Milli Mücadeleye İlişkin İzleme Önerileri

Millî Mücadele ve Önemi

Mustafa Kemal Atatürk, Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı topraklarının işgaline karşı büyük direnişi başlattı. Öncelikle 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basarak Kurtuluş Savaşı’nı fiilen ve resmen harekete geçirdi. Bu doğrultuda yürütülen destansı mücadele, 1923 yılında Lozan Antlaşması’nın imzalanması ile diplomatik zaferle taçlandı.

Kısacası Millî Mücadele, sadece cephelerde kazanılan askeri bir zaferle sınırlı kalmadı. Aksine bu süreç, yıkılan bir imparatorluğun küllerinden çağdaş ve laik Türkiye Cumhuriyeti’ni doğurdu. Böylece Türk milleti, bağımsızlık sarsıntısıyla birlikte köklü bir toplumsal ve siyasi dönüşümü de başlattı.

Hazırlık Dönemi ve Millî Bilinç

İlk olarak hazırlık döneminde liderler, halkta millî bilinci uyandırmak için genelgeler ve kongreler düzenlediler. Örneğin Amasya Genelgesi, Türk milletine mücadelenin gerekçesini, yöntemini ve asıl amacını net olarak duyurdu. Bunun yanı sıra Erzurum ve Sivas Kongreleri, manda ve himaye fikrini kesin dille reddetti.

Aynı zamanda bu tarihî kongreler, ulusal iradeyi temsil etmek üzere Temsil Heyeti’ni seçti. Nitekim ulusal çapta gerçekleştirilen bu toplantılar dışında, yerel düzeyde de birçok bölgesel kongre toplandı. Sonuç olarak yerel cemiyetler, kurtuluş arayışı doğrultusunda kendilerine stratejik yol haritaları ve yeni kararlar belirlediler.

Örgütlenme ve Cepheler Dönemi

Bu bağlamda liderler, 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açtılar. Böylelikle meclis, bağımsızlık mücadelesini tamamen yasal bir zemine oturtarak millî egemenlik esasını benimsedi. Daha sonra başlayan askeri safhada kahraman Türk ordusu, eş zamanlı olarak üç ana cephede savaştı.

İlk olarak Doğu Cephesi’nde Kazım Karabekir, Ermeni kuvvetlerine karşı çok büyük bir başarı kazandı. İkinci olarak Güney Cephesi’nde Kuvayı Milliye ruhu, Fransız işgaline karşı bölgesel bir direniş ateşledi. Bu sayede Antep, Maraş ve Urfa gibi tarihî şehirler düşman işgalinden tamamen kurtarıldı. Son olarak Batı Cephesi’nde düzenli ordu; İnönü savaşları, Sakarya ve Büyük Taarruz ile kesin zaferler elde etti.

Tarih Okuryazarlığı ve Görsel Kaynaklar

Özetlemek gerekirse bugün internet üzerinde, tarihin her dönemine dair pek çok video ve belgesel bulunuyor. Fakat dijital dünyadaki her kaydın ne kadar sağlıklı ve doğru bilgi içerdiğini mutlaka sorgulamalıyız. Bu nedenle tarih okuryazarlığı bilinciyle hareket etmek, geçmişi doğru anlamak adına kritik bir önem taşır.

1- 1920 Milli mücadele için neden önemli?

Kuvayı Milliye

Büyük Taarruz

Kütahya-Eskişehir Muharebeleri

https://www.youtube.com/watch?v=g8k0gpxUzws

İnönü Muharebeleri

Filistin Cephesi

I. İnönü Savaşı

II. İnönü Savaşı

Fahrettin Altay

https://www.youtube.com/watch?v=vjs8cJs3TDE

Çiğiltepe..

Mondros Mütarekesi

Çocuk Asker Gerçeği

Sakarya Savaşı

sakarya meydan muharebesi

Kanal Harekatı ve İngilizlerin Ortadoğu’ya Girişi

Tarihin Akışını Değiştiren Destan: 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi

Boğaz’ı Hedef Alan Stratejik Plan

İtilaf Devletleri, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’ni hızlıca saf dışı bırakmayı amaçlıyordu. İngiltere ve Fransa, Çanakkale Boğazı’nı geçerek başkent İstanbul’u ele geçirmek için büyük bir plan hazırladı. Böylece müttefikler, Rusya ile doğrudan bağlantı kurmayı hedefledi. Savaşın seyrini değiştirmek isteyen Birleşik Filo, ilk büyük saldırısını 1915 yılının Şubat ayında başlattı.

