Zamanın Ötesinde: Masmavi Bir Özlem

Üzerinden hayli zaman geçti. Çünkü takvimler yaprak yaprak döküldü. Hayat kendi amansız hengamesinde sessizce akıp gitti. Bu yüzden kentler değişti ve mevsimler başkalaştı. Ayrıca insan yüzlerindeki çizgiler de derinleşti. Fakat bazı anlar ve kurulan bağlar çok özeldir. Zira bu bağlar zamanın her şeyi unutturan gücüne inat eder. Özellikle ruhun en korunaklı köşesinde ilk günkü parıltısıyla nöbet tutar. İnsan bu duyguyu hayatta sadece bir kez yakalar. Hatta yıllar sonra bile saçlarına aklar düştüğünde aynı sarsıntıyla hatırlar. Kısacası insan, ruhun diğer yarısına erişir.

Zamandan Çalınan Sığınak

O insanın hatırasını zihnimin en gizli bölmelerinde saklarım. Çünkü adının harfleri sadece bende gizlidir. Onunla kesişen yollarımız ansızın biten büyülü bir rüyaydı. Ancak bu rüya içimde yıllarca sürmeye devam etti. Biz sadece bir araya gelebilmek için fırsat kollardık. Böylece dünyanın karmaşasından sıyrılmak isterdik. Yan yana geldiğimiz o ilk saniyede sorumluluklardan kaçardık. Sonuç olarak hayatın omuzlarımıza yüklediği tüm yükler yok olurdu. Çünkü o an bizim gizli sığınak alanımızdı. Dünya dışarıda kendi kavgasını ede dursun, biz zamanın sınırlarını zorlardık.

Ancak ne garip bir tecellidir bu. Dünyanın tüm yüklerinden kaçarken bu kez zamanın kendi akışına yenilirdik. Biz zamana meydan okudukça akrep ve yelkovan daha hızlı dönerdi. Bize inat adeta o büyülü anları elimizden usulca çalardı. Özellikle zamanın akışına yenildiğimiz o anlarda gökyüzü de usulca kararırdı. Çünkü gece dünyanın tüm gürültüsünü tamamen sustururduk. Sadece birbirimizin nefesini dinlerdik. O saatlerde üzerimize örtülen gece masmavi bir tuale dönüşürdü. Şimdi ise ne zaman göğe baksam o rüyanın rengini görürüm.

Şehrin Hafızası ve Yarım Kalan Zamansızlık

Fırsat kollayıp kaçtığımız o sokakları iyi hatırlarım. Çünkü sorumlulukları ardımızda bıraktığımız o gizli köşeler hâlâ durur. O gittikten sonra o mekânlar benim için birer müzeye dönüştü. Zira zaman oralarda adeta donup kaldı. Fakat yanından her geçişimde zamanın akışına direnen o iki gölgeyi izlemeye devam ederim. O telâşlı ve mutlu çocukları hâlâ orada görür gibi olurum. Çünkü onlar aynı masada yan yana otururlar. Şehir değişti ve binalar yenilendi. Ayrıca yollar başkalaştı ama o köşelerin hafızası taze kaldı. Kısacası o anlar bende hep ilk günkü gibi durur.

Belki de hikayenin en güzel yerinde ansızın uyanmamız gerekiyordu. Çünkü tamamlanmış ve sonuna ulaşmış her şey eskir. İnsanlar onu tüketir ve dünyanın sıradan kalıplarına uydurur. Biz ise amansız çarklar arasında yarım kaldık. Bu sayede aslında birbirimizin ruhunda zamansızlaştık. Sonuçta hiç yaşanmayacak olan o gelecek içimde büyüdü. Yaşanmış olan o kısıtlı zamandan çok daha korunaklı bir sığınağa dönüştü. Ansızın uyanılan her güzel rüya gibi bu gidiş de geride derin bir sessizlik bıraktı. Kalbimin odalarında sadece o sessizlik yankılandı. Ancak o sessizliğin içinde bile her zaman bir melodi gizliydi. Zira onu yalnızca ikimiz duyardık. İnsan uyanacağını bildiği bir rüyayı neden bu kadar çok sever? Çünkü o rüya bize gerçek dünyada asla bulamayacağımız o saf hakikati hissettirir. Ayrıca bize çok kısa bir anlığına mutlak bir özgürlük verir.

Sönmeyen Heyecan, Baki Kalan Özlem

Şimdi bunca yılın ve yaşanmışlığın ardından arkama bakıyorum. Çünkü içimde ne bir sitem ne de bir pişmanlık var. Zamanın getirdiği hiçbir kırgınlığı barındırmıyorum. Geçmişin o tozlu aynasından bugüne sadece tek bir şey süzülüyor. Zira hatırlarda halen o ilk günün heyecanı titriyor. Bu yüzden içimde sadece masmavi bir özlem kalıyor. Gökyüzünün ve denizin birleştiği o uçsuz bucaksız ufuk çizgisi gibidir bu duygu. Çünkü bakınca çok uzak ve imkânsız görünür. Ancak her nefes alışta insanın tam içinde yaşar. Hatta göğüs kafesinin ortasında atmaya devam eder. Bazı rüyalar bitse de kokusu ruhumuzda kalır. Zamanın akışına direnen rengi sonsuza dek asılı durur.

Verified by MonsterInsights