Kardeş Kavgasının Gölgesinde: Yeni Meclis ve İç İsyanlar Kapanı

Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 günü Ankara’da kapılarını açtı. Çünkü bu meclis Türk milletinin bağımsızlık feryadını temsil ediyordu. Ancak bu tarihi adımın hemen ardından Anadolu’da çok karanlık bir dönem başladı. İtilaf Devletleri ve İstanbul hükümeti bu yeni otoriteyi yok etmek istedi. Bu yüzden yurdun dört bir yanında sinsi isyan ateşleri yaktılar. Ankara hükümeti bir yandan dış düşmanla savaşırken diğer yandan bu iç tehlikeyle boğuştu. Biz bu süreci tarih sayfalarında kardeş kavgası olarak adlandırıyoruz. Sonuçta bu ayaklanmalar milli mücadelenin başarıya ulaşmasını ciddi şekilde geciktirdi. Türk milleti bağımsızlık yolunda en büyük bedelleri bu iç savaşta ödedi.

TBMM

Sarayın Kışkırttığı Doğrudan Ayaklanmalar

İstanbul hükümeti Ankara’daki meclisi doğrudan hedef alan yapılar kurdu. Özellikle Ahmet Anzavur isyanı bu çirkin planın ilk halkasıydı. İngiliz desteğini arkasına alan Anzavur, Marmara çevresinde kanlı eylemler yaptı. Ayrıca Damat Ferit hükümeti doğrudan Kuvayı İnzibatiye adında bir ordu kurdu. Halifelik Ordusu olarak bilinen bu yapı meclis güçlerine saldırdı.

Ancak Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları bu tehlikeyi askeri zekayla püskürttü. Çerkez Ethem ve milis güçleri bu isyancıları hızla etkisiz hale getirdi. Sarayın bu doğrudan saldırıları halkın gözünde tamamen başarısız oldu. Çünkü Türk milleti bağımsızlık inancını Ankara’daki o mütevazı binada görüyordu.

İtilaf Devletlerinin Tezgahladığı Bölgesel İsyanlar

İşgalci devletler Anadolu’nun kalbine hançer saplamak için yerel güçleri kullandı. Örneğin Bolu, Düzce, Hendek ve Adapazarı çevresinde çok büyük isyanlar çıktı. Çünkü bu bölgeler boğazlara ve İstanbul’a çok yakın stratejik noktalardı. İsyan dalgası kısa sürede Konya, Yozgat ve Afyon topraklarına kadar yayıldı.

Delibaş Mehmet Konya’da, Çapanoğulları ise Yozgat’ta halkın dini duygularını sömürdü. Bu hain kışkırtmalar yüzünden milli kuvvetler çok büyük lojistik kayıplar yaşadı. Fakat Ankara hükümeti düzenli ordunun temellerini bu zor günlerde attı. Bölgesel ayaklanmalar vatansever subayların kararlı duruşu sayesinde tek tek bastırıldı.

Demirci Mehmet Efe

Kurtarıcıyken Düşmana Dönüşenlerin İhaneti

Milli mücadelenin en trajik sayfalarını ise eski Kuvayı Milliyeciler yazdı. Çünkü Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe gibi isimler başlangıçta kahramandı. Birçok iç isyanı bastırarak meclisin ömrünü doğrudan onlar uzatmıştı. Ancak meclis düzenli orduyu kurma kararı alınca işler tamamen değişti.

Bu liderler düzenli ordunun disiplini altına girmeyi kesinlikle reddettiler. Kendi başlarına buyruk hareket etmek istedikleri için meclise karşı isyan başlattılar. Bu nedenle Batı Cephesi en kritik günlerinde kendi içinde ikiye bölündü. Yunan ordusu ilerlerken Albay İsmet Bey bu iç ihaneti bitirmek için savaştı.

Çerkes Ethem

Batı Cephesinin Çökme Tehlikesi ve Yunan İlerlemesi

İç isyanların doğurduğu en somut ve korkunç tehlike, dış cephelerin tamamen savunmasız kalmasıydı. Çünkü Ankara, işgalci Yunan ordusuna karşı kullanacağı cephaneyi ve binlerce vatansever askeri iç isyanları bastırmak için harcandı. Özellikle Çerkez Ethem’in tam da I. İnönü Muharebesi öncesinde meclise bayrak açması düzenli orduyu iki ateş arasında bıraktı. Bu yüzden Yunan kuvvetleri Anadolu’nun içlerine doğru çok daha rahat, hızlı ve kanlı biçimde ilerleme fırsatı buldu.