Nusret Mayın Gemisi ve Karanlık Liman

Müttefik gemileri, Boğaz çevresindeki Türk mevzilerine yoğun bir topçu ateşi açarak ilerlemeyi denedi. Ancak kahraman Nusret mayın gemisi, Karanlık Liman bölgesine gizlice güçlü mayınlar bıraktı. Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey bu hamlesiyle deniz harekatının kaderini tamamen değiştirdi. 18 Mart 1915 sabahı Boğaz’a giren düşman filolarını, Türk topçusu sarsılmaz bir savunmayla püskürttü.

İtilaf Donanmasının Ağır Bozgunu

Türk askerinin yoğun ateşi karşısında çaresiz kalan İtilaf donanması, güç kaybetmeye başladı. Nusret’in döşediği puslu mayınlar; Bouvet, Irresistible ve Ocean zırhlılarını sulara gömdü. Bunun yanı sıra Türk topçusu, yedi zırhlı gemiyi daha ağır hasara uğrattı. İsabetli atışlar bu devasa gemileri tamamen savaş dışı bıraktı. Bu amansız savunma, düşman komuta kademesinde büyük bir şok yarattı. Ağır yenilgi sonrası umutlarını yitiren istilacı güçler, arkalarına bakmadan geri çekildi.

Karadan Saldırı ve Beşinci Ordu

İtilaf Devletleri, deniz yoluyla geçişi başaramayacaklarını anlayınca strateji değiştirdi. Bu yenilginin ardından düşman güçleri şanslarını bu kez karadan asker çıkararak denedi. Bu plan doğrultusunda Anzak kolordusu Arıburnu bölgesine, diğer kuvvetler ise Seddülbahir kıyılarına çıkarma yaptı. Düşmanın bu hamlesine karşılık veren Türk başkumandanlığı, hemen yeni bir ordu kurdu. Başkumandanlık, savunmayı yönetmesi için ordu komutanlığına Mareşal Liman von Sanders’i görevlendirdi. Bu kritik adımla birlikte Yarbay Mustafa Kemal de cephede tarihi rolünü oynadı.

Kurtuluş Savaşı’na Açılan Yol

Sonuç olarak Çanakkale Deniz Zaferi, Türk milletine çok büyük bir moral verdi. Türk ordusu, dünya tarihindeki askeri ve siyasi dengeleri de tamamen altüst etti. Mehmetçik bu direnişiyle savaşın süresini uzatmıştır. Tüm dünya “Çanakkale Geçilmez” sözünü sarsılmaz bir bağımsızlık simgesi olarak kazımıştır.

18.03.2025

Türk Aydınlanma İnkılâbı: Atatürk’ün Çağdaşlaşma ve Akılcılık Mirası

Çağdaşlaşma Kavramı ve Kutsal Alanın Daralması

Çağdaşlaşma, geleneksel dinsel kuralların mutlak otoritesini sarsan kapsamlı bir süreçtir. Öncelikle bu dalga, kutsal sayılan alanları hayatın içinden adım adım çıkarır. Bu doğrultuda dinsel kurallar, çağdaşlaşma karşısında zamanla toplumsal gücünü tamamen kaybeder. Nitekim asıl dönüşüm; ekonomik, teknolojik, siyasal ve eğitsel alanlarda kutsalın etkisizleşmesiyle başlar. Kısacası bu süreç, sadece siyaseti değil, gündelik yaşam pratiklerini bile kökten değiştirir.

Ayrıca insanlar, Atatürk’ün Türkiye’ye sadece bir Batılılaşma modeli getirdiğini sanırlar. Aksine Mustafa Kemal Atatürk, kendi söylemlerinde Batılılaşma deyimine hiçbir zaman yer vermedi. Çünkü Batılılaşma kavramı, sadece belli bir zaman kesitindeki ileri teknolojiyi kullanmayı anlatır. Buna karşılık Atatürk, her zaman laik, uygar ve gelişmiş bir toplum yapısı amaçladı. Dolayısıyla onun başlattığı bu köklü dönüşümü çağdaşlaşma deyimiyle açıklamak çok daha doğrudur.

Atatürk Devrimlerinin Amacı ve Başarı Sırları

Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazı üzerinde bağımsız bir devlet kurmayı hedefledi. İlk olarak 1919-1922 yılları arasında emperyalist güçlere karşı çetin bir savaş yönetti. Daha sonra gerçekleştirdiği devrimlerle halkı modern ve uygar bir toplum haline getirdi. Zira Âfet İnan, Atatürk’ün başarısının ardındaki sırrı her işte başarı sağlamak şeklinde yorumlar. Ona göre bu temel prensip, kaynağını bilgi, bilim, vatan ve millet sevgisinden alır.

