Cumhuriyetin Kurucu Mareşali: Fevzi Çakmak

Mustafa Kemal Atatürk ile omuz omuza bir ömür. Türkiye’nin kurucu mareşali Fevzi Çakmak’ın askeri ve siyasi mirası

Milli Mücadeleye İlişkin İzleme Önerileri

Millî Mücadele ve Önemi

Mustafa Kemal Atatürk, Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı topraklarının işgaline karşı büyük direnişi başlattı. Öncelikle 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basarak Kurtuluş Savaşı’nı fiilen ve resmen harekete geçirdi. Bu doğrultuda yürütülen destansı mücadele, 1923 yılında Lozan Antlaşması’nın imzalanması ile diplomatik zaferle taçlandı.

Kısacası Millî Mücadele, sadece cephelerde kazanılan askeri bir zaferle sınırlı kalmadı. Aksine bu süreç, yıkılan bir imparatorluğun küllerinden çağdaş ve laik Türkiye Cumhuriyeti’ni doğurdu. Böylece Türk milleti, bağımsızlık sarsıntısıyla birlikte köklü bir toplumsal ve siyasi dönüşümü de başlattı.

Hazırlık Dönemi ve Millî Bilinç

İlk olarak hazırlık döneminde liderler, halkta millî bilinci uyandırmak için genelgeler ve kongreler düzenlediler. Örneğin Amasya Genelgesi, Türk milletine mücadelenin gerekçesini, yöntemini ve asıl amacını net olarak duyurdu. Bunun yanı sıra Erzurum ve Sivas Kongreleri, manda ve himaye fikrini kesin dille reddetti.

Aynı zamanda bu tarihî kongreler, ulusal iradeyi temsil etmek üzere Temsil Heyeti’ni seçti. Nitekim ulusal çapta gerçekleştirilen bu toplantılar dışında, yerel düzeyde de birçok bölgesel kongre toplandı. Sonuç olarak yerel cemiyetler, kurtuluş arayışı doğrultusunda kendilerine stratejik yol haritaları ve yeni kararlar belirlediler.

Örgütlenme ve Cepheler Dönemi

Bu bağlamda liderler, 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açtılar. Böylelikle meclis, bağımsızlık mücadelesini tamamen yasal bir zemine oturtarak millî egemenlik esasını benimsedi. Daha sonra başlayan askeri safhada kahraman Türk ordusu, eş zamanlı olarak üç ana cephede savaştı.

İlk olarak Doğu Cephesi’nde Kazım Karabekir, Ermeni kuvvetlerine karşı çok büyük bir başarı kazandı. İkinci olarak Güney Cephesi’nde Kuvayı Milliye ruhu, Fransız işgaline karşı bölgesel bir direniş ateşledi. Bu sayede Antep, Maraş ve Urfa gibi tarihî şehirler düşman işgalinden tamamen kurtarıldı. Son olarak Batı Cephesi’nde düzenli ordu; İnönü savaşları, Sakarya ve Büyük Taarruz ile kesin zaferler elde etti.

Tarih Okuryazarlığı ve Görsel Kaynaklar

Özetlemek gerekirse bugün internet üzerinde, tarihin her dönemine dair pek çok video ve belgesel bulunuyor. Fakat dijital dünyadaki her kaydın ne kadar sağlıklı ve doğru bilgi içerdiğini mutlaka sorgulamalıyız. Bu nedenle tarih okuryazarlığı bilinciyle hareket etmek, geçmişi doğru anlamak adına kritik bir önem taşır.

1- 1920 Milli mücadele için neden önemli?

Kuvayı Milliye

Büyük Taarruz

Kütahya-Eskişehir Muharebeleri

https://www.youtube.com/watch?v=g8k0gpxUzws

İnönü Muharebeleri

Filistin Cephesi

I. İnönü Savaşı

II. İnönü Savaşı

Fahrettin Altay

https://www.youtube.com/watch?v=vjs8cJs3TDE

Çiğiltepe..

Mondros Mütarekesi

Çocuk Asker Gerçeği

Sakarya Savaşı

sakarya meydan muharebesi

Kanal Harekatı ve İngilizlerin Ortadoğu’ya Girişi

Akdeniz’e Akan Sel: Başkomutanlık Meydan Savaşı

Türk ordusu Sakarya siperlerinde düşmanın saldırı gücünü tamamen kırdı. Bunun ardından askeri kurmay heyeti bir yıl boyunca büyük bir sessizlikle harekat hazırlığı yaptı. Çünkü Mustafa Kemal Paşa, yarım bir hazırlıkla taarruz etmenin büyük bir felaket getireceğini biliyordu. Ancak meclisteki bazı muhalif milletvekilleri ordunun neden beklediğine dair sert eleştiriler yöneltti. İşte 26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’de başlayan Büyük Taarruz, bu uzun hazırlığın sarsılmaz cevabıdır.

Futbol Maçı Kamuflajı ve Savaş Planının Hazırlanması

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, bu büyük harekatın planlarını tam bir gizlilik içinde yaptı. Zira Yunan ordusunun Afyon çevresindeki güçlü savunma hatlarını ani bir baskınla yıkmak istiyordu. Ankara Hükümeti, dış dünyaya ordunun taarruz gücünün olmadığını gösteren yanıltıcı haberler yaydı.

