük Katkıları
Doğu Cephesi’nin kapanması, Kurtuluş Savaşı’nın genel gidişatını doğrudan ve olumlu yönde etkiledi. Çünkü Doğu’daki sınır güvenliği sağlandığı için buradaki askeri birlikleri hızla Batı Cephesi’ne kaydırdılar. Üstelik Ermenistan’dan alınan silah ve mühimmatlar Yunan ordusuna karşı yürütülen savaşta can suyu oldu.
Ankara Hükümeti, iki ateş arasında kalma riskinden bu sayede tamamen kurtuldu. Dolayısıyla Doğu’da kazanılan bu moral, tüm Anadolu halkının bağımsızlık inancını zirveye taşıdı. Sonuç olarak Kâzım Karabekir’in Doğu’da yaktığı bu ilk zafer meşalesi, İzmir’in kurtuluşuna giden yolu açtı.
Doğu Cephesi’nin Mirası
Modern tarihçiler Doğu Cephesi’ni Milli Mücadele’nin stratejik çıkış noktası olarak kabul ederler. Örneğin Sina Akşin gibi uzmanlar bu cephedeki başarıyı, Ankara’nın rüştünü dünyaya ispat ettiği ilk sınav sayar. Oysa bazı dar popüler anlatılar bu süreci Batı Cephesi’ndeki büyük savaşların gölgesinde bırakarak yeterince işlemez. Onlara göre buradaki çatışmalar, düzenli orduların büyük çarpışmalarından ziyade bölgesel sınır kavgalarıdır.
Buna rağmen her iki akademik bakış da çok net bir ortak noktada buluşur. Çünkü Doğu Cephesi’nde Gümrü Antlaşması imzalanmasaydı Ankara’da açılan meclis diplomatik meşruiyetini bu kadar hızlı kuramazdı. Sonuç olarak bugün sahip olduğumuz doğu sınırlarının huzuru, 1920’deki o sarsılmaz Karabekir iradesinin mirasıdır.