Bunun yanı sıra Atatürk, geçici başarılar getiren zekâ yerine, kalıcı zaferler sağlayan akla inandı. Nitekim yazar Dietrich Gronau da usta liderin başarısını üç ana nedene bağlar. Bunlar şairane sezgi gücü, yüksek dikkat ve hazırlık yapmaya büyük özen göstermektir. Üstelik liderin inanılmaz gözlem gücü, askeri ve siyasi kararlarda rastlantılara yer bırakmazdı. Böylece sarsılmaz özgüveni ve sabrı tüketen stratejik zaman yönetimi, onu her zaman zafere taşıdı.

Cumhuriyet Düşüncesinin Doğuşu ve Anadolu İhtilali

Mustafa Kemal, Fransız İhtilali’nin özgürlük, adalet ve ulusçuluk kavramlarının yayıldığı dönemde dünyaya geldi. Bu doğrultuda parçalanan imparatorluğun gelgitleri arasında, öğrencilik yıllarından itibaren cumhuriyet fikrini bizzat büyüttü. Özellikle Batı dünyasından Rousseau ve Montesquieu ile Genç Türkler şairin ufkunu açtı. Zira Harbiye sıralarında kalbinde sakladığı bu millî sır, 1923 yılında tamamen olgunlaştı.

Bu bağlamda cumhuriyetin ilanı, kabine sistemini getirerek devletin demokratikleşmesi yolunda dev bir adım oldu. Hatta siyasal bilimci Dankwart Rustow, Anadolu hareketinin başından beri cumhuriyet ilkelerini seçtiğini belirtir. Rustow’a göre eski Osmanlı orduları din uğruna savaşırken, Kemalist ordular vatan uğruna dövüşüyorlardı. Kısacası ağırlığın bu noktaya kayması, daha o zamandan cumhuriyete gidişin en net belirtisidir. Dolayısıyla Türk Aydınlanma İnkılâbı, insanlık tarihinin son 220 yılındaki üç büyük devrimden biridir.

Akılcılık, Pozitivizm ve Mazlum Milletler

Atatürk’ün düşünsel gelişiminde rasyonalizm (akılcılık) ve pozitivizm (olguculuk) akımları çok belirgin izler bıraktı. Öncelikle o, her zaman laikliği ve bireysel düşünmeyi temel alan akılcı yöntemi korudu. Örneğin Dr. Reşit Galip ile yaptığı konuşmada, manevi mirasının bilim ve akıl olduğunu söyledi. Aynı şekilde lider, uygarlık ve başarı için dünyadaki en gerçek yol göstericinin bilim olduğunu vurguladı. Çünkü değişmeyen dogmaları ileri sürmek, bilimin ve insan aklının gelişimini tamamen engeller.

Bunun yanı sıra Türk milleti, en büyük emperyalist güçlerin bile ulusal dirençle yenilebileceğini gösterdi. Nitekim bu şanlı zafer, Asya ve Afrika’daki mazlum halklara bağımsızlık savaşlarında güçlü bir ışık oldu. Öyle ki Latin Amerika’dan Uzak Asya’ya kadar bütün üçüncü dünya ülkeleri bu hareketten etkilendi. Buna ek olarak Çin’de Sun Yat-Sen ve Hindistan’da Gandi, Mustafa Kemal’i hayranlıkla izledi. Zira o, Nutuk’ta mazlum milletlerin de bir bir doğacağını tüm insanlığa kararlılıkla müjdelemişti.

Türk Aydınlanması ve Ümmetten Ulusa Geçiş

Atatürk’ün aydınlanma hareketi, üç eski ve köhnemiş kurumun yıkılışıyla uygulamaya girdi. İlk olarak saltanatın yerine cumhuriyet, hilafetin yerine ise çağdaşlık ve laiklik ilkesi geldi. İkinci olarak medreselerin yerine, bilimi temel alan tamamen çağdaş bir eğitim sistemi kurdu. Bu doğrultuda gerçekleştirilen aydınlanma inkılâpları, aklın inançtan ve bilimin dinden bağımsız hale gelmesini sağladı. Dolayısıyla bu köklü dönüşüm, ümmet toplumundan bağımsız bir ulus ve özgür vatandaş yarattı.

Özetlemek gerekirse aydınlanma hamleleri, Doğu’ya özgü mistik ve dogmalara dayanan skolastik düşünceyi tamamen yıktı. Bunun yerine toplum, akla dayalı, araştırıcı, eleştirici ve yaratıcı bir düşünce sistemine geçti. Böylece yerleşmiş köhne inançların kafa üzerindeki ipoteği kalktı ve pozitivist bilimin net yol göstericiliği başladı. Sonuç olarak tarih boyunca akan hiçbir ırmağın yönünü tersine çevirmek asla mümkün değildir. Her şeye karşın Mustafa Kemal’in bıraktığı bu şanlı miras, çağdaş uygarlık yolundaki yürüyüşümüzü sonsuza dek aydınlatacaktır.