Lojistik Kriz ve İnsan Kaynağının Tükenmesi

Milli mücadele zaten çok kısıtlı ekonomik ve askeri imkanlarla yürütülüyordu. Ancak iç isyanlar bu kıt kaynakların adeta birbirini imha etmesine yol açtı. Türk köylüsünün dişinden tırnağından artırarak meclise verdiği paralar ve silahlar düşmana değil, isyancılara karşı kullanıldı. Ayrıca askere alma süreçleri bu kargaşa yüzünden tamamen durma noktasına geldi. Sonuç olarak askeri firarlar devasa boyutlara ulaştı ve yeni kurulan düzenli ordunun asker ihtiyacı felaket düzeyinde sekteye uğradı.

Halkın Güveninin Sarsılması ve İnanç Krizi

İstanbul hükümetinin Şeyhülislam Dürrizade kanalıyla yaydığı ölüm fetvaları Anadolu’da çok derin bir inanç krizine yol açtı. Çünkü saray, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını “din düşmanı ve asi” olarak nitelendirerek saf halkın dini duygularını doğrudan sömürdü. Bu sinsi propaganda sebebiyle düne kadar Ankara’yı destekleyen bazı yerel güçler bile meclise şüpheyle bakmaya başladı. Bu nedenle halkın milli mücadeleye olan inancı sarsıldı ve toplumsal birlik ruhu ölümcül bir yara aldı.

Otorite Boşluğu ve Eşkıyalık Sorunu

Ayaklanmaların yarattığı kargaşa ortamı, Anadolu topraklarında can ve mal güvenliğini tamamen ortadan kaldırdı. Meclis isyan bölgelerinde kontrolü kaybettikçe yerel çeteler, asker kaçakları ve yağmacılar halka zulmetmeye başladı. Böylece devlet otoritesi tamamen felç oldu ve sivil halk adeta iki ateş arasında çaresiz kaldı. Ankara hükümeti Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nu ve İstiklal Mahkemeleri’ni tam da bu korkunç anarşiyi bitirmek ve devlet ciddiyetini yeniden tesis etmek için kurmak zorunda kaldı.

Ankara’nın Aldığı Sert ve Stratejik Tedbirler

Meclis bu ölümcül abluka karşısında çok radikal kararlar aldı. İlk olarak 29 Nisan 1920’de Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nu meclisten çıkardılar. Bu kanunla meclisin otoritesini tanımayan herkesi resmen vatan haini ilan ettiler. Ayrıca bu kanunu uygulamak için İstiklal Mahkemeleri adında seyyar mahkemeler kurdular.

İstanbul hükümetinin haince fetvalarına karşı Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi devreye girdi. Vatansever din adamlarıyla birlikte karşı fetvalar hazırlayarak halkı doğru bilgilendirdiler. Böylece sarayın yalanları ve dini istismar etme çabaları tamamen boşa çıktı. Meclis hem hukuki hem askeri gücünü tüm yurda dayattı.

Kardeş Kavgasının Ağır Faturası ve Sonuçları

Bu ayaklanmaların milli mücadeleye faturası gerçekten çok ağır oldu. Çünkü Türk milleti silahını ve enerjisini kendi kardeşine karşı kullanmak zorunda kaldı. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması ve işgalci rüzgarların yurttan atılması en az bir yıl gecikti. Yunan ordusu Anadolu’nun içlerine doğru çok daha rahat ilerleme fırsatı buldu.

Fakat bu felaket Ankara hükümetine çok önemli bir gerçeği öğretti. Kuvayı Milliye gibi düzensiz yapılarla büyük bir savaş kazanılamazdı. Bu sebeple meclis düzenli ordunun kuruluş sürecini hızla tamamladı. İsyanların bastırılması meclisin otoritesini tüm Anadolu’da kesin olarak mühürledi. Küllerinden doğan yeni devlet rüştünü bu kanlı sınavda ispatladı.

Verified by MonsterInsights