Müslüman nüfusun ağırlıkta olduğu ülkemizde İslam dini toplumsal yapının en temel harcıdır. Çünkü yüce kitabımız Kuran ve sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa insanlığa apaçık bir rehber sunmuştur. Üstelik tefsir kaynakları sayesinde ilahi emirleri öğrenmek ve anlamak bugün son derece kolaydır. Fakat bu berrak ve doğrudan rehberliğe rağmen din sosyolojisi farklı yapılar üretmektedir. Zira son yıllarda cemaat ve tarikatların ulaştığı nokta toplumsal kaygıları haklı olarak artırmaktadır. Bu yüzden saf inanç zemininde filizlenen bazı oluşumlar zamanla devasa yapılara dönüşmektedir. Nitekim bireysel bir maneviyat arayışı yerini organize ve kurumsal hareketlere bırakmaktadır.
Tarihsel Derinlik ve Cumhuriyete Miras Kalan Sorun
Cemaat ve tarikatların devlet yapısı içindeki güç arayışı yeni bir olgu değildir. Çünkü bu sorun Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyıllarında da ciddi krizlere yol açmıştır. Üstelik medreselerin bozulması ve bazı yapıların siyasi otoriteye ortak olması çöküşü hızlandırmıştır. Zira devlet içinde devlet olma arzusu köklü imparatorluk kurumlarını içten içe kemirmiştir. Nitekim Mustafa Kemal Atatürk bu tarihsel gerçeği çok erken dönemde fark etmiştir. Bu yüzden Cumhuriyetin ilanıyla birlikte dinsel yapıların kamusal alanı işgal etmesine izin vermemiştir. Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olamaz sözü bu bakışın en net ifadesidir. Dolayısıyla tekke ve zaviyelerin kapatılması aslında inanca değil toplumsal gerilemeye karşı felsefi bir hamledir.
Devasa Ekonomik Güç ve Finansal Yapılanmalar
Modern dünyada tarikat ve cemaatler sadece manevi birer okul olarak kalmamaktadır. Çünkü bu yapılar holdingleşme süreciyle birlikte çok büyük paraların döndüğü merkezler olmuştur. Üstelik eğitimden sağlığa, medyadan inşaata kadar pek çok sektörde aktif faaliyet göstermektedirler. Zira kontrolsüz büyüyen bu ekonomik güç zamanla ciddi bir finansal egemenlik yaratmaktadır. Bu yüzden inanç birlikteliği yerini ticari ortaklıklara ve holding çıkarlarına bırakmaktadır. Nitekim şeffaf olmayan nakit akışları kamusal denetimin de dışına kolayca çıkabilmektedir. Sonuç olarak dini söylemler devasa bir sermayenin devir daimi için araçsallaştırılmaktadır.
Siyasetin Labirentleri ve Karşılıklı Çıkarlar
Cemaat yapıları büyüdükçe siyaset kurumuyla olan ilişkileri de kaçınılmaz olarak derinleşmektedir. Çünkü her iki taraf için de bu ilişki stratejik bir anlam taşımaktadır. Üstelik cemaatler sahip oldukları kitlesel oy gücünü siyasete karşı bir pazarlık unsuru yapmaktadır. Karşılığında ise bürokraside kadrolaşma ve kamusal kaynaklardan pay alma avantajı elde etmektedirler. Zira bu durum liyakat ilkesini zedeleyerek devlet mekanizmasında ciddi yapısal sorunlar doğurmaktadır. Bu yüzden siyaset üstü kalması gereken din olgusu gündelik politikanın malzemesi olmaktadır. Sonuçta bu tehlikeli döngü hem inanç dünyasına hem de demokratik kurumlara zarar vermektedir.
Kitlelerin Aidiyet Arayışı ve İtaat Kültürü
Kuranı okuyup anlamak bu kadar zahmetsizken kitlelerin bu yapılara sığınması felsefi bir sorudur. Çünkü modern insan kalabalıklar içinde derin bir yalnızlık ve güvensizlik hissetmektedir. Dolayısıyla cemaatler bireye hazır bir aidiyet, hazır bir kimlik ve korunaklı bir sosyal çevre sunmaktadır. Üstelik sorgulama sorumluluğunu bir lidere devretmek birçok insana psikolojik olarak daha kolay gelmektedir. Zira sorgusuz itaat kültürü bireysel iradeyi tamamen yok ederek kişiyi yapıya bağımlı kılmaktadır. Bu yüzden insanlar ilahi kelamın özgürleştirici mesajı yerine kulun kula tabi olduğu yapılara yönelmektedir. Nitekim bu durum toplumsal rasyonaliteyi ve sağlıklı birey bilincini ciddi şekilde köreltmektedir.
Küresel Bağlantılar ve Uluslararası Para Trafiği
Bu dinsel yapıların sınırları sadece ülke içi faaliyetlerle de sınırlı kalmamaktadır. Çünkü birçoğu uluslararası alanda ciddi yatırımlar yapmakta ve okullar açmaktadır. Üstelik yabancı ülkelerde kurulan vakıflar üzerinden milyarlarca dolarlık para transferleri gerçekleştirilmektedir. Zira bu kontrolsüz küresel ağlar dış istihbarat servislerinin ve yabancı güçlerin odağı haline gelmektedir. Bu yüzden uluslararası bağlantılar zamanla milli güvenlik için sönmez bir tehdit odağı oluşturmaktadır. Nitekim geçmişte yaşanan acı tecrübeler bu tür dış destekli yapıların ne kadar büyük tehlikeler doğuracağını açıkça kanıtlamıştır. Sonuç olarak inanç ticareti ve gizemli dış ilişkiler devletin egemenlik haklarını doğrudan tehdit etmektedir.
Sosyal Çürüme ve Kadın Kimliğinin Silinmesi
Cemaat ve tarikat merkezli yapılanmaların en ağır etkileri toplumsal cinsiyet dengesinde görülmektedir. Çünkü bu yapılar kadını kamusal hayatın dışına iten katı bir hiyerarşi kurmaktadır. Üstelik bireysel özgürlükleri ve kadın kimliğini tamamen yok sayan dogmatik kurallar dayatmaktadırlar. Zira sorgulamayan ve biat eden nesiller yetiştirmek adına önce kadını baskılamayı seçmektedirler. Bu durum eğitimde fırsat eşitliğini zedeleyerek toplumsal çürümeyi felsefi açıdan hızlandırmaktadır. Bu yüzden kız çocuklarının eğitim hakları ve sosyal güvenceleri ciddi risk altına girmektedir. Nitekim çağdaş bir medeniyet ideali ancak kadının özgür iradesiyle var olduğu toplumlarda mümkündür. Sonuç olarak kadını görünmez kılan her yapı, aslında o toplumun geleceğini karanlığa gömmektedir.