Şehrin Amansız Nöbeti
Şehir gece yarısı siyah pelerinine büründü. Sokak lambaları boş kaldırımlara soluk sarı bir ışık döküyordu. Korna sesleri tamamen çekilmişti.
Üstelik geriye sadece uzaktan geçen bir trenin raylardaki ritmik fısıltısı kalmıştı. Dünya uyuyordu ancak onun kalbindeki o amansız nöbet henüz yeni başlıyordu.
Ceketinin yakasını kaldırıp rüzgardan korundu. Adımları nereye gittiğini bilmeden ayak hafızasıyla ilerliyordu. Ne zaman bu şehir kararsa o adresi olmayan sevda göğüs kafesine sığmazdı.
Gözlerini kapattı. Çünkü elinde ne bir fotoğraf vardı ne de telefonda bir mesaj. Bu sevda artık tamamen mekansız ve zamansızdı.
Sadece kalbin en kuytu odasında saklanan gizli bir sır gibiydi. Şehir onun adını bilmezdi. Sokaklar bu aşkı asla tanımazdı. Ancak her köşe başında o sevdadan bir parça nefes alırdı.

Loş Bir Köşe Kafedeki İlk Karşılaşma
Adımları onu iki sokağın kesiştiği loş bir köşe kafenin önüne getirdi. Burası zamanın donduğu yerdi. Hikaye tam da burada sonbahar akşamında başlamıştı.
O bu şehre yabancı bir gezgindi. Adam ise hayatın yükünü omuzlarında taşıyan sessiz bir gölgeydi. Bakışları bu kafenin buğulu camının ardında kesişti.
Hiç konuşmadılar. Sadece aynı sıcak kahvenin kokusu altında aynı yağmuru izlediler. Ancak gözlerindeki o tanıdık yalnızlık aralarında görünmez bir köprü kurdu.
Sonraki haftalar şehrin bu puslu köşesinde ve sahafların tozlu rafları arasında geçti. Birbirlerine geçmişlerini anlatmadılar. Sadece ruhları konuştu.
Adam onun gülüşünde huzuru buldu. Kadın ise adamın sessizliğinde en güvenli sığınağına kavuştu. Fırtınalı bir denizde birbirine tutunan iki sandal gibiydiler.
Ancak dünyanın acımasız gerçekleri bu büyülü sığınağı yıkmakta gecikmedi. Bir gece yarısı kadın gitmek zorundaydı. Arkasında hiçbir adres bırakmadan sadece kalbindeki büyük sevdayı bırakarak şehirden ayrıldı. Çünkü bazen sevmek arkana bakmadan yürümeyi gerektirirdi.

Zamanın Eskitemediği Sadakat
Adam kafenin camına bakarken sessizce gülümsedi. Aradan geçen yıllar içindeki sızıyı hiç değiştirmedi. Bu sevda hiçbir zaman günlük kavgalarla kirlenmedi.
O yüzden ilk günkü gibi taze ve kutsal kaldı. Kadın gitmişti ancak sevdası adamın kalbine sonsuza dek mühürlendi. Şehir susuyordu.
Yağmur tam da bıraktıkları gibi aynı ritimle sokak lambalarını ıslatıyordu. Sokaklar boş olsa bile aslında her köşe onun adıyla doluyordu. İnsanlar unuttuğunu sanır. Oysa zaman sadece sızıyı derine gömerdi. Bu gece yağan her damla yağmur kalbindeki yangını daha da körüklüyordu.
Gecenin Sırdaşlığı
Ben seni unutmadım. Hala aynı yerde sessizce bekliyorum. Yağmur yağdı bu gece yine. Kalbim bu yüzden böyle yanıyor.
Bazı aşklar fani dillere sığmayacak kadar büyüktür. Bu yüzden anlatılmazlar. Sadece gecelere emanet edilirler.
Çünkü gece sır tutmayı çok iyi bilir. Gece gidenlerin değil kalpte kalanların vatanıdır. Bu şehir bizim sessizliğimiz kadar asil bir sadakate hiç şahit olmadı.
Geceye bir seni yazdım. Duvarlar bilsin ve bu şehir sevgimi duysun. Sen bu kalpten hiç gitmedin. Çünkü bazı insanlar kalpten hiçbir zaman gitmez.
Şehir uyusun ve biz geceyle baş başa kalalım. Sen orada sessizce bekle. Ben burada aynı nöbetteyim.