Modern dünyada insanı en çok yoran şey fiziksel işler değildir. Buna karşın zihinsel olarak maruz kaldığımız haksızlıklar bizi çok daha fazla yıpratır. Bu haksızlıkların en ağır olanı ise insanın aklıyla dalga geçilmesidir. Birey, gözünün önündeki somut bir gerçeği netçe görür. Lakin karşıdaki güç odağı, bu gerçeği süslü kelimelerle ve büyük bir pişkinlikle inkar eder. Nitekim bu durum sıradan bir yalan söyleme eylemi değildir. Tam aksine muhatabın zekasına, algısına ve varlığına doğrudan yapılan psikolojik bir saldırıdır.
Özellikle siyaset sahnesi, bu zihinsel saldırının en yoğun yaşandığı alanların başında gelir. Siyasilerin eylem ve söylemleri arasındaki uçurum, halkın günlük yaşam mücadelesiyle her gün çelişir. Sokaktaki insan enflasyonla, geçim sıkıntısıyla ve gelecesizlik kaygısıyla boğuşur. Buna karşılık ekranlardaki yöneticiler pembe tablolar çizer, başarı masalları anlatır. Halkın acil sorunlarını görmezden gelmek, kitlelerde derin bir adaletsizlik duygusu uyandırır. Zira insan, yaşadığı zorluğun bilinçli olarak yok sayılmasını asla hazmedemez.

Toplumsal Bir Gaslighting Süreci: Gerçeğin İnkarı
Psikoloji literatürü, bireyin kendi hafızasını sorgulamasına yol açan bu manipülasyonu “Gaslighting” olarak tanımlar. Bu yöntem, toplumsal ölçekte uygulandığında çok daha yıkıcı sonuçlar doğurur.
Siyasiler, halkın gözü önünde yaşanan krizleri “psikolojik” veya “algı operasyonu” olarak nitelendirir. Bu doğrultuda pazardaki yangını gören vatandaş, kendi mantığından şüphe etmeye zorlanır. Gerçek olan yok sayılırken, sahte olan ise kutsanacaktır. Çünkü gücü elinde bulunduranlar, kitlelerin gerçeği talep etme refleksini kırmak ister. Bu sistematik inkar, bireyin adalet duygusunu zedeler. Üstelik toplumun devlete och kurumlara olan temel güven bağını tamamen koparır.
Psikolojik Felç: Öğrenilmiş Çaresizlik ve Anomi
İnsanın aklıyla sürekli dalga geçilmesi, kitlelerde zamanla öğrenilmiş çaresizlik sendromunu tetikler. Vatandaş ne yaparsa yapsın, hangi gerçeği haykırırsa haykırsın hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünmeye başlar. Bu durum bireyde derin bir psikolojik felç durumu yaratır.
Halkın sorunlarının bilinçli şekilde görmezden gelinmesi, toplumda anomi, yani kuralsızlık ve ahlaki boşluk hissi doğurur. İnsanlar adaletin işleyeceğine dair inançlarını tamamen kaybederler. Nitekim neyin doğru, neyin yanlış olduğu belirsizleştiğinde toplumsal bağlar hızla çözülmektedir. Birey, hakikatin hiçbir değerinin kalmadığını gördükçe derin bir depresif çaresizliğe sürüklenir. Kendi çabasıyla bu devasa yalan duvarını yıkamayacağını anlayan kitleler, boyun eğmeyi bir hayatta kalma mekanizması olarak seçer.

Toplumsal Bir Savunma Mekanizması Olarak Sinizm
Sürekli olarak aklıyla dalga geçilen insan, ruh sağlığını korumak için tehlikeli bir psikolojik virüse yakalanır. Psikolojide sinizm (alaycılık/güvensizlik) olarak bilinen bu durum, bireyin her şeye karşı aşırı şüpheci ve inançsız yaklaşmasıdır.
Vatandaş hiçbir siyasi vaade, kurumsal açıklamaya veya iyi niyete inanmaz hale gelmektektir. Çünkü geçmişte inandığı doğrular defalarca suistimal edilmiştir. Dolayısıyla sinizm, bireyin daha fazla hayal kırıklığı yaşamamak için ruhunun etrafına ördüğü kalın bir duvardır. Lakin bu duvar, toplumu bir arada tutan ortak umutları da tamamen kurutur. Kısacası sinikleşen insan çaresizliğini gizlemek için her şeyle alay etmeye başlar. Fakat bu alaycılık, içsel acıyı hafifletmeye yetmez.
“Post-Truth” Çağında Söylem Üstünlüğü ve Manipülasyon
Günümüz dünyası, hakikatin önemini kaybettiği “Post-Truth” (Hakikat Sonrası) dönemini yaşıyor. Bu çağda gerçeklerin ne olduğunun hiçbir önemi kalmadı. Aksine o gerçeklerin nasıl ambalajlandığı ve kitlelere nasıl sunulduğu önem kazanıyor.
Siyasetçiler, somut başarısızlıkları örtmek için sürekli düşmanlar yaratır ve yapay gündemler üretir. Örneğin ekonomik bir çöküş, dış güçlerin komplosu olarak halka sunulmaktadır. Böylelikle sorumluluk alınmaz, suç daima başkalarına atılacaktır. Bu retorik, kitle psikolojisinde “korku ve savunma” mekanizmalarını tetikler. Dolayısıyla rasyonel düşünce devre dışı kalır. İnsanlar, akıllarıyla dalga geçen bu söylemleri, korkularından dolayı kabullenmek zorunda kalır.

Psikolojik Savunma: Bilişsel Çelişkiyi Aşmak
Sürekli olarak aklıyla dalga geçilen bir toplumda, bireylerin ruh sağlığını koruması oldukça zorlaşır. Lakin bu zihinsel kuşatmayı yarmak tamamen bizim elimizdedir.
İnsan beyni, gördüğü gerçek ile duyduğu yalan arasında kaldığında bilişsel çelişki yaşar ve bu durum büyük bir strese yol açar. Psikolojik sağlamlığı korumanın ilk adımı, çıplak gerçeğe kararlılıkla tutunmaktır. Dışarıdan gelen manipülatif sesleri susturmak, zihne mükemmel bir bilişsel arınma yaşatır. Kısacası televizyon ekranlarının ve sosyal medya trollerinin yarattığı sahte illüzyonu reddetmek gerekir. Kendi mantığına, cüzdanına ve mutfağına bakan insan, gerçeği en saf haliyle kavrar. Yavaşlamak, okumak ve eleştirel düşünmek, akıl sağlığımızı koruyan en güçlü savunma mekanizmalarıdır.
Sonuç
İnsanın aklıyla dalga geçilmesi, toplumun ortak aklını ve hafızasını yok etme girişimidir. Çünkü hafızasını kaybeden bir kitleyi yönetmek çok daha kolaydır. Dolayısıyla bugün gerçeği savunmak, sadece siyasi bir duruş değildir. Bilakis varoluşsal ve psikolojik bir direniştir. Gözümüzün gördüğü gerçeğe inanmak, zihinsel özgürlüğümüzü korumanın tek yoludur.