Türkiye’de egemen siyaset, tarihi geçmişi anlama, sorgulama ve ders çıkarma alanı olarak görmez. Aksine liderler, tarihi bugünün kavgalarında kullanışlı bir mermiye dönüştüren “tarih mühendisi” gibi çalışırlar. Bu mühendislik faaliyeti, halkın kolektif hafızasını manipüle ederek yapay kutuplar yaratır.
Siyasetçiler, geniş kitlelerin duygusal kırılganlıklarını sömürerek nesnel gerçekliği ideolojik illüzyonlarla ikame ederler. Bu stratejinin en kullanışlı iki laboratuvarı ise Osmanlı dönemi ile 1920-1970 arası Cumhuriyet tarihidir.
Bu laboratuvarların en verimli pazarlandığı iki kült figür ise II. Abdülhamid ve Adnan Menderes‘tir.
II. Abdülhamid Romantizmi: Kurtarıcı Mitolojisi ve Mukaddesatçılık İllüzyonu
Muhafazakâr ve sağ popülist siyaset, Osmanlı İmparatorluğu’nu tarihsel hataları, ekonomik çöküşleri ve kurumsal çözülmeleri olan etten kemikten bir devlet gibi anlatmaz. Bu anlatının merkezine yerleştirilen II. Abdülhamid, tarihsel bir aktör olmaktan çıkarılıp hatasız, kutsal ve yalnız bir kahraman olarak ikonlaştırılır.
Siyasetçiler, “Ulu Hakan” mitini, otoriter eğilimlerini, tek adam yönetimlerini ve şeffaflıktan uzak devlet politikalarını meşrulaştırmak adına referans gösterirler.

Bu kurgusal anlatıda Duyun-ı Umumiye’nin kuruluşu, kaybedilen devasa topraklar, dönemin yoğun sansür mekanizmaları yer almaz. “…Bu kurgusal anlatıda Osmanlı’nın ekonomik bağımsızlığını kaybettiği [Duyun-ı Umumiye] süreci veya dönemin yoğun sansür mekanizmaları yer almaz.”
Bunun yerine II. Abdülhamid, “dış güçler” ve “içerideki hain jön türkler” ittifakıyla yıkılmak istenen bir kale olarak pazarlanır. Liderler bu şablonu bugüne birebir tahvil ederler. “Dün Abdülhamid’e ne yapıldıysa, bugün de bize aynısı yapılıyor.”
Halk, bu hamasi diziler ve kürsü nutuklarıyla uyutulurken; tarihsel gerçeklik yerini bir savunma mekanizmasına bırakır.
Sonuçta bugünün seçmeni, her ekonomik krizde veya diplomatik başarısızlıkta rasyonel nedenler aramak yerine, suçu doğrudan küresel komplolara atan patolojik bir reflekse hapsedilir.
II. Abdülhamid Romantizmi: Kurtarıcı Mitolojisi ve Mukaddesatçılık İllüzyonu
Muhafazakâr ve sağ popülist siyaset, Osmanlı İmparatorluğu’nu tarihsel hataları, ekonomik çöküşleri ve kurumsal çözülmeleri olan etten kemikten bir devlet gibi anlatmaz.
Bu anlatının merkezine yerleştirilen II. Abdülhamid, tarihsel bir aktör olmaktan çıkarılıp hatasız, kutsal ve yalnız bir kahraman olarak ikonlaştırılır.
Siyasetçiler bu “Ulu Hakan” mitini, bugünün otoriter eğilimlerini, tek adam yönetimlerini ve şeffaflıktan uzak devlet politikalarını meşrulaştırmak adına referans gösterirler.
Bu anlatıda Duyun-ı Umumiye’nin kuruluşu, kaybedilen devasa topraklar veya dönemin yoğun sansür mekanizmaları yer almaz. Bunun yerine II. Abdülhamid, “dış güçler” ve “içerideki hain jön türkler” ittifakıyla yıkılmak istenen bir kale olarak pazarlanır.
Liderler bu şablonu bugüne birebir tahvil ederler: “Dün Abdülhamid’e ne yapıldıysa, bugün de bize aynısı yapılıyor.” Halk, bu hamasi diziler ve kürsü nutuklarıyla uyutulurken; tarihsel gerçeklik yerini bir savunma mekanizmasına bırakır.
Entelektüel İhanet ve Kolektif Hafıza Kaybı
Bu tarih mühendisliğinin en acı sonucu, halkın kronik bir kimlik bunalımına sürüklenmesidir.
Siyasetçiler, II. Abdülhamid ve Adnan Menderes figürlerini dürüstçe tartışmak yerine, onları bugünün siyasi kavgalarında birer kalkana ve kılıca dönüştürürler.