Beyaz Ölümün Tarihi: Sarıkamış Harekatı Nedenleri ve Kronolojisi

Büyük Umutlar ve Ağır Riskler

Tarihimizin en büyük trajedilerinden biri olan Sarıkamış Harekatı, 22 Aralık 1914 yılında Ruslara karşı başlatılmıştır. Nitekim 93 Harbinde kaybedilen toprakları geri almak, bu askeri girişimin en büyük amaçları arasında yer alır. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun uyguladığı taktik hatalar, harekatın büyük bir hüsranla sonuçlanmasına yol açmıştır. Böylece 60.000 Osmanlı askeri, düşman kurşunundan ziyade dondurucu soğuğa teslim olarak hayatını kaybetmiştir.

Zira Enver Paşa, tamamen karlarla kaplı ve yolsuz bir arazide kış donatımından yoksun birliklerle yola çıkmıştır. Bu doğrultuda planın asıl amacı, Rus Kafkas Ordusuna süratle darbe indirerek bir Tannenberg zaferi yaratmaktır. Oysa kağıt üzerindeki bu kuşatma planına nazaran, cephedeki malzeme ve iaşe miktarı son derece noksandı. Öyle ki ordunun acil ihtiyacı 88.000 ton hububat iken, ambarlarda sadece 1.250 ton yiyecek bulunuyordu.

Denizdeki Kayıplar ve Lojistik Çöküş

Üstelik kış şartlarında erzağın kara yoluyla taşınması ve askere dağıtılması bir hayli güçleşmiştir. Bu süreçte Rusların Karadeniz’deki donanma üstünlüğü de lojistik çöküşü doğrudan hızlandıran bir etken olmuştur. Mesela doğuya erzak götüren en büyük üç gemimiz, Karadeniz’de Rus donanması tarafından batırılmıştır. Bununla birlikte 4.000 tonluk Derne gemisinin batması da askerin tamamen erzaksız kalmasına yol açmıştır.

Diğer taraftan bölgede başlayan salgın hastalıklar, Enver Paşa’nın alelacele bir harekata girişmesine sebep olmuştur. Saldırı planına göre 11. Kolordu düşmanı cepheden karşılayacak, 10. Kolordu ise Bardız istikametinden kuşatma yapacaktı. Fakat lojistik yetersizlikler daha taarruzun ikinci gününde kendisini çok acı bir şekilde hissettirmiştir. Sonuç olarak askere erzağı mahallinden toplama emri verilmiş, cephanenin ise idareli kullanılması istenmiştir.

Allahuekber Dağları ve Felaketin Başlangıcı

Hatta Albay Hafız Hakkı Paşa önderliğindeki 10. Kolordu, geniş bir kuşatma için Kosor istikametine yönelmiştir. Şüphesiz bu hatalı yönelim, muharebe gücünün tek bir noktada toplanmasını engelleyerek felaketin ana nedeni olmuştur. Öyle ki ağır koşullar altında ilerleyen 10. Kolordu, üç kilometrelik bir kar çölü olan Allahuekber Dağları’na saplanmıştır. Kısacası doğa, her geçen saat Türk askerinin dağlarda güpegündüz erimesine yol açmıştır.

Böylece 10. ve 11. Kolordular daha Sarıkamış’a bile ulaşamadan yol üzerinde tamamen yok olmuştur. Sadece 9. Kolordu tek başına Sarıkamış’a ulaşmayı başarmış, ancak 300 kişilik bu küçük kuvvet de Ruslarca geri püskürtülmüştür. Nihayetinde taarruzların başarısız olması üzerine, 6 Ocak 1915 tarihinde Hafız Hakkı Paşa tarafından resmi geri çekilme emri verilmiştir. Demek ki bu büyük atağa katılan güçlerin sadece %10’u başlama pozisyonuna geri dönebilmiştir.

Karlar Eridiğinde Ortaya Çıkan Acı

Özetle başlangıçta kazanılan küçük başarıların ardından, tarihin gördüğü en büyük bozgunlardan biri yaşanmıştır. , çıplak ve cephanesiz bırakılan vatan evlatları için Allahuekber Dağları adeta birer beyaz mezar olmuştur. Hatta havalar ısınıp karlar erimeye başladığında ortaya çıkan görüntüler, yaşanan dramın büyüklüğünü gözler önüne sermiştir. Nitekim Enver Paşa, komutanlığı Hafız Hakkı Paşa’ya devrederek süratle İstanbul’a dönmüştür.