Özellikle Mustafa Kemal Paşa, ordu komutanlarını Akşehir’de gizlice toplamak için dahi harika bir taktik seçti. Kolordular arası bir futbol maçı organize ederek tüm dikkatleri spor müsabakasına çekti. Komutanlar maç bahanesiyle karargaha geldi ve taarruz planını gizlice onayladı. Nitekim İngiliz askeri uzmanlarının “Türkler burayı beş ayda geçemez” dediği Afyon tahkimatlarını Türk askeri birkaç saatte darmadağın etti. Kısacası Büyük Taarruz, askeri zekanın ve gizliliğin sınırlarını zorlayan muazzam bir kurmay dehasıdır.

Cephenin Efsanevi Komutanları ve Stratejik Dehalar

Bu büyük zafere giden yolu dahi kurmay zekalarıyla çizen çok güçlü komutanlar yönetti. Şüphesiz planın hazırlanmasında Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa çok hayati bir rol aldı. Fevzi Paşa, harika askeri dehasıyla taarruzun tüm lojistik ve stratejik altyapısını kusursuzca çizdi.

Bunun yanı sıra Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa da ordunun sevk idaresini büyük başarıyla yaptı. Cephede Nurettin Paşa 1. Orduyu, Yakup Şevki Paşa ise 2. Orduyu zafere doğru kamçıladı. Süvari Kolordusu Komutanı Fahrettin (Altay) Paşa ise düşmanın arkasına sızarak Yunan ordusunun tüm kaçış yollarını kesti. Böylelikle bu dev komuta kademesi, askeri tarihin en uyumlu imha harekatını cephede bizzat başlattı.

Canı Pahasına Savaşan Unutulmaz Kahramanlar

Ancak bu zafer sadece planlarla değil, kahramanların canı pahasına sergilediği fedakarlıklarla bitti. Örneğin 57. Tümen Komutanı Albay Reşat (Çiğiltepe), Çiğiltepe’yi yarım saatte alma sözü verdi. Tepenin alınması gecikince büyük bir askerlik onuruyla kendi canına kıyarak adını tarihe yazdı,

Aksine onun bu şerefli intiharı askerleri ateşledi ve tepe kısa süre sonra Türk ordusunun oldu. İzmir’e ilk giren Yüzbaşı Şerafettin Bey ise vücuduna isabet eden şarapnellere rağmen kordon boyuna koştu. Hükümet Konağı’na göğsünden sızan kanlar eşliğinde şanlı Türk bayrağını çekerek sivil halkı gözyaşlarına boğdu. Nitekim bu unutulmaz sivil ve askeri kahramanlar, bağımsızlık inancının çelikten birer abidesi haline geldi.

Dumlupınar’da İmha Hareketi ve Trikopis’in Esareti

Türk ordusu 26 Ağustos şafağında topçu atışlarıyla başlattığı harekatı çok büyük bir hızla büyüttü. 30 Ağustos 1922 günü çarpışmalar Dumlupınar bölgesinde tam bir imha savaşı halini aldı. Mustafa Kemal Paşa’nın bizzat ateş hattından yönettiği bu safhaya Başkomutanlık Meydan Muharebesi adını verdiler.

Türk askerleri, Yunan ordusunun yeni Başkomutanı Nikolaos Trikopis’i Dumlupınar vadisinde kıstırdı ve esir aldı. Mustafa Kemal Paşa, çadırına getirdikleri mağlup generale tam bir askeri nezaketle kahve ikram etti. Ona, Fransa İmparatoru Napolyon’un da geçmişte esir düştüğünü hatırlatarak moral verdi. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, bu görüşmenin ardından o meşhur “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emrini verdi. Sonunda 9 Eylül 1922 sabahı süvari birlikleri İzmir’e girdi ve kenti düşman işgalinden tamamen kurtardı.

Zaferin Siyasi Sonuçları ve Mudanya Ateşkes Antlaşması

Büyük Taarruz’un askeri başarısı, işgalci güçleri masada Ankara Hükümeti’ne boyun eğmeye mecbur bıraktı. Özellikle İngiltere, Türk ordusunun Boğazlar’a doğru ilerlemesi karşısında çok büyük bir siyasi kriz yaşadı. İngiliz Başbakanı Lloyd George, bu büyük başarısızlığın ardından hükümetiyle birlikte istifa etmek zorunda kaldı.

Sonunda 11 Ekim 1922 tarihinde taraflar arasında tarihi Mudanya Ateşkes Antlaşması’nı imzaladılar. Bu antlaşmayla Doğu Trakya, İstanbul ve Boğazlar hiçbir savaş yapmadan diplomatik yolla işgalden kurtuldu. Dolayısıyla askeri zafer, yeni Türk devletinin uluslararası alandaki en büyük tapu senedi olan Lozan’a giden yolu açtı.

Sonuç Olarak Büyük Taarruz

Büyük Taarruz’u askeri lojistik ve stratejinin zirve noktası şeklinde görürler. Örneğin Sina Akşin gibi uzmanlar bu hassas süreci bir milletin makûs talihini kökten yıkan nihai devrim sayar. Oysa bazı dar popüler anlatılar bu zaferi sadece sıradan bir süvari hücumu gibi yorumlamayı tercih eder. Onlara göre bu büyük askeri başarı, dönemin küresel jeopolitik dengelerinin getirdiği basit bir sonuçtur.

Buna rağmen her iki akademik bakış açısı da ortak bir noktada buluşur. Çünkü Kocatepe’de bu sarsılmaz inanç gösterilmeseydi ne tam bağımsız bir cumhuriyet kurulabilir ne de Misak-ı Milli sınırları korunabilirdi. Nitekim bugünkü özgür devlet yapımız, o en karanlık günlerde “Ya İstiklal Ya Ölüm” diyerek düşmanı dize getiren sarsılmaz kurmay aklın mirasıdır.

Verified by MonsterInsights