Özgürlük Rüzgarından Parti Kavgalarına: II. Meşrutiyet’in Anatomisi

Osmanlı İmparatorluğu 24 Temmuz 1908 sabahı yepyeni bir döneme gözlerini açtı. Çünkü Sultan II. Abdülhamid otuz yıl aradan sonra anayasayı yeniden yürürlüğe koydu. Böylece tarihte II. Meşrutiyet olarak bilinen fırtınalı süreç resmen başladı. Bu dönem modern Türk siyasetinin en dinamik laboratuvarı oldu.

İstibdat Dönemi Uygulamaları ve Toplumsal Baskı

Bu büyük patlamanın arkasında otuz yıllık çok ağır bir birikim vardı. Çünkü I. Meşrutiyet’in kapanmasından sonra ülkede katı bir istibdat rejimi başladı. Saray bu dönemde çok sıkı bir sansür mekanizması kurdu. Öyle ki gazete ve dergilerde “hürriyet”, “vatan” ve “anayasa” kelimelerini yasakladılar.

Üstelik kurulan geniş hafiyelik teşkilatı toplum üzerinde derin bir korku yarattı. İnsanlar sokaklarda siyaset konuşmaktan korkar hale geldi. Bu nedenle muhalif sesler tamamen sustu veya yer altına çekildi. Nitekim bu ağır baskı ortamı toplumsal patlamanın en büyük yakıtı oldu.

Baskıcı yönetime karşı ortaya çıkan protestolar

Osmanlı Aydınlarının Sürgün ve Hücre Mücadelesi

Ancak istibdat uygulamaları hürriyet fikrini yok etmeyi başaramadı. Aksine baskılar Osmanlı aydınlarını daha organize bir mücadeleye sevk etti. Genç tıbbiyeliler ve harbiyeliler gizli hücreler kurarak örgütlendiler. Sonunda bu hareket İttihat ve Terakki Cemiyeti adını aldı.

Sarayın baskısından kaçan yüzlerce aydın ise Paris ve Cenevre’ye gitti. Böylece Ahmet Rıza ve Prens Sabahaddin gibi isimler muhalefeti yurt dışından yönettiler. Kaçak gazeteler ve broşürler basarak bunları gizlice İstanbul’a soktular. Kısacası Osmanlı aydını hürriyet fikrini canı pahasına diri tuttu.

Fermanın Arkasındaki Siyasi Zorunluluklar

Devlet yirminci yüzyılın başında Makedonya’da çok büyük bir kaos yaşıyordu. Üstelik İngiltere ve Rusya Reval’de buluşarak Osmanlı topraklarını paylaşma planları yaptı. İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesi subaylar bu tehlikeyi gördü.

Bu nedenle Resneli Niyazi ve Enver Bey gibi isimler dağa çıktı. Nitekim askeri isyanlar karşısında saray anayasayı ilan etmek zorunda kaldı. Kısacası II. Meşrutiyet ordunun ve aydınların baskısıyla gerçekleşen siyasi bir devrimdi.

Güç Dengelerinin Değişmesi ve Siyasi Sonuçlar

Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte devlet yönetiminde güç dengeleri tamamen altüst oldu. Çünkü padişahın mutlak otoritesi bu kez çok ağır bir darbe aldı. İttihat ve Terakki Cemiyeti devlet yönetiminin gizli hakimi haline geldi.

Ancak bu durum Türk tarihinde ilk kez çok partili hayatı doğurdu. Örneğin Ahrar Fırkası gibi muhalif partiler mecliste yer buldu. Sonunda 1909 yılında yaşanan 31 Mart Vakası siyasi krizi zirveye taşıdı. Dolayısıyla bu askeri darbe girişimi padişahın tahttan indirilmesiyle sonuçlandı.

Haklar, Hukuk ve Toplumsal Kırılmalar

II. Meşrutiyet toplumsal hayatta muazzam bir özgürlük patlaması meydana getirdi. Çünkü sansürün kaldırılmasıyla birlikte yüzlerce yeni gazete ve dergi bastılar. Böylelikle sokaklarda “Hürriyet, Adalet, Müsavat ve Uhuvvet” sloganları yüksek sesle yankılandı.