Sonuçta açlığa, susuzluğa ve soğuğa teslim edilen binlerce can, vatan toprakları uğruna şehit düşmüştür. Şimdi bizlere düşen en büyük görev, bu acı askeri hatalardan ders çıkararak şanlı tarihimizin her anına sahip çıkmaktır. Böylece canlarını feda eden kahramanlarımızın hatırasını saygıyla yaşatmak, bu ülkenin her bir ferdi için namus borcu olarak kalacaktır.

Dileriz ki aziz şehitlerimizin ruhları şad, mekanları her daim cennet olsun.

Alman Genelkurmayının Stratejik Hedefleri

SSarıkamış Harekatı, müttefik Alman subaylarının da planladığı bir askeri girişimdi. itekim Genelkurmay İkinci Başkanı Friedrich Bronsart von Schellendorf, bu kış taarruzunu desteklemişti. Çünkü Alman Genelkurmayı için bu cephe, Rus ordularını Kafkasya’da oyalama alanıdır. Böylece Rusların Avrupa cephesindeki baskısı tamamen kırılacaktı. Hatta Batı cephesinde Almanya’nın askeri yükü büyük oranda hafifleyecekti.

Bununla birlikte 3. Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa kış taarruzuna karşı çıkmıştı. Ancak Bronsart Paşa, onun bu duruşunu azim eksikliği olarak nitelendirdi. Sonuç olarak hazırlanan agresif kuşatma planı, hemen yürürlüğe konmuştur. Yani Mehmetçiğin canı pahasına, Alman askeri çıkarlarına hizmet edilmiştir. Zira bölgedeki dondurucu ve ağır doğa koşulları tamamen göz ardı edilmiştir.

Feldmann ve Guze’nin Çarpıcı İtirafları

Diğer taraftan Enver Paşa ile cepheye giden Yarbay Otto von Feldmann, felaketi rapor etmiştir. Feldmann, askeri raporlarında Osmanlı ordusunun lojistik eksikliklerini bizzat yazmıştır. Özellikle kışlık donanım ve nakliye yetersizliği, felaketin baş sorumlusu sayılmıştır. Benzer şekilde 3. Ordu Kurmay Başkanı Felix Guze de savaştan sonra hatıralar kaleme almıştır.

Guze, hatıralarında harekatın askeri açıdan hiçbir başarı şansı bulunmadığını itiraf etmiştir. Dahası kolordular arası koordinasyon eksikliğinin hezimeti kaçınılmaz kıldığını vurgulamıştır. Fakat tüm bu uyarılara rağmen, Alman askeri misyonu hiçbir engelleyici çaba göstermemiştir. Kısacası müttefik subaylar, Türk askerinin erimesini soğukkanlı bir askeri mantıkla izlemiştir.

Liman von Sanders ve Konsolosluk Raporları

Ayrıca Alman Askeri Misyon Heyeti Başkanı Liman von Sanders, hatıratında ve raporlarında Enver Paşa’yı sert dille eleştirmiştir. Sanders, “Osmanlı Devleti’nin Askeri Çöküşünün Nedenleri” başlıklı gizli raporunda Sarıkamış’ı tam bir taktik cinayet olarak nitelendirmiştir. Zira ona göre, kışın en şiddetli anında Allahuekber Dağları’na yaya birlik sürmek askeri dehanın değil, cehaletin bir ürünüydü. Öyle ki bu felaket, Kafkasya cephesindeki Osmanlı askeri varlığını neredeyse tamamen ortadan kaldırmıştır.

Nitekim cephenin gerisindeki acı durum, Almanya’nın Trabzon Konsolosu Dr. Bergfeld’in resmi raporlarına da yansımıştır. Bergfeld, 2 Mart 1915 tarihli raporunda bölgedeki tifüs salgınının ve açlığın yarattığı yıkımı merkeze bildirmiştir. Hatta hastanelerdeki yetersizliklerin Türk askerini saflar halinde kırdığını, günlük ölüm oranlarının inanılmaz boyutlara ulaştığını aktarmıştır. Sonuçta Alman subayların bu tarihi raporları, Sarıkamış’ın sadece doğaya karşı değil, yanlış ittifak politikalarına karşı da kaybedilen bir trajedi olduğunu kanıtlamaktadır.

Çanakkale Kara Savaşları: Savunma Stratejisi, Cepheler ve Zaferin Analizi

105 yıl önce 25 Nisan sabahı Gelibolu Yarımadası’nda başlayan Çanakkale Kara Muharebeleri’ni ve Mustafa Kemal’in tarihi nasıl değiştirdiğine dünyanın tanık ettiği o gün ve arkasından gelen zafer hepimize kutlu olsun!

‘ÇANAKKALE’Yİ GEÇEMEZSİNİZ’… 1915’in Mayıs ayında 14. Alay askerleri tarafından savunulan Bombasırtı mevkiindeki düşman siperlerine bir bildiri atılmıştı. ANZAC askerlerini teslim olmaya çağıran belgenin orijinali ATASE arşivlerinde ortaya çıktı.