Bu durum, toplumun farklı kesimlerinin birbirinin tarihsel acılarına körleşmesine neden olur. Bir taraf Abdülhamid’i överken hürriyet ideallerini yok saymaktadır. Diğer taraf Menderes’i eleştirirken askeri darbelerin yarattığı derin demokrasi tahribatını görmezden gelir.

Türkiye’de siyaset kurumu nesnel tarihi imha ederek yerine araçsal bir “tarih tasarımı” inşa etmiştir. Halk, kendi gerçek tarihini öğrenmek yerine, liderlerin ideolojik ihtiyaçlarına göre her sabah yeniden kurgulanan bir geçmişi tüketmektedir.
Gerçek tarih, sarayların ve meclis kürsülerinin şovenist çığlıkları arasında boğulmaktadır. Toplum, geçmişin esiri olarak bugünü ve geleceği inşa etme yeteneğini kaybetmektedir.
Peki Halk Ne Yapmalıdır?
Halkın siyasetçilerin kurguladığı tarihsel illüzyonlardan sıyrılması ve bu tuzaktan kurtulması için atması gereken somut adımlar elbette vardır.
Öncelikle, “Resmi Anlatı” ve Hamaset Filtresi Oluşturmak gereklidir. Siyasetçilerin kürsülerden veya dizilerden anlattığı geçmişi mutlak doğru kabul etmemek gerekir. Bir lider tarihi figürü övüyor veya yeriyorsa, “Bugün bu anlatıdan nasıl bir siyasi veya ekonomik fayda sağlıyor?” sorusu sorulmalıdır.
Popüler kültür ürünlerinin ticari ve ideolojik birer kurgu olduğu unutulmamalı, tarih buralardan öğrenilmemelidir. (örn. tarihi diziler, filmler) . Çapraz Okuma Yöntemi ve Kaynak Çeşitliliği mutlaka göz önünde tutulmalıdır.
Zıt Kutupları Okumak gerekir. Sadece kendi ideolojik mahallesinin yazarlarını değil; karşı mahallenin, seküler, muhafazakar veya Marksist tarihçilerin aynı dönemi nasıl ele aldığını karşılaştırmalı olarak okumak gerekir.
Akademik Kaynaklara Yönelmek gerekir. Hamaset dolu popüler tarih kitaplarına mesafe koyulmalıdır. Dipnotlu, arşiv belgelerine dayanan, uluslararası kabul görmüş yerli ve yabancı bağımsız akademisyenlerin eserleri referans alınmalıdır. (örneğin Halil İnalcık, İlber Ortaylı, Kemal Karpat, Mete Tunçay gibi isimlerin metodolojik çalışmaları).
“Kutsallık” ve “Şeytanlaştırma” klişelerini yıkmak gerekir. II. Abdülhamid’i de Adnan Menderes’i de hatasız bireyler olarak görmemelidir. “yeryüzü meleği” veya mutlak bir “hain” olarak görmekten vazgeçilmelidir. Onların da her siyasetçi gibi başarıları, yapısal hataları, hırsları, dönemlerinin getirdiği çaresizlikleri olduğu idrak edilmelidir.
Tarihsel olaylar “dış güçler” ya da “iç hainler” gibi tek boyutlu şablonlarla değil; o dönemin ekonomik şartları, kurumsal kapasitesi ve sosyolojik dip dalgalarıyla analiz edilmelidir.
Bugünün Sorunlarına Odaklanarak, gündem ipoteğini re3eddetmek gereklidir.
Siyasetçiler bugünün ekonomik krizlerini, hukuksuzluklarını veya başarısızlıklarını örtmek için çözümler aramaktadırlar. 100 yıl önceki kavgaları önümüze sürdüklerinde halk, “Geçmişi tarihçilere bırakalım, siz bugünün enflasyonunu/hukukunu nasıl çözeceksiniz?” diyebilmelidir. Gündemi mutlaka bugüne çekmelidir.
Farklı toplumsal kesimler, birbirlerinin tarihsel travmalarıyla yüzleşmelidir. Siyasilerin bu acıları birbirine karşı silah olarak kullanmasına izin vermemelidir. (örneğin 1960 darbesi veya tek parti dönemi uygulamaları).
Tartışma
Sizce Türkiye’de siyasetçilerin yarattığı II. Abdülhamid ve Adnan Menderes algısı, bu figürlerin gerçek tarihsel rolleriyle ne kadar uyuşuyor?
Geçmişteki liderlerin hatasız “kutsal kahraman” veya “mutlak hain” olarak sunulması, bugünkü toplumsal kutuplaşmayı nasıl etkiliyor?
Toplum olarak siyasilerin sunduğu kurgusal tarih anlatılarından, nesnel ve rasyonel bir tarih bilincine nasıl ulaşabiliriz?
Gündelik siyasi tartışmalarda en çok hangi tarihi dönemin veya figürün araçsallaştırıldığını gözlemliyorsunuz?
