Hayat bir gün karşıma geçip hesap sorarsa bana… “En büyük kaybın ne?” derse… Gözlerimin önüne kaçırılmış fırsatlar gelmez. Bu yüzden dururum. Ardından derin bir nefes alırım. Özellikle elimdeki o yıllanmış şarabın tortulu kızıllığına bakarım. Nitekim zamanın fıçılarında demlenmiş bir olgunlukla izlerim hayatın yüzünü. Çünkü geçmişin muhasebesini yapmak insana asıl değerini hatırlatır.
İlk Yudumun Acısı
“En büyük kaybım,” derim. Üstelik sesime mahzenlerin o serin, vakur kokusunu katarım. “Sınırsızca inanmak ve ardından gelen o sessiz hayal kırıklıklarıydı.”
Çünkü insan en çok kalbini bütünüyle açtığı yerden yara alır. Tıpkı bunun gibi, şarap da olgunlaşmak için önce karanlığı seçer. Esasen ben dünyaya ve insanlara çok inandım. Bu nedenle her sözü yemin, her gülümsemeyi sığınak saydım. Böylece kendi ellerimle kalbimin etrafına kırılganca kaleler inşa ettim.
Kayıp Dağların Karları
Kısacası kendi içimdeki safiyeti karşı tarafta da aradım. Bu yüzden uçurumun kenarına kadar korkmadan yürüdüm. Oysa hayaller yüksek uçtukça, kırıkları da derine batar. Sonunda inandığım dağlara karlar yağdı. O an içimdeki güvenli limanı kaybettiğimi anladım. Nitekim bu soğuk gerçek ruhumu aniden titretti.
Aslında arkasından ağladığım insanlar değildi yiten. Aksine bir daha asla eskisi gibi olamayacak olan inanma yeteneğimdi. Bu yüzden o ilk yudumdaki keskin acı boğazımda düğümlendi. Üstelik bu düğüm uzun süre nefesimi kesti.

Mahzenden Çıkış
Fakat insan, kırıldığı yerlerin acısıyla sonsuza kadar diz çökmüyor. Çünkü yıllanan bir şarap gibi ruh da bekledikçe güzelleşiyor. Böylece tortularından arınıyor ve o keskin asidini kaybediyor. Zaman insana her yaranın kabuk bağlayacağını öğretiyor.
Hayat benden o körü körüne inanma teslimiyetini aldı. Ancak bunun yerine çok daha asil bir şey bıraktı: Kendimi bulma cesaretini. Böylece kayıplarım beni eksiltmedi, aksine daha da bütünledi.
Hakikatin Aynası
Böylece anladım ki, hayal kırıklığı gözümdeki kör edici perdenin düşmesidir. Çünkü ben insanları oldukları gibi sevmedim. Bilakis onları olmalarını istediğim gibi hayal ettim. Ayrıca onlara kendi içimdeki sonsuz anlamları yükledim. Bunu tamamen kendi yalnızlığımı avutmak için yaptım.
Oysa yıkılan dağlar onlar değildi. Sadece benim kendi zihnimde kurduğum saraylardı. Bu farkındalık, buruk bir şarap yudumu gibi önce içimi acıttı. Sonrasında ise ruhumu zincirlerinden kurtardı. Zira gerçek her zaman özgürleştirir.
Yeni Bir Uyanış
Şimdi ayağa kalkıyorum. Zira elimde beni olgunlaştırmış o kadehi tutuyorum. Aynı zamanda üzerimdeki ağır kırgınlık tozlarını silkiyorum. Dolayısıyla artık adımlarımı başkalarının masallarına göre atmıyorum. Aksine kendi toprağımın gerçeklerine göre yürüyorum. Çünkü benim toprağım artık fırtınalara karşı daha dayanıklı duruyor.
Sonuç olarak yine inanacağım, yine hayal kuracağım. Ama bu kez bir çocuk gibi safça değil. Bunun yerine kadehini kendi şerefine kaldıran güçlü bir ruh gibi adımlarımı atıyorum. Çünkü kendi gücümün bilincindeyim. Nitekim en büyük kaybım sandığım o kırılma, meğer benim en büyük uyanışımmış. Ben bu uyanışla birlikte hayatı yeniden ve daha gür adımlarla kucaklıyorum.
(KENDİME)