Giriş ve Türk Tarafının Savunma Stratejisi

Osmanlı Devleti, Çanakkale’de kıyıları kuvvetli tutarak düşmanı denizde karşılamayı amaçlıyordu. Zira Türk kurmayları, müttefik orduların karaya çıkmasını kesinlikle engellemek istiyordu. Bu amaçla askerler, düşman karaya ayak bastığı takdirde karşı taarruzlar yapacaktı. Ancak 5. Ordu Komutanlığına atanan Alman Generali Sanders, bu planı tamamen değiştirdi. Sanders’in kişisel fikrine göre, müttefik kuvvetler öncelikle Saroz Körfezi’ne çıkarma yapacaktı. Bu düşünce nedeniyle, kıyılarda sadece zayıf gözetleme postaları bırakıldı. Alman general, ana kuvvetlerin büyük kısmını ise stratejik olarak geri bölgede tertipledi. Muhtemelen Sanders, İngiliz ve Fransız ordularını bu cephede uzun süre bağlamayı düşündü. Böylece Avrupa cephelerinde Almanların karşısındaki askeri baskıyı hafifletmeyi amaçlıyordu.

Savaş Öncesi Türk Ordusunun Kuvvet Yapısı

Askeri yapılanma bağlamında, Gelibolu’da 3. Kolordu, Anadolu yakasında 15. Kolordu konuşlandı. Esat Paşa komutasındaki 3. Kolordu emrinde başlangıçta üç adet piyade tümeni bulunuyordu. Alman Generali Weber komutasındaki 15. Kolordu ise iki piyade tümenine sahipti. Ayrıca doğrudan ordu karargahına bağlı bir piyade tümeni daha mevcuttu. Toplamda ordu, 6 tümen, bir süvari tugayı ve 4 jandarma taburundan oluşuyordu. Rakamlarla ifade etmek gerekirse, Türk tarafı ilk günlerde 57 tabur asker barındırıyordu. Bununla birlikte, sahada savunma yapan 24 topçu bataryası düşmanı bekliyordu. Savaşın ilerleyen dönemlerinde, stratejik kıta kaydırmalarıyla tümen sayısı 16’ya kadar yükseldi.

İtilaf Devletleri’nin Kozmopolit Çıkarma Planı

Madalyonun diğer yüzünde, İtilaf Devletleri çıkarma için Seddülbahir ve Kabatepe arasını seçti. Plan gereği, müttefik orduların asıl askeri sıklet merkezi Seddülbahir bölgesi olacaktı. Düşman kurmayları, Türk kuvvetlerini yanıltmak için Saroz ve Kumkale’ye gösteriş harekatı planladı. General Hamilton komutasındaki işgal ordusu, İngiliz, Fransız ve Anzak birliklerinden oluşuyordu. Bu ordunun içinde, sömürgelerden getirilen çok sayıda Senegalli asker de görev yapıyordu. Toplamda düşman, 60 piyade taburu ve 40 topçu bataryası ile saldırdı. Ayrıca çıkarmayı denizden destekleyen devasa bir donanma ve 72 uçak mevcuttu. Nihayet 25 Nisan 1915 sabahı müttefikler, donanma ateşiyle asker çıkarmaya başladılar. Fakat Saroz ve Kumkale’ye yapılan aldatma çıkarmaları başarısız oldu ve askerler çekildi.

Seddülbahir Cephesi ve Ertuğrul Koyu Direnişi

Büyük çıkarma başladığında, İngiliz 29. Tümeni Seddülbahir’de beş ayrı koya birden saldırdı. Düşmanın buradaki ilk hedefi, Alçıtepe’yi ele geçirip merkez tabyalarını tamamen susturmaktı. Ancak bu kritik bölgeyi Binbaşı Mahmut Sabri komutasındaki kahraman Türk taburu savunuyordu. Küçük takımlar halinde tertiplenen askerlerimiz, donanma desteğine karşı çok şiddetli direndi. Özellikle Ezineli Yahya Çavuş, takımıyla Ertuğrul Koyu’nu tam 12 saat savundu. Bu kahramanca direniş karşısında, çok ağır kayıplar veren İngilizler perişan oldu. Sonuç olarak, müttefik kuvvetler Alçıtepe hedefine ulaşamadı ve sadece kıyıda tutunabildi.

