Toplum, görünmez bağlarla birbirine bağlanan canlı hücrelerin hiyerarşik hiyerarşisine benzer ve insanı görünmez kurallarla kuşatır. Nitekim insanlığın belleğindeki en eski anı olan yasak meyve öyküsü, otoritenin kökenlerini açıkça gösterir. Kendi başımıza kalıp çocukluğumuza baksaydık, zevklerin önüne geçen görünmez bir engeli, yani bir yasaklamayı hemen fark ederdik. Ebeveynleri ve öğretmenleri dinleme alışkanlığı, bireyde sorgulanmayan bir boyun eğme refleksi yaratır. Çünkü bu figürler, arka planda üstümüze abanan belirsiz bir gücün vekaletini taşırlar.
Nitekim baskıcı sistemlerin bireysel yaratıcılığı nasıl yok ettiğini anlamak için, bir diğer çalışmamız olan Korku Kültürü ve Toplumsal Kaygıları Aşma Yolları başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz.

Organizma Taklidi ve Boyun Eğme Alışkanlığı
Örgütlenen insan istençleri, zamanla biyolojik bir organizmayı taklit etmeye başlarlar. Bu yapay yapıda alışkanlıklar, doğadaki fiziksel zorunlulukların rolünü oynar. Dolayısıyla beşeri yaşam, gereksinimlere yanıt veren anonim buyruklardan ve boyun eğme alışkanlıklarından oluşan devasa bir sistemdir. Her ödev, istencimiz üzerine ağır bir baskı yapar. Ancak insan bu baskıdan sarkaç gibi hareket ederek kaçsa bile, sistem onu yine kendi merkezine çeker.
Ahlak Kuralları ve Hayırlı Yanılsama
Alışkanlıklar karşılıklı olarak birbirini destekler ve bütünden aldıkları güçle genel bir otorite bloku oluştururlar,. Üstelik değer yargılarını barındıran ahlâk kurallarına kimse uymasa bile, herkes uyuyormuş gibi davranır. Sokaktaki görünmeyen ahlaksızlığı hesaba katmayız, çünkü kötülük kendisini çok güçlü bir giz perdesiyle saklar. Beşeri düzen, bireylerin birbirini daha iyi sanma eğilimi gösterdiği bu hayırlı yanılsama üzerinde yükselir.
Din, Ödev Duygusu ve Derindeki Benlik
Siyasal ve beşeri buyrukların arkasındaki dinsel kodlar, ortak istekleri korur ve bunları daha da güçlendirir. Oysa insan yapısı teraziler, ödülleri ve cezaları gerektiği gibi tartmaktan yoksundur. Birey kendisiyle baş başa kaldığında özgürlük hissetse de, gelgeç istekler birikmiş kurumsal güçleri aşamaz. Kurtulabilme düşüncesinin eşlik ettiği bu zorunluluk hissi ise ödevi doğurur.
Sonuç olarak insan bilinci, derinlere indikçe yüzeydeki dalgalanmalardan uzak, sarsılmaz köklere sahip özgün bir kişilik ortaya çıkarır. Su üzerindeki yapraklar akıntıyla sallansa da, toprağa sağlam yerleşen kökler bitkiye alttan daima sabit bir destek sunar.
2017-03-12 18:35:35
