Siyasilerin Tarih Algısı: Geçmişi Yağmalama Stratejisi

Siyasetçiler, iç siyasette sıkıştıklarında hemen tarihin arkasına saklanırlar. Buna karşın geçmişi okurken bilimsel gerçekleri tamamen feda ederler. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Atatürk de Samsun’a çıkarken haindi” sözü bu durumun en taze örneğidir. Kendisine yönelik eleştirileri hafifletmek adına, kurucu lider üzerinden sahte bir meşruiyet alanı kurmak istedi. Lakin bunu yaparken koskoca bir milli mücadelenin kronolojisini yerle bir etti.

Bu vahim yaklaşım, sadece tek bir siyasetçiye özgü değildir. Tam aksine Türkiye’de siyaset kurumu, tarihi adeta bir ganimet gibi yağmalıyor. Kendi ideolojik tezlerini desteklemek adına geçmişi durmaksızın büküyorlar. Nitekim bu popülist sığlık, toplumun ortak hafızasını zehirliyor. Bugünün somut sorunlarına çözüm üretemeyenler, halkı geçmişin çarpıtılmış kavgalarıyla oyalamayı seçmektedir. Bu durum, kitlelerin gerçeklik algısını bozarak toplumsal bir kutuplaşma üretiyor.

Kronolojik Cehalet ve Tarihsel Figürlerin İstismarı

Türkiye’de siyasilerin en büyük hatası, tarihsel olayları kendi bağlamından koparmaktır. Her siyasi hareket, geçmişten kendisine yapay bir altın çağ veya mağduriyet devşiriyor.

Kılıçdaroğlu’nun iddiasının aksine, Mustafa Kemal Paşa Samsun’a gizli bir asi olarak gitmedi. Bilakis devletin resmi ve en yetkili askeri müfettişi olarak Anadolu’ya ayak bastı. Onun hakkındaki idam fermanı ise tam bir yıl sonra çıktı. Siyasilerin bu net gerçeği bilmemesi veya bilerek çarpıtması tam bir fiyaskodur. Çünkü bu nobranlık, toplumun kurucu değerlerine ve tarih bilincine büyük bir darbe vuruyor.

Toplumsal Hafıza Kaybı ve Öğrenilmiş Çaresizlik

Sürekli olarak yalan ve yanlış tarih anlatılarına maruz kalmak, halkın zihninde derin bir karmaşa yaratır. Vatandaş, ekranlardan duyduğu hamasi nutuklar ile gerçek belgeler arasında sıkışıp kalır.

Bu zihinsel kuşatma, kitlelerde zamanla öğrenilmiş çaresizlik üretirler. İnsanlar artık hangi bilginin doğru, hangisinin yanlış olduğunu ayırt edemez hale gelir. Nitekim ortak bir tarih bilinci yok olduğunda, toplumun geleceğe dair ortak idealleri de hızla çürür. Siyasiler kendi koltuklarını korurken, kitleleri cehalet ve belirsizlik içinde bırakarak psikolojik olarak felç ederler.

Siyasi Bir Savunma Mekanizması: Kurban Psikolojisi

Siyasetçiler, kendi liyakatsizliklerini ve hatalarını örtmek için sürekli bir “kurban psikolojisi” inşa ederler. Tarihteki büyük liderlerin çektiği acıları, kendi güncel siyasi başarısızlıklarına kalkan yaparlar.

“Bana hain diyorlar ama Atatürk’e de demişlerdi” söylemi, tam olarak bu hastalıklı psikolojinin ürünüdür. Bu retorik, rasyonel eleştirileri doğrudan engellemeyi hedefler. Dolayısıyla kendisini eleştiren herkesi otomatik olarak “tarihteki hainlerin safına” iterler. Üstelik bu narsistik yaklaşım, toplumsal sinizme ve güvensizliğe yol açar. Halk, kendisiyle alay edildiğini gördükçe siyaset kurumundan tamamen soğur.

Halkın Sorumluluğu: Masalları Reddetmek ve Hakikate Dönmek

Peki, bu zihinsel yağma karşısında halk ne yapmalıdır? Vatandaş, siyasetçilerin önlerine koyduğu sahte kutuplaşma masallarını tüketmeyi derhal bırakmalıdır. Zira egemen güçlerin yalanlarını her kabul ettiğimizde, kendi zihinsel özgürlüğümüzden ödün veririz. Halk, meydanlarda bağırılan hamasi nutukları alkışlamak yerine, liyakati, şeffaflığı ve bugünün ekonomik gerçeklerini talep etmelidir. Nitekim politikacıları geçmişin sahte kavgalarıyla değil, bugünün somut çözümleriyle yargıladığımız an bu kirli düzen çökecektir. Kısacası toplum, körü körüne inanmayı bırakıp sorgulayan bir denetleyiciye dönüşmek zorundadır.

Bilişsel Direniş: Hamaseti Susturmak ve Hakikate Tutunmak

Siyasilerin tarihi bu şekilde hunharca katlettiği bir atmosferde, akıl sağlığımızı korumak hayati bir görevdir. Lakin bu manipülasyon duvarını yıkmak tamamen bizim elimizdedir.

Ruhsal ve zihinsel bağımsızlığımızı korumanın tek yolu, popülist liderlerin hamasi nutuklarını tamamen susturmaktır. Siyasetçilerin manipülatif açıklamalarını reddetmek, zihne mükemmel bir bilişsel arınma yaşatır. Kısacası tarihi, politikacıların ezberlerinden değil, gerçek tarihçilerin ve birincil belgelerin ışığında okumak gerekir. Ancak bu sayede, akıllarla dalga geçen bu sığ söylemlere karşı sarsılmaz bir entelektüel kale inşa edebiliriz.

Sonuç

Siyasilerin tarih algısındaki bu fütursuz çarpıtmalar, toplumun entelektüel seviyesini aşağı çekme girişimidir. Çünkü geçmişini masallarla dolduran bir kitleyi, bugünün yalanlarıyla yönetmek çok daha kolaydır. Bugün nesnel ve bilimsel tarihi savunmak, sadece akademik bir sorumluluk değildir. Bilakis zihinsel özgürlüğümüzü ve hakikati koruma direnişidir.

Verified by MonsterInsights