Arıburnu Çıkarması ve Mustafa Kemal’in İnisiyatifi

Aynı saatlerde Arıburnu cephesinde de Sanders’in planı nedeniyle zayıf kuvvetler bulunuyordu. Bölgeyi korumakla görevli 27. Alay birlikleri, sahile çıkan Anzak Kolordusu ile karşılaştı. Aslında Anzaklar, akıntı nedeniyle planlanan yerin 1.500 metre kuzeyine çıkmıştı. Yanlış sahile çıkan düşman askerleri, yüksek tepelerin arasında adeta kapana kısılmıştı. Az sayıdaki Mehmetçiğin isabetli atışları, ilk çıkarma dalgasının tamamına yakınını imha etti. Fakat ilerleyen saatlerde cephanesi biten Türk askerleri Conkbayırı’na doğru çekilmeye başladı. Tam bu kritik anda, 19. Tümen Komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal inisiyatif aldı. Büyük bir sorumluluk üstlenerek, 57. Alay’ı derhal Kocaçimentepe istikametine doğru harekete geçirdi.

Conkbayırı Muharebesi ve Tarihi Süngü Emri

Mustafa Kemal Conkbayırı’na çıktığında, düşmandan kaçan gözetleme erlerinin önüne geçti. Askerlerin cephanelerinin bittiğini söylemesi üzerine, “Cephaneniz yoksa süngünüz var!” emrini verdi. Türk askerinin süngü takıp yere yatmasıyla, peşlerindeki Anzak askerleri de durdu. Bu taktiksel hamleyle kazanılan sürede, 57. Alay kuvvetleri hızla cepheye yetişti. Mustafa Kemal, subaylarına “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” sözleriyle seslendiler. Yapılan şiddetli süngü hücumları sonucunda, Anzak kuvvetleri büyük bir panikle geri kaçtı. Nitekim İngiliz tarihçi Oglander, bu deha müdahalenin savaşın kaderini tayin ettiğini yazar.

Suvla Çıkarması ve Anafartalar Cephesi

Arıburnu’ndaki bu kırılmadan sonra, çarpışmalar aylarca süren kanlı mevzi muharebelerine dönüştü. Askeri gereklilikler doğrultusunda, 5. Ordu birlikleri sahada dört ayrı gruba ayrıldılar. Bu sırada Türk ordusunu arkadan kuşatmak isteyen General Hamilton, yeni bir plan yaptı. Hamilton, Suvla sahillerine kuvvet çıkararak Anafartalar bölgesinde üçüncü bir cephe açtı. Tarihin o güne kadarki en büyük çıkarması, 6-7 Ağustos gecesi resmen başladı. Ancak Suvla’ya çıkan İngiliz taburları, ilk iki gün sahilde oturup dinlenmeyi seçti. Düşmanın bu büyük stratejik hatası, Türk ihtiyat birliklerinin bölgeye yetişmesini sağladı.

Sonuç: Anafartalar Zaferi ve Düşmanın Çekilmesi

Gelişen tehlike üzerine Ordu Komutanı, Mustafa Kemal’i Anafartalar Grup Komutanlığına atadı. Komutayı alan Mustafa Kemal, 9 Ağustos sabahı taarruzla İngilizleri tamamen püskürttü. Hemen ardından 10 Ağustos şafağında Conkbayırı’nda baskın tarzında yeni bir hücum başlattı. Bu kanlı muharebede göğsüne isabet eden şarapnel, cebindeki saat sayesinde hayatını kurtardı. Ağustos sonundaki yeni düşman taarruzları da Türk askeri karşısında ağır hüsranla bitti. Son tahlilde, boğazı geçemeyeceğini anlayan İtilaf Devletleri, yenilgiyi resmen kabul etmek zorunda kaldı. Müttefik ordular, 9 Ocak 1916 tarihine kadar Çanakkale topraklarından tamamen çekildiler. Şüphesiz bu büyük zafer, Türk ulusuna Mustafa Kemal Atatürk gibi bir lideri armağan etti.

Milli Egemenlik ve Unutulmayan Emanet

Ulusal egemenlik, devletin yönetim gücünün doğrudan doğruya millete ait olması demektir. Demokratik meclisler ve özgür seçimler, bu gücün en büyük göstergesidir. Nitekim gücün var olduğu ülkelerde kurucu irade şahıslarda değil, tamamen halktadır. Mustafa Kemal Atatürk, ölümsüz eseri Nutuk’un sonunda da bu sarsılmaz iradeyi öğütler. Gençliğe Hitabe, istiklal ve cumhuriyeti ilelebet koruma görevini gençliğe verir.

Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: 23nsan.jpg

 Balıkesir Hutbesi ve Akıl

Ayrıca Mustafa Kemal Atatürk, 1923 yılında Balıkesir Zağanos Paşa Camii’nde tarihi bir konuşma yaptı. Gazi, bu ünlü hutbe kapsamında İslam dininin akla, mantığa ve gerçeğe tamamen uyduğunu belirtti. Çünkü evrenin ilahi kanunları ile mantık arasında hiçbir çelişki yoktur. Dolayısıyla camiler sadece şekli ibadetlerin yapıldığı kapalı mekanlar değildir. Aksine ibadethaneler, din ve dünya işlerinin dürüstçe tartışıldığı danışma yerleridir.

Balıkesir Zağanos Paşa Camii ziyaretini, halkla buluşması

Ortak İrade ve Gerçek Liderlik

Zira milli amaçlar, tek bir kişinin değil tüm milletin ortak arzusudur. Nitekim Hz. Muhammed ve dört halife de bu tarz hutbe iradeleriyle günlük sorunları çözdüler. Yöneticiler, toplumu aydınlatmak için her zaman halka doğruyu söylemek zorundadır. Çünkü gerçek liderlik, halkı asla aldatmamayı ve onu can kulağıyla dinlemeyi gerektirir.

Cumhuriyet rejiminin ilk yıllarında karşılaştığı yapısal tehditleri tam anlamak için, bir diğer çalışmamız olan TBMM Açılışı ve Milli Egemenlik Destanı Analizi başlıklı makalemizi de mutlaka incelemelisiniz. Çünkü kurucu iradenin felsefi kökleri geleceğimizi aydınlatır.

2016-04-25 13:14:35

Lozan: Şahlanmış Bir Milletin Onuru

İtilaf devletlerinin Sevr üzerinden kurduğu baskıyı, Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki şanlı askeri zaferler tamamen tersine çevirdi. Ankara Hükümeti, bu büyük başarıları Lozan Antlaşması ile hukuken onaylattı. Nitekim Türk heyeti, konferans boyunca ulusal onurdan ve tam egemenlik haklarından asla taviz vermedi. Çünkü delegelerimiz, İsviçre’ye sadece bir barış imzası atmaya değil, yeni devletin tapusunu almaya gitmişti.

Savaş Meydanlarından Diplomasi Masasına

Milli Mücadele boyunca cephede kazandığımız zaferler, diplomasi masasında Türk temsilcilerinin elini muazzam şekilde güçlendirdi. Özellikle Mudanya Ateşkes Antlaşması, Türk ulusunun haklarını tüm dünyaya haykırma fırsatı sundu. İsmet Paşa komutasındaki heyet, masada her an uyanık davrandı. Böylece emperyalist güçlerin dayatmalarına karşı sarsılmaz bir direnç kalesi kurdular.

Kapitülasyonların Tasfiyesi ve Ekonomik Zafer

Görüşmeler, kapitülasyonların kaldırılması ve Duyunu Umumiye borçları sürecinde büyük tıkanıklıklar yaşadı. Çünkü emperyalistler, Osmanlı dönemindeki ekonomik ayrıcalıklarını yeni devlette de sürdürmek istiyordu. Ancak Mustafa Kemal Paşa, gösterdiği tavizsiz duruşla bu haksız ayrıcalıkları tamamen kaldırdı. Kısacası Türkiye, hakkı olan tam ekonomik bağımsızlığı Lozan oturumlarında büyük bir kararlılıkla kazandı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Uluslararası Tapusu

Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin dünyaca onaylanan uluslararası tapusu ve sarsılmaz egemenlik belgesidir. Mehmetçiğin cephelerde canı pahasına kazandığı bu büyük zafer, halkın yokluğa rağmen gösterdiği fedakarlıkla taçlanmşyırı. Üstelik bu antlaşma, sınırları hukuken tescilledi. Yeni devletin kurumsal meşruiyetini tüm dünyaya ilan etti. Yani kurulan yeni nizam, rastlantıların değil, topyekün bir inancın eseridir.

Tarihi Gerçekler ve Yarınları İnşa Etmek

Mustafa Kemal Paşa’ya olan sonsuz güvenle gelen bu başarıları, bugün bazı odaklar maalesef çarpıtıyor. OysaLozan‘ı savunmak, tarihin asil gerçeklerine ve geleceğimize dürüstçe sahip çıkmak demektir. Dolayısıyla kurucu iradenin bu dik duruşunu nesillere doğru aktarmak hepimizin namus borcudur. Zira geçmişin diplomatik hafızasını taze tutmak, yarınları inşa ederken hayati bir rol oynamaktadır.

Detaylı diplomatik süreci ve masada çözümsüz kalan diğer sınır meselelerini anlamak için, bir diğer yakın tarih çalışmamız olan Musul Sınır Oyunu ve 1926 Ankara Antlaşması Analizi başlıklı yazımızı da inceleyebilirsiniz. Çünkü kurumsal adımlar cephede ve masada kaderi tamamen değiştirmiştir.