Bu durum toplumsal bütünleşme adına başlangıçta büyük bir iyimserlik yarattı. Fakat Trablusgarp ve Balkan Savaşları bu bahar havasını kısa sürede bitirdi. Bu nedenle kaybedilen topraklar toplumda derin bir travmaya yol açtı. Sonuç olarak Osmanlıcılık fikri yerini radikal bir Türk milliyetçiliğine bıraktı.

Kültürel Dönüşüm ve Yeni Hayat

Meşrutiyet dönemi kültürel ve entelektüel alanda adeta bir rönesans yaşattı. Zira kadın hareketleri bu dönemde ilk kez güçlü dergiler çıkardı. Özellikle Halide Edib gibi kadın yazarlar toplumsal hayatta ön plana çıktı.

Ayrıca sinema, tiyatro ve müzik gibi sanat dalları hızla yaygınlaştı. Böylece toplum Batı tarzı eğlence ve düşünce biçimlerini hızla benimsedi. Bu yeni kültürel atmosfer modern cumhuriyet aydınlarının düşünce dünyasını şekillendirdi. Aksi takdirde sonraki yıllarda yapılacak radikal devrimlerin zemin bulması imkansızdı.

Akademik Açıdan Meşrutiyet’in Mirası

Tarihçiler II. Meşrutiyet dönemini modern Türkiye’nin gerçek beşiği sayarlar. Örneğin Şerif Mardin gibi uzmanlar bu süreci toplumsal muhalefetin doğuşu olarak inceler. Oysa eleştirel akademisyenler İttihatçıların tek parti yönetimine dönüşen baskıcı politikalarını eleştirir. Onらにgöre bu sert yönetim tarzı demokrasi kültürüne zarar verdi.

Buna rağmen her iki görüş de ortak bir hakikati kabul eder. Çünkü II. Meşrutiyet’in getirdiği meclis, seçim ve parti tecrübesi olmasaydı Cumhuriyet kurulamazdı. Sonuç olarak bugün sahip olduğumuz çok partili demokrasi köklerini 1908’deki bu büyük dönüşümden alır.

Demokrasinin İlk Kıvılcımı: I. Meşrutiyet ve Kanun-ı Esasi

Osmanlı modernleşme tarihi 23 Aralık 1876 günü en tepe noktasına ulaştı. Çünkü Sultan II. Abdülhamid o gün ilk anayasa olan Kanun-ı Esasi’yi ilan etti. Böylece imparatorlukta mutlak monarşi dönemi resmen sona erdi. Tarihe I. Meşrutiyet olarak geçen bu dönem Türk demokrasi tarihinin miladıdır.

Fikirsel Temeller ve Jön Türklerin Sahneye Çıkışı

Bu tarihi dönüşümün arkasında Jön Türklerin çok büyük bir fikri emeği vardı. ÇünküNamık Kemal, Şinasi ve Ziya Paşa gibi aydınlar Genç Osmanlılar hareketini kurdular. Batı dünyasında ise bu gruba doğrudan Jön Türkler adını verdiler.

Üstelik bu genç aydınlar Tanzimat’ın getirdiği bürokratik diktatörlüğe şiddetle karşı çıktılar. Onlara göre devleti kurtarmanın tek yolu halkı yönetime katmaktı. Bu nedenle Avrupa tarzı bir meclis yapısını tek çare olarak gördüler. Nitekim yayınladıkları gazetelerle vatan ve hürriyet kavramlarını tüm ülkeye başarıyla yaydılar.

Sürgünden Saray Darbesine Uzanan Siyasi Mücadele

Ancak Jön Türklerin bu radikal fikirleri saray yönetimini fazlasıyla rahatsız etti. Aksine hükümet bu isimleri İstanbul’dan uzaklaştırmak için sürgüne gönderdi. Jön Türkler ise mücadeleyi Paris ve Londra gibi Avrupa başkentlerine taşıdılar.

Özellikle yurt dışında çıkardıkları Hürriyet gazetesiyle muhalefeti daha da sertleştirdiler. Sonunda devlet kademelerindeki Mithat Paşa gibi güçlü bürokratlarla gizli ittifaklar kurdular. Bu güçlü ittifak Sultan Abdülaziz’i tahttan indirerek yerine V. Murad’ı getirdi. Dolayısıyla Jön Türkler meşrutiyet sözü veren II. Abdülhamid’in tahta çıkmasını sağladılar.

