“Benim Hırsızım” Anlayışı ve Yozlaşma

Toplumsal çürümenin en sessiz belirtisi, adaleti sağlama arzusunun yerini taraf tutma içgüdüsüne bırakmasıdır. Öncelikle günümüz sosyal ikliminde karşımıza çıkan “benim hırsızım iyidir” mantığı, tehlikeli bir mutasyondur. Bu doğrultuda kitleler, suçun niteliğinden ziyade doğrudan failin kimliğine odaklanırlar.

Çünkü bu çarpık anlayışta hırsızlık; failin bizden olması durumunda bir hata sayılmaktadır. Hatta taraftarlar, bu usulsüzlüğü kendi mahallelerinden biri yaptığında bir beceri olarak meşrulaştırırlar. Oysa ahlak ilkeleri, failin kimliğine göre asla eğilip bükülen bir kavram değildir. Dolayısıyla kendi safımızdakinin usulsüzlüğüne göz yummak, bizi o suçun doğrudan ortağı yapar.

Vicdan Körleşmesi ve Erdem Kararlılığı

Bu bağlamda “benim hırsızım” diyerek korunan her kişi, adaletin üzerine çekilen kalın bir perdedir. Nitekim bu koruma refleksleri, toplumsal vicdanı körleştirirken hukuk sistemine olan güveni de temelinden sarsar. Buna karşılık temiz bir toplumun inşası, failin kimliğine bakmaksızın suçun kendisine karşı durmaktan geçer. Bunun sonucu olarak ortaya çıkan meşruiyet krizleri, makro düzeyde incelediğimiz Türkiye’de Sosyo-Ekonomik Kriz ve Yapısal Aşınma süreçlerini ve ahlaki erozyonu daha fazla tetiklemektedir.

Eğer bir suç “bizimkiler” tarafından işlendiğinde görmezden geliniyorsa, orada ortak bir gelecek kalmaz. Zira gerçek erdem, aynaya baktığımızda kendi yanlışlarımızı da aynı kararlılıkla mahkum edebilmektir. Sonuç olarak dürüstlüğü ve adaleti savunan her vatandaş, ahlaksızlığı ve hırsızlığı dışlamayı birinci görevi saymalıdır. Çünkü toplumsal kontrol ve teşhir mekanizmaları, ayıplı bireylerin sayılarını azaltmakta büyük fayda sağlar.

The protesters demand justice but lady justice can’t hear. The giant fingers covers the ears of lady justice. (Used clipping mask)

Siyasi Mekanizmalar ve Bütünsel Reformlar

Ancak yozlaşmaya karşı kesin çözüm, çok daha geniş ve bütünsel idari reformlara bağlıdır. Özellikle siyasi parti yönetim mekanizmaları, aday belirleme süreçlerini çok titiz şekilde yönetmekle mükelleftir. İlk olarak belde teşkilatından milletvekilliği adaylığına kadar tüm kademelerde liyakat esas alınmalıdır.

Aksi takdirde karar vericiler yüksek ahlak sahibi şahsiyetleri seçmezse, utanmaz yüzlerden kurtulmak mümkün olmaz. Bunun sonucu olarak kamu parasıyla zenginleşen müptezel tipler, doğrudan milletin başına musallat olurlar. Kısacası memleketin iliklerine kadar işleyen bu ölümcül hastalıkla mücadele etmek, rasyonel bir yönetim şarttır. Böylece devlet mekanizmasında ahlak kurallarını işleterek, toplumsal çürümeye karşı en büyük kaleyi inşa ederiz.

Verified by MonsterInsights