Milli Mücadele tarihi, sadece düşmana karşı verilen kurşun kurşuna savaşlardan ibaret değildir. Çünkü perde arkasında yeni kurulacak devletin yönetim şekli üzerine büyük bir iç egemenlik savaşı sürüyordu. Ayrıca askeri hiyerarşiyi kurma mücadelesi de vardı. I. Dünya Savaşı’nın efsanevi Osmanlı generalleri Ankara’ya geldiler. Ancak bu liderler Mustafa Kemal Atatürk’ün merkezileşen sert hiyerarşisi ile karşılaştılar.
Bu durum; kişisel rekabetleri, askeri doktrin farklılıklarını ve rejim vizyonu ayrılıklarını beraberinde getirdi. Bunun sonucu olarak Ankara yönetimi, bazı büyük komutanları askeri dehalarına rağmen arka plana itti. Peki, vatan savunmasında canını dişine takan bu liderler neden aktif cephe görevi almadı? Mustafa Kemal Paşa onları neden askeri sahada pasifize etti?
1. Rauf Orbay: Askerlikten Siyasete ve Muhalefete Uzanan Yol
Rauf Orbay, I. Dünya Savaşı’nda Hamidiye Kruvazörü ile büyük başarılar kazandı. Halk ona “Hamidiye Kahramanı” unvanını verdi. Özellikle Amasya Genelgesi’ni imzalayan çekirdek kadroda yer aldı. Bu imza onu milli hareketin en önemli liderlerinden biri yaptı. Buna rağmen Rauf Bey, Ankara’da aktif bir askeri komuta görevi üstlenmedi.

Siyasi Rol Tercihi ve Rejim Anlaşmazlığı
Rauf Bey, Malta sürgününden döndükten sonra askeri bir görev istemedi. Bunun yerine Başbakanlık gibi en üst düzey siyasi makamları seçti. Ancak kendisi Meşrutiyetçi ve gelenekçi bir çizgiye sahipti. Bu yüzden saltanatın kaldırılma biçimine açıkça şerh koydu. Mustafa Kemal’in gücü tek elde toplama eğilimine karşı çıktı. Sonuç olarak savaş biter bitmez Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdu. İlk organize muhalefetin lideri olunca da tamamen sistem dışı kaldı.
2. Mersinli Cemal Paşa: İstanbul ile Ankara Arasında Sıkışan Bir General
Mersinli Cemal Paşa, I. Dünya Savaşı’nda Suriye ve Filistin cephelerinde büyük orduları başarıyla yönetti. Milli Mücadele’nin başında İstanbul Hükümeti’nde Harbiye Nazırlığı yaptı. Bu sırada makamını kullanarak Ankara’ya gizlice tonlarca silah ve cephane kaçırdı. Böylece Anadolu hareketine çok büyük bir lojistik destek sağladı.

Meşruiyet Tercihi ve Güven Eksikliği
Fakat Cemal Paşa, milli hareketi desteklese de radikal bir kopuş istemiyordu. Çözümün İstanbul’daki meşru hükümet yapısı korunarak yapılacağına inanıyordu. İstanbul’un işgalinden sonra Ankara’ya geçti. Ancak onun bu “ortayolcu” tavrı Ankara askeri elitinde tam bir güven oluşturmadı. Bu sebeple Mustafa Kemal ve kurmayları, ona büyük bir ordunun komutasını emanet etmedi. Liderler, Cemal Paşa’yı askeri karar mekanizmalarından uzak tutarak pasif bir konuma çekti.
3. Yakub Şevki Subaşı: Stratejik Doktrin Çatışması
Yakub Şevki Paşa, Çanakkale ve Galiçya cephelerinde rüştünü ispatlamış askeri bir dehaydı. Özellikle savunma savaşları konusunda uzmanlaşmıştı. Malta sürgününden dönüp Ankara’ya katıldı. Komuta kademesi onu Büyük Taarruz’un savunma hattını tutacak olan 2. Ordu Komutanlığı’na getirdi. Ancak stratejik planlama sürecinde çok ciddi bir kriz yaşandı.

Taarruz Planını Reddetmesi
Yakub Şevki Paşa, Mustafa Kemal ve Fevzi Çakmak’ın stratejisine tamamen karşı çıktı. Liderlerin “tüm kuvvetleri tek bir noktaya yığıp baskın yapma” planını tehlikeli buldu. Ona göre elde kalan son orduyu tek bir zar atımına bağlamak askeri bir intihardı. Toplantılarda bu planı sertçe eleştirdi. Bu direnci yüzünden Mustafa Kemal onu planın mutfak kısmından uzaklaştırdı. Büyük Taarruz başladığında Yakub Şevki Paşa planı çizen lider değildi. Kendisi sadece verilen cepheyi tutma emrini harfiyen uygulayan bir görevli oldu.
4. Sakallı Nureddin Paşa: Feodal Refleksler ve Radikalizm
Nureddin Paşa, Irak Cephesi’nde İngilizleri geri püskürten muhafazakar bir komutandı. Sert bir mizacı vardı. Ankara hükümetine katıldıktan sonra Merkez Ordusu Komutanlığı’na geçti. Bu ordu iç isyanları bastırmakla görevliydi. Fakat Paşa’nın feodal ve fevri yönetim anlayışı onu hızlıca krizlerin merkezine itti.

Aşırı Güç Kullanımı ve Meclis ile Kriz
Özellikle Koçgiri İsyanı’nı ve Karadeniz’deki Pontus çetelerini bastırırken askeri sınırları astı. Sivil halka sirayet eden çok sert yöntemler kullandı. Bu durum Meclis’teki milletvekillerinin büyük tepkisini çekti. Milletvekilleri onun yargılanmasını talep etti. Mustafa Kemal, Meclis ile ordu arasında kalmak istemedi. Bu yüzden Nureddin Paşa’yı görevden aldı ve uzun süre görevsiz bıraktı. Her ne kadar Büyük Taarruz öncesi son anda 1. Ordu’nun başına geçse de durum değişmedi. Zaferden sonra sergilediği fevri hareketler yüzünden yeni cumhuriyet kadroları onu siyaseten hızla tasfiye etti.
Sonuç: Mutlak Disiplin ve Tek Otorite İradesi
Sonuç olarak Ankara yönetimi, topyekün bir varoluş savaşı yürütüyordu. Bu sebeple ordu içinde iki şeye asla tahammül edemezdi. Bunlar “emre itaatsizlik” ve “siyasi otoriteye ortaklık arayışı” idi. Bu dört büyük komutan, parlak askeri geçmişlerine rağmen bu iki kurala tam uyum sağlayamadılar. Bu yüzden Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü üçlüsü onları ana komuta merkezinin dışında bıraktı.
Bu isimler içinde en çok öne çıkan Ali İhsan Sabis…