Sultan II. Abdülhamid

Fermanın Arkasındaki Siyasi Zorunluluklar

Devlet o yıllarda Balkanlar’da çok büyük isyanlarla uğraşıyordu. Üstelik Avrupalı devletler bu durumu bahane ederek İstanbul’da toplandı. Tersane Konferansı adı verilen bu toplantıda Osmanlı’ya ağır şartlar dayattılar.

Mithat Paşa ve arkadaşları ise bu dış baskıyı kırmak istedi. Bu amaçla Avrupalı güçlere ülkenin artık demokratikleştiğini göstermeyi hedeflediler. Nitekim konferansın toplandığı gün anayasayı ilan ettiler. Kısacası I. Meşrutiyet dış müdahaleleri engellemek için yapılan siyasi bir hamleydi.

Mithat Paşa

Güç Dengelerinin Değişmesi ve Siyasi Sonuçlar

Meşrutiyet ile birlikte devlet yönetiminde radikal bir dönüşüm yaşandı. Çünkü padişahın yanında artık halkın seçtiği bir parlamento vardı. Meclis-i Mebusan adını taşıyan bu meclis yasama yetkisine ortak oldu.

Ancak Kanun-ı Esasi padişaha hala çok büyük yetkiler veriyordu. Örneğin padişah meclisi açma ve kapatma hakkını elinde tutuyordu. Sonunda II. Abdülhamid 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nı bahane etti. Bu savaşı gerekçe göstererek meclisi kısa süre sonra kapattı. Dolayısıyla ilk anayasal deneyim siyasi krizler nedeniyle yarıda kaldı.

Haklar, Hukuk ve Toplumsal Kırılmalar

I. Meşrutiyet toplumsal hayatta çok renkli bir parlamento yapısı doğurdu. Çünkü yapılan seçimlerin ardından her dinden ve ırktan mebus meclise girdi. Böylelikle Türkler, Araplar, Rumlar ve Ermeniler aynı çatı altında toplandı.

Bu durum Osmanlıcılık idealinin hayata geçmesi için büyük bir fırsattı. Fakat meclis içindeki etnik milliyetçilik tartışmaları kısa sürede büyüdü. Bu nedenle Müslüman ve gayrimüslim mebuslar arasında ciddi fikir ayrılıkları yaşandı. Sonuç olarak toplumsal bütünleşme hedefi yerini siyasi kamplaşmalara bıraktı.

Kültürel Dönüşüm ve Yeni Hayat

Meşrutiyet dönemi kültürel alanda büyük bir uyanışı beraberinde getirdi. Zira Jön Türkler ve Genç Osmanlılar bu dönemde fikirlerini serbestçe yaydı. Özellikle Namık Kemal gibi aydınlar vatan ve hürriyet kavramlarını zihinlere kazıdı.

Ayrıca gazeteler siyasi tartışmaların ana merkezi haline geldi. Böylece toplum ilk kez seçim, sandık ve temsil kavramları ile tanıştı. Bu yeni siyasi kültür kahvehanelerden konaklara kadar her yerde karşılık buldu. Aksi takdirde halkın siyasi bilincinin bu kadar hızlı değişmesi imkansızdı.

Akademik Açıdan Meşrutiyet’in Mirası

arihçiler I. Meşrutiyet dönemini modern Türkiye’nin laboratuvarı olarak görürler. Örneğin Tarık Zafer Tunaya gibi uzmanlar bu süreci anayasal geleneğin başlangıcı sayar. Oysa eleştirel akademisyenler anayasanın padişahı koruyan yapısına dikkat çeker. Onlara göre bu durum gerçek bir demokrasi için yetersizdi.

Buna rağmen her iki görüş de ortak bir noktada buluşur. Çünkü I. Meşrutiyet olmasaydı ne II. Meşrutiyet ne de Cumhuriyet kurulabilirdi. Sonuç olarak bugün sahip olduğumuz parlamento kültürü köklerini 1876’daki bu ilk kıvılcımdan alır.

Verified by MonsterInsights