Demokrasinin İlk Kıvılcımı: I. Meşrutiyet ve Kanun-ı Esasi

Osmanlı modernleşme tarihi 23 Aralık 1876 günü en tepe noktasına ulaştı. Çünkü Sultan II. Abdülhamid o gün ilk anayasa olan Kanun-ı Esasi’yi ilan etti. Böylece imparatorlukta mutlak monarşi dönemi resmen sona erdi. Tarihe I. Meşrutiyet olarak geçen bu dönem Türk demokrasi tarihinin miladıdır.

Fikirsel Temeller ve Jön Türklerin Sahneye Çıkışı

Bu tarihi dönüşümün arkasında Jön Türklerin çok büyük bir fikri emeği vardı. ÇünküNamık Kemal, Şinasi ve Ziya Paşa gibi aydınlar Genç Osmanlılar hareketini kurdular. Batı dünyasında ise bu gruba doğrudan Jön Türkler adını verdiler.

Üstelik bu genç aydınlar Tanzimat’ın getirdiği bürokratik diktatörlüğe şiddetle karşı çıktılar. Onlara göre devleti kurtarmanın tek yolu halkı yönetime katmaktı. Bu nedenle Avrupa tarzı bir meclis yapısını tek çare olarak gördüler. Nitekim yayınladıkları gazetelerle vatan ve hürriyet kavramlarını tüm ülkeye başarıyla yaydılar.

Sürgünden Saray Darbesine Uzanan Siyasi Mücadele

Ancak Jön Türklerin bu radikal fikirleri saray yönetimini fazlasıyla rahatsız etti. Aksine hükümet bu isimleri İstanbul’dan uzaklaştırmak için sürgüne gönderdi. Jön Türkler ise mücadeleyi Paris ve Londra gibi Avrupa başkentlerine taşıdılar.

Özellikle yurt dışında çıkardıkları Hürriyet gazetesiyle muhalefeti daha da sertleştirdiler. Sonunda devlet kademelerindeki Mithat Paşa gibi güçlü bürokratlarla gizli ittifaklar kurdular. Bu güçlü ittifak Sultan Abdülaziz’i tahttan indirerek yerine V. Murad’ı getirdi. Dolayısıyla Jön Türkler meşrutiyet sözü veren II. Abdülhamid’in tahta çıkmasını sağladılar.

Sultan II. Abdülhamid

Fermanın Arkasındaki Siyasi Zorunluluklar

Devlet o yıllarda Balkanlar’da çok büyük isyanlarla uğraşıyordu. Üstelik Avrupalı devletler bu durumu bahane ederek İstanbul’da toplandı. Tersane Konferansı adı verilen bu toplantıda Osmanlı’ya ağır şartlar dayattılar.

Mithat Paşa ve arkadaşları ise bu dış baskıyı kırmak istedi. Bu amaçla Avrupalı güçlere ülkenin artık demokratikleştiğini göstermeyi hedeflediler. Nitekim konferansın toplandığı gün anayasayı ilan ettiler. Kısacası I. Meşrutiyet dış müdahaleleri engellemek için yapılan siyasi bir hamleydi.

Mithat Paşa

Güç Dengelerinin Değişmesi ve Siyasi Sonuçlar

Meşrutiyet ile birlikte devlet yönetiminde radikal bir dönüşüm yaşandı. Çünkü padişahın yanında artık halkın seçtiği bir parlamento vardı. Meclis-i Mebusan adını taşıyan bu meclis yasama yetkisine ortak oldu.

Ancak Kanun-ı Esasi padişaha hala çok büyük yetkiler veriyordu. Örneğin padişah meclisi açma ve kapatma hakkını elinde tutuyordu. Sonunda II. Abdülhamid 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nı bahane etti. Bu savaşı gerekçe göstererek meclisi kısa süre sonra kapattı. Dolayısıyla ilk anayasal deneyim siyasi krizler nedeniyle yarıda kaldı.

Haklar, Hukuk ve Toplumsal Kırılmalar

I. Meşrutiyet toplumsal hayatta çok renkli bir parlamento yapısı doğurdu. Çünkü yapılan seçimlerin ardından her dinden ve ırktan mebus meclise girdi. Böylelikle Türkler, Araplar, Rumlar ve Ermeniler aynı çatı altında toplandı.

Bu durum Osmanlıcılık idealinin hayata geçmesi için büyük bir fırsattı. Fakat meclis içindeki etnik milliyetçilik tartışmaları kısa sürede büyüdü. Bu nedenle Müslüman ve gayrimüslim mebuslar arasında ciddi fikir ayrılıkları yaşandı. Sonuç olarak toplumsal bütünleşme hedefi yerini siyasi kamplaşmalara bıraktı.

Kültürel Dönüşüm ve Yeni Hayat

Meşrutiyet dönemi kültürel alanda büyük bir uyanışı beraberinde getirdi. Zira Jön Türkler ve Genç Osmanlılar bu dönemde fikirlerini serbestçe yaydı. Özellikle Namık Kemal gibi aydınlar vatan ve hürriyet kavramlarını zihinlere kazıdı.

Ayrıca gazeteler siyasi tartışmaların ana merkezi haline geldi. Böylece toplum ilk kez seçim, sandık ve temsil kavramları ile tanıştı. Bu yeni siyasi kültür kahvehanelerden konaklara kadar her yerde karşılık buldu. Aksi takdirde halkın siyasi bilincinin bu kadar hızlı değişmesi imkansızdı.

Akademik Açıdan Meşrutiyet’in Mirası

arihçiler I. Meşrutiyet dönemini modern Türkiye’nin laboratuvarı olarak görürler. Örneğin Tarık Zafer Tunaya gibi uzmanlar bu süreci anayasal geleneğin başlangıcı sayar. Oysa eleştirel akademisyenler anayasanın padişahı koruyan yapısına dikkat çeker. Onlara göre bu durum gerçek bir demokrasi için yetersizdi.

Buna rağmen her iki görüş de ortak bir noktada buluşur. Çünkü I. Meşrutiyet olmasaydı ne II. Meşrutiyet ne de Cumhuriyet kurulabilirdi. Sonuç olarak bugün sahip olduğumuz parlamento kültürü köklerini 1876’daki bu ilk kıvılcımdan alır.

Verified by MonsterInsights